Programlanabilir Para, Sessiz Bir Yetki Değişimi mi?
Sabah saat 09.15. Marketin önündesiniz. Ekmek alacaksınız. Kasiyer kartı uzatmanızı istiyor. Kartı okutuyorsunuz. Ekranda kısa bir uyarı beliriyor: “Bu işlem için harcama izniniz bulunmamaktadır.” Para var. Ama kullanamıyorsunuz.
Henüz böyle bir sabaha uyanmadık. Ama dünyada bu ihtimal artık bir “bilim kurgu” değil. Sessizce tartışılan bir sistemin kapısı aralanıyor.
Türkiye'de son aylarda aynı soru dönüp duruyor: “Dijital para geliyor mu?” Bu soru eksik. Hatta yanlış. Asıl soru şu değil: Para dijital mi olacak? Asıl soru şu: O para gerçekten senin mi olacak?
Dijital Para ≠ Kripto
Kripto paralar, tüm tartışmalarına rağmen, tek bir şey vaat eder: harcama özgürlüğü. Merkez bankalarının üzerinde çalıştığı dijital paralar – yani CBDC'ler – başka bir mantıkla geliyor.
Bu paralar:
- Merkez bankası tarafından çıkarılıyor
- Devlet altyapısına entegre ediliyor
- Ve en önemlisi: programlanabiliyor
İşte kırılma noktası tam burada.
Para Ne Zaman “Yazılım” Oldu?
Programlanabilir para, teknik bir kavram gibi anlatılıyor. Oysa mesele teknik değil. Zihinsel.
Çünkü programlanabilir para şu anlama geliyor:
- Nerede harcanacağını belirleyebilir
- Ne zaman harcanacağını belirleyebilir
- Kime aktarılacağını sınırlayabilir
Yani para, cebinizde duran bir araç olmaktan çıkıp, koşullu bir izin belgesine dönüşebilir. Peki, ama bu kötü bir şey mi? İlk örnek masum. Devlet, dar gelirliye yardım veriyor. Ama diyor ki: “Bu parayla alkol ve sigara alamazsın.” Toplumun büyük bölümü bunu makul bulur.
İkinci örnek yine mantıklı. Devlet, yeşil dönüşüm teşviki veriyor. Ama diyor ki: “Bu parayı sadece çevreci firmalarda kullanabilirsin.” Yine kimse itiraz etmez. Ama üçüncü örnek… İşte Sessiz Gerilim Burada Başlıyor Karbon kotası uygulaması… Uçuş hakkınız var. Bilet alacak paranız da var. Ama sistem diyor ki: “Bu yıl karbon sınırını doldurdunuz.” Para var. Ama uçak yok. Bu noktada soru değişiyor: Para mı yetmiyor, yoksa izin mi? Geleneksel para şunu temsil eder: “Bu benim param.” Programlanabilir para şunu söyleyebilir: “Bu parayı, izin verilen şekilde kullanabilirsin.”
Aradaki fark küçük gibi görünür. Ama sonuçları büyük. Çünkü bu, ekonomik bir araçtan davranış düzenleme mekanizmasına geçiştir. Ve akıllara şu soruyu getirir: “Mülkiyet mi, kullanım hakkı mı?”
Bugün İyi Niyet, Yarın Ne?
Bu noktada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekir. Mesele “devlet kötü mü?” meselesi değil. Mesele yetkinin kendisi.
Bugün:
– sosyal yardımı düzenlemek için
Yarın:
– tüketimi yönlendirmek için
Daha sonra:
– davranışı şekillendirmek için
Kural koyma gücü bir kez tanımlandığında, o kuralların sonsuza kadar aynı kalacağının garantisi yoktur.
Sessiz Bir Değişim Yaşıyoruz
Bu bir darbe değil.
Bir kriz değil.
Bir gecede olan bir şey hiç değil.
Bu, sessiz bir yetki değişimi. Paranın fiziksel formundan değil, paranın anlamından söz ediyoruz. Devlet parayı veriyor. Ama nasıl harcayacağını da belirliyorsa… Bu hâlâ para mı? Yoksa modern çağın en sofistike kontrol araçlarından biri mi? Bu sorunun cevabı, yarın sabah markette kasaya uzattığınız kartta gizli olabilir.
Aydoğan Yüce \ Timeturk