$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.388.170

$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.388.170

Makale 31.05.2026 5 dk okuma

Ülkemiz çok büyük bir sosyal laboratuvardır

Paylaş:

İnsanoğlu yaratıldığı günden bugüne “genetik” değil ama “donanım” olarak çok büyük aşamalar kat etmiş olsa da sonunda ona biçilen bir süreç vardır. Ana rahmine düştüğü andan mezara girdiği ana kadar geçirilen bu sürece “hayat” – “yaşam” – “ömür” gibi adlar veriliyor olsa da bu süreç pek de kolay geçmiyor, geçirilmiyor. Bir keşmekeş – curcuna içerisinde sürdürdüğü yaşam o kadar hızlı bir şekilde ilerliyor ki bunun da adına “üç günlük dünya” diyor ve ekliyor; “Dün geçti, bugünü yaşıyoruz, yarın da ya nasip!...”

Irk olarak “Türklük”, vatan olarak da hanemize düşen “Türkiye” mizde dünyaya geldik. Belli bir zamana kadar yaşadık, yaşlandık ve “yarın da ya nasip!” diyerek ülkemizi, insanımızı ve toplumumuzu anlatmaya – tanıtmaya ve bunları da tarihî bir not olarak bırakmaya çalışalım;

Anadolu coğrafyasına yerleştiğimiz günden beri farklı dinlere mensup çeşit çeşit insanlarla tanışmamız / kaynaşmamız ve bir arada yaşayarak bu günlere kadar gelmemiz, belli bir süreç ve çerçeve içerisinde bunu sürdürüyor olmamız mümkün olsa da sosyolojik olarak baktığımız zaman da karşımıza değişik etnisite ve inançlardan insanların da çıkmış olduğunu görürüz.

Anadolu coğrafyasına yapılan savaş - sefer ve göçlerle birlikte burada bulduğumuz insanların inanç - gelenek – görenek ve kültürlerine saygı duyduğumuz ve aynı saygıyı da gördüğümüz için hem onlar bizden ve hem de biz de onlardan etkilenmiş - manevi alışverişlerde bulunmuştuk. Bu açıdan baktığımız zaman ırksal – dinsel ve kültürel olarak çok çeşitliliğe şahit olsak da bu bazen bizim aleyhimizde kullanılarak farklı kartların sahaya sürülmesine sebep olmuş, bizden topraksal anlamda parça kopartmaya çalışılmış ve içimizi karıştırılmak istenmiştir. Bu durum halen daha devam etmiş olsa da mideniz ağrıdığı zaman bunu tüm vücudunuz hissetmiyorsa o zaman en yakın dahiliye doktoruna gözükmenizi tavsiye ederim. Ne yazık ki içimizde ağrı hissetmeyen bazı tipler var, üzülerek de olsa bunu belirtmekte fayda görüyorum!...

Ülkemiz; coğrafî ve fizikî anlamda değişik adlar altında “bölgeler” le tanıtılmış olsa da peynir kalıbı keser gibi bir ili diğer bir ilden ayıramazsınız. Kültürel etkileşimler, kız alıp vermeler, aynı coğrafyanın sel – heyelan – deprem ve yangın gibi acı kaderlerinden etkilenmeler, acı – tatlı kaderde birliktelikler ve bunlara benzer olayları bir “nefes” gibi solumamız – yaşamamız bizim “bölünmez - ayrılmaz bir parça” olduğumuzu gösterir, göstermektedir.

Karadeniz ve bilhassa Doğu Karadeniz Bölgesi’nde fıkraları aratmayan – her biri bir mizah konusu olan “yaşam tarzı”, zor – engebeli coğrafyada çay ve fındık üzerinden sağlanmaya çalışılan geçim ve deli (kara) deniziyle verilen mücadeleler, kemençe sesini duyup yerinden fırlayan Temel ve Fadimeler, horon – Artvin barı (Atabarı) gibi folklorik oyunlar,

Orta ve Batı Karadeniz bölgelerinde isimleriyle müsemma olmuş coğrafik işaret almış tarım ve hayvansal ürünler, içeriye doğru gittikçe soğuk ayazından nasibini alan ve tarla izleri yüzlerinde okunan çilekeş yurdum insanlarının hayatları,

Doğu Anadolu bölgesinde davul – zurna eşliğinde çekilen halay, cirit atma ve ata binme gibi sporlar, avcılık ve hayvancılıkla iç içe geçirilen zorlu yaşam şartları ve “kapalı bir kutu” gibi olan yöresel hayatlar ve kendileri dışında olanlarla (yabancılarla) kız almama - vermemeler,

Ege ve Akdeniz bölgelerinde efe ve yörüklerin yaylacılık – göçebelik kültürleri, kebap ve etli yemekler üzerine kurulu bulunan yöresel gastronomik etkinlikler,

İç Anadolu bölgesinde bilhassa Ankara ve çevresinde “Ankara havası” dedikleri şarkı – türkü sözleri, Seymenlerin yaşam ve folklorik tarzları, atma türkü ve aşık geleneğinin yaşatılması, Alevi kökenli insanlarımızın kendilerine has saz – bağlama çalma ve sözlerinde “sanatsal ağırlıklar” olan türküleri düğünlerde ve halk şölenlerinde söylemeleri, 

 Trakya bölgesinde davul – zurna – klarnet sesini duyup yerinde duramayan Roman vatandaşlarımızın her gittikleri ortamlarda kendilerini belli etmeleri ve renkli yaşamlarını sürdürmeleri,

Yörelere uygun el - ev ve müzik aletlerinin yapılması ve bunların sanat - zanaat için kullanılmaları,

Din - inanç ve mezhepler bakımından birçok ülkeye nasip olmayan “üç din” in bir arada yaşandığı İstanbul, Hatay ve Mardin gibi illere sahip olmamız ve bu illerde “saygı” - “hoşgörü” çerçevesi içerisinde sürdürülmeye çalışılan yaşantılar;

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde sürdürülen yaşamlar 81 ili “tek il” miş gibi ortaya koysa da aslında buralarda da kültürel – yöresel kimliklerin yaşatılması,

ve bunlara benzer ne kadar yöresel – kültürel ve genetik özelliklerimiz varsa hepsini yaşattık, yaşatıyoruz. Bunlar; bizim zenginliklerimizi yansıtıyor ve bir arada kenetlenmemize sebep olsa da aynı zamanda sosyolojik anlamda incelemeye değer çok büyük bir laboratuvar olduğumuzu da gösterir.                

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Etiketler: