Eğitim konusu üzerinde en fazla durulması gereken konuların başında gelmektedir. Ülkenin geleceği eğitim politikalarına göre şekillenecektir.
Eğitim politikaları durağan değil dinamik olmak zorundadır. Çünkü dünya ve dolayısıyla toplumlar her an değişmekte ve yeni ihtiyaç/sorunlar ile karşı karşıya kalmaktadır. Değişimi doğru okumak ve bu değişimle uyumlu olacak şekilde eğitim politikasını değiştirmek ve dönüştürmek gerekmektedir.
Mesela, ülkede yazılımla ilgili ihtiyaç ortaya çıktığı için yazılımcı yetiştirmeye yönelik farklı eğitim programları hayata geçirildi ve üniversitelerde yazılım mühendisliği bölümleri açıldı. Fakat bu noktada ihtiyaç fazlası oluşmadan önlem almak ve yeni alanlara yönelmek gerekmektedir. Hemen bütün branşlar için hızlı bir şekilde ihtiyaç doğrultusunda kararlar almak ve uygulamaya koymak gerekmektedir.
Zorunlu eğitim politikası üzerinde de düşünmek gerekir. Dün için gerekli görülen bir anlayışın bugün için doğru olduğunu savunmak durumunda değiliz.
Herkesi 12 yıl zorunlu eğitime tabi tutup sonra da üniversite okumalarını sağlayan sistem ülkenin geleceğine bir dinamittir. Ne bu kadar çok üniversiteye ne de bu kadar çok üniversite öğrencisine ihtiyacımız var. Üniversiteyi bitirmiş birisinin masa başı iş beklentisi ve teknik donanıma sahip olmaması ülkenin geleceği açısından kaygı vericidir. Az sayıda akademik donanımı olan öğrencinin üniversitelerde okuması gerekir. Herkesin diplomalı olduğu bir ülkede diplomanın da bir anlamı kalmıyor.
Zorunlu eğitim bir zorunluluktur. Fakat bu zorunluluğun sınırlarının doğru belirlenmesi gerekmektedir. Toplumun ihtiyaçları ve dünyanın gittiği yön dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.
12 yıllık zorunlu eğitim anlayışı Türkiye'nin beka sorunu haline geldi. Zorla gençleri 12 yıl boyunca okula göndermek ne topluma ne de bireysel olarak kendisine fayda sağlamaktadır.
Herkes okuryazar olmak zorundadır. Fakat herkes 12 yıl okumamalıdır. 12 yıl çok uzun bir zaman dilimidir. Akademik yetenek ve ilgisi olmayan evlatlarımızı zorla okula göndermek hem onların hem de ülkemizin geleceğiyle oynamak anlamına gelmektedir.
Zorunlu eğitim en fazla 8 yıl olmalıdır ve bu 8 yıllık eğitim de bugünkü çerçevede dayatılmamalıdır. 4 Yıllık bir klasik eğitim ile herkesin belli ölçüde temel eğitimi alması sağlandıktan sonra ikinci 4 yılda öğrencilerin nemli bir bölümü mesleki eğitime yönlendirilmelidir. 8 yıllık klasik eğitim sonrasında verilecek mesleki eğitimin pek başarılı olacağı kanaatinde değilim. Dolayısıyla mesleki eğitimin beşinci sınıftan başlatılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Mesleki eğitimde de köklü değişiklikler yapılması gerekmektedir. Ülkemizde en fazla ihtiyaç duyulanlar mesleki eğitim almış olanlardır. Fakat meslek lisesi mezunlarının önemli bir bölümünün kendi alanlarında çalışmadıkları görülmektedir. Demek ki mesleki eğitime de ciddi bir neşter atmanın zamanı gelmiş de geçmektedir.
Bölgenin ihtiyaçları dikkate alınarak ve sektörün ihtiyaçlarına uyumlu bir eğitim ile gençleri yetiştirmek gerekmektedir. Piyasanın beklentisini karşılamayan, gelişmelere ayak uyduramayan eğitim anlayışından uzaklaşmak zorundayız.
Günümüzün ihtiyaçlarına uyumlu yeni mesleki eğitim branşlarına yatırım yapılmalıdır. Bunu sağlamak için öğretmenlerin de bu dinamik sürece ayak uyduracak şekilde sürekli eğitim anlayışı ile donanımlarını geliştirmeleri sağlanmalıdır.
