Tüm dünyaya hayırlı uğurlu olsun.
Savaş sosyal medyada sona erdi.
Bu cümle size ironik geliyorsa, aslında gerçeğin ta kendisiyle yüzleşiyorsunuz.
Çünkü artık savaşlar cephelerde değil, ekranlarda başlıyor;
Vicdanlarda değil, algoritmalarda bitiyor.
Birkaç hafta önce herkesin dilinde olan, profil fotoğraflarını değiştiren, story'leri dolduran o “büyük acı”… bugün yok.
Çünkü timeline aşağı kaydı.
Peki bu ne demek biliyor musunuz?
Bu, insanlığın duygusal hafızasının “24 saatlik hikâye süresine” düşmesi demek.
Dün bir şehir bombalanıyor.
Çocuklar ölüyor.
İnsanlar enkaz altında yardım bekliyor.
Sosyal medya ayağa kalkıyor.
Etiketler açılıyor, milyonlarca paylaşım yapılıyor.
Herkes öfkeli, herkes üzgün, herkes “çok duyarlı”.
Aradan üç gün geçiyor…
Aynı insanlar bu kez bir fenomenin tatil videosuna kalp atıyor.
Bir annenin feryadı viral oluyor.
Hepimiz izliyoruz.
İçimiz parçalanıyor. “İnsanlık ölmüş” diyoruz.
Ertesi gün?
Aynı video artık “geçildi.”
Yerine yeni bir akım, yeni bir skandal, yeni bir eğlence geldi.
O annenin acısı ise hâlâ aynı yerde, ama biz artık orada değiliz.
İşte tam olarak burası kırılma noktası:
Biz artık olayları yaşamıyoruz, tüketiyoruz.
Sevgiyi tüketiyoruz.
Acıyı tüketiyoruz.
Hatıraları tüketiyoruz.
Ve şimdi… savaşı tüketiyoruz.
Eskiden savaşlar yıllarca konuşulurdu.
Nesiller boyu anlatılırdı.
İnsanlar unutmasın diye kitaplara yazılır, belgesellere çekilirdi.
Bugün ise savaş, “trend listesinde kalabildiği kadar” var.
Trend bitti mi?
Savaş da bitmiş sayılıyor.
Ama gerçek öyle mi?
Hayır.
Orada hâlâ insanlar ölüyor.
Hâlâ anneler ağlıyor.
Hâlâ şehirler yanıyor.
Sadece biz bakmayı bıraktık.
Çünkü bu çağ, acıya tahammül edemeyen ama onu izlemeye bağımlı bir çağ.
Bir trajediye en fazla birkaç gün dayanabiliyoruz.
Sonra zihnimiz “yeni içerik” istiyor.
Daha hafif, daha eğlenceli, daha az rahatsız edici…
Ve en tehlikelisi şu:
Biz buna alıştık.
Artık kimse “Bu nasıl unutulur?” diye sormuyor.
Herkes sessizce unutuyor.
Sosyal medyada savaşın bitmesi demek, savaşın gerçekten bitmesi değil; insanlığın dikkatinin başka yöne kayması demek.
Ve dikkat nereye giderse, vicdan da oraya gidiyor.
Bugün savaş yok sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Sadece ekranınızda yok.
Ve belki de asıl korkutucu olan şu:
Bir gün gerçekten büyük bir felaket olduğunda…
Onu da birkaç gün konuşup geçeceğiz.
Çünkü biz artık hissetmiyoruz.
Sadece “izliyoruz.”
Ahmet Keser/TİMETÜRK