Eskiden dünya savaşı çıkması için bir tahtadan taburenin devrilmesi yeterdi.
Bugün bir ülke işgal ediliyor, binlerce çocuk öldürülüyor ama kimseden tık yok.
Bizim buraların deyimiyle söyleyelim:
“Dünya bilmem neyine, mertek bilmem neresine!”
Herkes çok meşgul(!)
Birinin borsası açık, diğerinin seçimi var, öbürünün futbol maçı…
Savaş mı dediniz?
“Boş ver şimdi, işimiz var. Sonra bakarız…”
Eskiden bir kıvılcım yeterdi.
Bugün dünya cayır cayır yanıyor ama kimse ses çıkarmıyor.
Rahat olun, çıkmaz da.
Çünkü artık insanlık ölmüyor;
piyasa dengeleri bozuluyor.
1914'te Avusturya Veliahtı Franz Ferdinand'ın Saraybosna'da öldürülmesi, insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden birinin kapısını araladı.
Bir adam öldü, milyonlarca insanın kaderi değişti.
Yaklaşık 40 milyon insan ya hayatını kaybetti ya da sakat kaldı.
Çünkü o dönemde dünyada ittifak hatları netti.
Ve daha önemlisi, devletler “idealler” için savaşıyordu.
Bugün ise tablo bambaşka.
Ukrayna–Rusya savaşı başladığında dünya nefesini tuttu.
“Dünya savaşı çıkacak” denildi.
Çıkmadı.
Batı silah gönderdi, açıklamalar yaptı, yaptırımlar ilan etti ama hiçbir NATO ülkesi askerini toprağa basmadı.
Çünkü kimse nükleer bir satrançta piyon olmak istemiyor.
Bir dünya savaşı çıkmadı; çıkamazdı da.
Ardından Ortadoğu'nun bitmeyen barut fıçısı:
İsrail–İran gerilimi…
İran'ın İsrail'e saldırdığı o Nisan gecesi dünya yine diken üstündeydi.
Ama sonuç ne oldu?
Biraz roket, biraz misilleme…
Sonra sessizlik.
Yine diplomasi kazandı.
Aslında kazanan diplomasi değildi;
konfor kazandı.
Amerika da, Rusya da, Çin de, Avrupa Birliği de aynı noktada birleşti:
Kimse kendi refahını, iç düzenini ve piyasa istikrarını riske atmak istemiyor.
Küresel ekonomi bir bataklık gibi.
İçine düşen, sadece kendini değil herkesi batırıyor.
O yüzden herkes “mış gibi” yapıyor.
Bir yandan savaşları körüklüyor, silah satıyor, çatışmadan besleniyor;
diğer yandan savaşa doğrudan girmiyor.
Çünkü artık ideolojiler değil, piyasa dengeleri belirleyici.
Bugünün savaşları 20. yüzyılın savaşlarına benzemiyor.
Artık hedef toprak kazanmak değil, veri kazanmak.
Toplar, tüfekler geri planda.
Önde olan şey algoritmalar, finans akışları ve bilgi.
Dünya insanı enflasyonla, göçle, açlıkla ve yalnızlıkla boğuşurken;
liderler koca ordularla değil, küçük ekranlarla savaşıyor.
Yeni dünya düzeninde bir gerçek var:
Kimse küresel yangında ilk kıvılcım olmak istemiyor.
Dünya savaşı mı?
O tren çoktan kaçtı.
Bugünün savaşı sessizdir, görünmezdir ve ekonomiktir.
Tetiği çeken bir parmak yoktur belki…
Ama tetiği çektiren sistemler vardır.
Korkar gibi yapan ama elini asla taşın altına koymayan bir dünya…
İşte yeni kapitalist çağ tam olarak budur.
Ahmet Keser \ Timeturk