Sınırda bir pekeke(!)li itin bayrağımızı indirmesiyle memlekette kopan fırtına önemliydi.
Bayrağa sahip çıkma refleksi kıymetlidir, eyvallah.
Bravo.
Ama kardeşim…
Mesele sadece bayrağı tutmakla bitmiyor.
Bayrak, devletin sembolüdür.
Devlet yoksa, bayrak yapayanlız kalır öksüz olur!
Devletine de sahip çıkacaksın.
Hukukuna, kurumuna, askerine, polisine, sınırına, iradesine…
Sadece kriz anında bayrak sallayıp,
ertesi gün devlete sövmekle bu iş olmaz.
Bir yandan “bayrağım kutsal” diyeceksin,
öbür yandan devleti itibarsızlaştıran her söyleme alkış tutacaksın…
Olmaz.
Devleti zayıflat, kurumlarını itibarsızlaştır,
askerine “katil”, polisine “işkenceci”, yargısına “siparişçi” de…
Sonra bir bayrak indirilince ayağa fırla.
Olmaz !
Bir gün bayrak için köpürenlerin,
ertesi gün devlete sövenlerle aynı masada oturması bu memleketin en büyük açmazıdır.
Bayrağı sevdiğini söyleyip,
o bayrağı ayakta tutan devlete diş bilemek;
bu eksik bir bilinçtir.
Olmaz !
Eksik kalıyorsun.
Eksik yetişmişsin.
Bayrak hassasiyeti bir başlangıçtır ama son değildir.
Devlet bilinciyle tamamlanmazsa,
o hassasiyet anlık bir öfke, geçici bir nümayişten öteye geçmez.
Bayrağı seviyorsan,
onu ayakta tutan devleti de seveceksin.
Gerisi romantizm.
Gerisi tribün siyaseti.
Devlet, alkışla değil;
sahiplenmeyle ayakta durur.
Ahmet Keser \ Timeturk