Savaşın da belirli kuralları vardır. Mesela İslam hukukunda savaşta kaçanlar kovalanmaz veya yaralının üzerine gidilmez. Yani yaralı birisi esir alınır ama öldürülmez. Daha sonra savaş sonuçlarına göre durumları netleşir. Elbette savaşa katılmayan kadınlar, din adamları, yaşlılar ve çocuklar saldırılardan muaftır ve masundur. Bitki örtüsü de hedef alınmaz. Bu kuralların bazı istisnaları vardır.
Mesela kadınlar da muharip olurlarsa onlar da haliyle savaşçı sınıfına girerler ve erkekler gibi muamele görürler. Bugünkü savaşlarda bilhassa İsrail ordusunda kadınlar da silah altına alınmaktadır. Onlar da sivilleri öldürmektedir. Bu durumda savaşçı muamelesi görürler.
Savaşlarda kitle imha silahları kullanılması son dönemin gelişmeleri arasındadır. İptida başlangıçta başkalarına karşı kitle imha silahları kullanmak doğru olmaz. Bu nedenle de bu silahlara sahip olan ülkeler ‘bu silahları ilk kullanan biz olmayacağız' demektedirler. Eylem bunu eşlik ederse doğru bir söylemdir. Karşılık verme veya caydırma babından en son çare olarak başvurulabilir. Burada kitle imha silahlarının özelliği caydırıcı olmasıdır. Bu savaş kurallarına başta İsrail olmak üzere Batılı ülkeler riayet etmiyor. İsrail Gazze'de yürürlükte olan ateşkese rağmen sürekli ihlallerde bulunuyor. İsrail Gazze'de atom bombasına eşdeğer silahlar kullanmıştır. Bu karşı tarafı ezme ve başını bir daha kaldıramama amacı taşımaktadır.
1857 tarihinde İngilizler Hindistan'da halkın kalkışmasına karşı sindirme harekatında bulunmuşlar ve insanları topların önüne bağlamışlar ve 10 milyon insanı katletmişlerdir. Bu vahşet caydırıcı olarak nesilden nesle aktarılmış ve dilden dile dolaşmıştır.
Bir de galip veya muzaffer devletler düşman güçleri teslim olduktan sonra bile ateşi kesmemektedir. Nitekim İran Körfez ülkelerine İsrail ise Lübnan'a saldırılarını sürdürmüştür. Bunu neye bağlayacağız? Kural tanımazlıklarına ve pervasızlıklarına. Bunu son anda üstünlük kurma arayışına bağlamak mümkündür. Nitekim İkinci Dünya Savaşı sonunda Amerikan Başkanı Harry Truman gereksiz bir biçimde Japonya'ya karşı nükleer silahlar kullanmıştır. Bunun nedeni teslime hazır olan Japonya'yı teslime zorlamak değil bilakis sonraki nesillere mesaj vermektir. Nitekim Japon Başbakanı Sanae Takaiçi ABD ziyareti sırasında İkinci Dünya Savaşı galipleri karşısında süklüm püklüm durmuştur. Nükleer silahlar kullanılmasından amaç bu tabloyu veya sahneyi ebedileştirmektir. Şimdilik amaçlarına ulaşmış sayılırlar.
Harry Truman'ın Japonya'ya karşı nükleer silah kullanmasının bir başka amacı daha vardır. Bu da dünyayı Amerikan iradesine boyun eğdirmek ve nükleer silahların tahribatıyla başka milletlere gözdağı vermektir. Başını kaldıran ezilir mesajı verilmiştir. Bu denklem soğuk savaş sırasında bozulmuştur. SSCB'nin nükleer sırlara erişmesiyle birlikte çok kutuplu bir nükleer aleme geçilmiş ya da adım atılmıştır.
Nitekim ABD Başkanı Donald Trump, ateşkes arifesinde “(İran'da) Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri gelmeyecek. Bunun olmasını istemiyorum, ama muhtemelen olacak.” ifadesini kullanmıştı.
Konvansiyonel silahlarla da benzeri caydırıcılık ortamı yakalanabilir ya da tesis edilebilir. Sözgelimi Japonya ile birlikte İngiltere, Rusya ve ABD'ye karşı savaş, pozisyonu alan Almanya da teslim olduğu halde yerle bir edilmiş ve Dresden ibret-i alem için karaltı şehir yıkık şehir haline getirilmiştir. Son oyarak yıkılan Suriye şehirleri ve Gazze, Dresden şehrine benzetilmiştir. Demek ki bu yönüyle de amaç hasıl olmuştur.