Zorunlu/Sorunlu eğitim üzerine…
Eğitim konusu üzerinde en fazla durulması gereken konuların başında gelmektedir. Ülkenin geleceği eğitim politikalarına göre şekillenecektir.
Eğitim politikaları durağan değil dinamik olmak zorundadır. Çünkü dünya ve dolayısıyla toplumlar her an değişmekte ve yeni ihtiyaç/sorunlar ile karşı karşıya kalmaktadır. Değişimi doğru okumak ve bu değişimle uyumlu olacak şekilde eğitim politikasını değiştirmek ve dönüştürmek gerekmektedir.
Mesela, ülkede yazılımla ilgili ihtiyaç ortaya çıktığı için yazılımcı yetiştirmeye yönelik farklı eğitim programları hayata geçirildi ve üniversitelerde yazılım mühendisliği bölümleri açıldı. Fakat bu noktada ihtiyaç fazlası oluşmadan önlem almak ve yeni alanlara yönelmek gerekmektedir. Hemen bütün branşlar için hızlı bir şekilde ihtiyaç doğrultusunda kararlar almak ve uygulamaya koymak gerekmektedir.
Zorunlu eğitim politikası üzerinde de düşünmek gerekir. Dün için gerekli görülen bir anlayışın bugün için doğru olduğunu savunmak durumunda değiliz.
Herkesi 12 yıl zorunlu eğitime tabi tutup sonra da üniversite okumalarını sağlayan sistem ülkenin geleceğine bir dinamittir. Ne bu kadar çok üniversiteye ne de bu kadar çok üniversite öğrencisine ihtiyacımız var. Üniversiteyi bitirmiş birisinin masa başı iş beklentisi ve teknik donanıma sahip olmaması ülkenin geleceği açısından kaygı vericidir. Az sayıda akademik donanımı olan öğrencinin üniversitelerde okuması gerekir. Herkesin diplomalı olduğu bir ülkede diplomanın da bir anlamı kalmıyor.
Zorunlu eğitim bir zorunluluktur. Fakat bu zorunluluğun sınırlarının doğru belirlenmesi gerekmektedir. Toplumun ihtiyaçları ve dünyanın gittiği yön dikkate alınarak yeniden düzenlenmelidir.
12 yıllık zorunlu eğitim anlayışı Türkiye'nin beka sorunu haline geldi. Zorla gençleri 12 yıl boyunca okula göndermek ne topluma ne de bireysel olarak kendisine fayda sağlamaktadır.
Herkes okuryazar olmak zorundadır. Fakat herkes 12 yıl okumamalıdır. 12 yıl çok uzun bir zaman dilimidir. Akademik yetenek ve ilgisi olmayan evlatlarımızı zorla okula göndermek hem onların hem de ülkemizin geleceğiyle oynamak anlamına gelmektedir.
Zorunlu eğitim en fazla 8 yıl olmalıdır ve bu 8 yıllık eğitim de bugünkü çerçevede dayatılmamalıdır. 4 Yıllık bir klasik eğitim ile herkesin belli ölçüde temel eğitimi alması sağlandıktan sonra ikinci 4 yılda öğrencilerin nemli bir bölümü mesleki eğitime yönlendirilmelidir. 8 yıllık klasik eğitim sonrasında verilecek mesleki eğitimin pek başarılı olacağı kanaatinde değilim. Dolayısıyla mesleki eğitimin beşinci sınıftan başlatılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Mesleki eğitimde de köklü değişiklikler yapılması gerekmektedir. Ülkemizde en fazla ihtiyaç duyulanlar mesleki eğitim almış olanlardır. Fakat meslek lisesi mezunlarının önemli bir bölümünün kendi alanlarında çalışmadıkları görülmektedir. Demek ki mesleki eğitime de ciddi bir neşter atmanın zamanı gelmiş de geçmektedir.
Bölgenin ihtiyaçları dikkate alınarak ve sektörün ihtiyaçlarına uyumlu bir eğitim ile gençleri yetiştirmek gerekmektedir. Piyasanın beklentisini karşılamayan, gelişmelere ayak uyduramayan eğitim anlayışından uzaklaşmak zorundayız.
Günümüzün ihtiyaçlarına uyumlu yeni mesleki eğitim branşlarına yatırım yapılmalıdır. Bunu sağlamak için öğretmenlerin de bu dinamik sürece ayak uyduracak şekilde sürekli eğitim anlayışı ile donanımlarını geliştirmeleri sağlanmalıdır.
Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı/TİMETÜRK