Anadili !
Dil tamam peki Ana ?
Şunu artık net görmek gerekiyor:
Mesele çocuklarımıza kaç dil öğrettiğimiz değil…
Mesele onların hangi değerlerle büyüdüğü.
Bugün övündüğümüz şeylere bakın; akıcı İngilizce konuşan, dünyayı takip eden ama kendi ailesine, köküne, büyüğüne yabancı bireyler yetiştiriyoruz.
Sonra da ortaya çıkan tabloya şaşırıyoruz.
Demek ki neymiş…
Evlat yetiştirmek; onları kurs kurs gezdirip yabancı dil öğretmekten ibaret değilmiş.
Asıl mesele; ahlaklı, edepli, vicdan sahibi bir insan yetiştirebilmekmiş.
Çocuğa önce “nasıl konuşacağını” değil, “nasıl insan olacağını” öğretmek gerekiyormuş.
Bakın, biz nerede hata yaptık biliyor musunuz?
Aileyi küçülttük.
Teyzeyi, dayıyı, amcayı, anneanneyi, dedeyi hayatın dışına ittik.
Bayramları tatil, akrabayı yük, büyüğü de eski kafa görmeye başladık.
Sonra ne oldu?
Kökü olmayan, bağ kuramayan, vicdanı zayıf bireyler ortaya çıktı.
Oysa bu toprakların bir mayası vardı.
Adına “Anadolu ahlakı” dediğimiz bir omurga…
Büyüğün elini öpmek vardı, küçüğü korumak vardı.
Sofrada paylaşmak vardı.
Ayıp vardı, edep vardı, utanma duygusu vardı.
Şimdi bunları “eski” diye kenara attık, yerine ne koyduk?
Yalnızlık…
Bencillik…
Köksüz bir bireyselleşme…
Şunu kabul edelim:
Çocuğu bireyselleştirmek adı altında aslında onu yalnızlaştırdık.
Oysa gerçek güç; büyük ailedeydi.
Akrabayla, eşle dostla, dayanışmayla kurulan o sağlam zemindeydi.
Evlat dediğin sadece iyi eğitim almış değil, aynı zamanda vicdanı olan, aidiyet hisseden, kökünü bilen insan olmalı.
Yoksa istediği kadar dil bilsin…
Kendi dilinde insan olamayanın, başka dilde ne söylediğinin çok da bir kıymeti kalmıyor.
İşte mesele tam olarak bu
Ahmet Keser/TİMETÜRK