Günlük hayatımızın, edebi sohbetlerimizin, kahvehane muhabbetlerimizin en önemli anlarından birini oluşturan deyim ve atasözlerimiz; bazen bir can simidi, bazen bir ilham – başvuru- ikna kaynağı ve bazen de bizleri içerisinde bulunduğumuz girdaptan kurtaran altın değerindeki kelimeler yığınıdır. Hani sayfalar dolusu metin yazarsınız da gelir bir şair iki mısra yazar sizin yazdıklarınızı âdeta özetler ve siz de apışıp kalırsınız. İşte deyim ve atasözleri de aynen böyledir!...
“Türk siyaseti” ya da kurumsallaştırıp bir sisteme oturtamadığımız “Türk Tipi Demokrasi” miz; içerisinde bulunduğu açmaz – çıkmazdan bir türlü kendini kurtaramadı, beklenilenleri vermedi veyahut da veremedi. Yüzlerce yazdık, söyledik; Ülkemizdeki siyasi kafaların pazarlıkçı iç dünyaları ve demode olmuş, demokrasiden nasibini almamış SPK (Siyasi Partiler Kanunu) değişmediği sürece hangi sistemi – rejimi getirirseniz getirin aynı şeyleri konuşup dururuz, hatta eskilerin deyimiyle “sizi bu durumdan ben bile kurtaramam!”
Balkon ve plaza girişlerinde asılan tabelaları “teşkilatlanma - partileşme” zanneden - kurumsal olmayan siyasi partiler, ideoloji ve davaların önüne geçen şahsî menfaat ve köşe dönmeler, edep – ahlâk ve etik kuralların hiçe sayıldığı yaşam tarzlarının partililik – mevki ve makamlara sirayet etmesi, sizleri destekleyenlere karşı mahcubiyet hissetmeme – hesap vermeme iç güdüsünün tavan yapması ve bunlara benzer ne kadar yüz kızartıcı söz – söylem – eylem ve davranış varsa (muhalefet ve iktidar ayrımı yapmadan) hepsi siyasetin içerisinde kendine “yuva” edinmiş ve bunlar “normal” sayılmıştır. Bu durumlardan aklanmak için; kimi iktidara, kimi yularlarını ellerinde tutan şer güçlere ve kimi de sahip olduğu maddiyata sırtlarını dayayarak oldukları yerleri korumaya çalışmışlardır. Bunları besleyip diri tutmak için de medya – trol desteği, makamların silah olarak kullanılması, hak – hukuk ve adalet kavramlarının yerlerde sürüklenmesi ve çalınan – çalınacak olan kapıların yüzünüze “şak!” diye vurulması da bunlara tuz biber ekmekte ve yaşanılanlar tekdüze bir yaşantıya dönüştürmektedir. Ne kadar acı verici bir durum değil mi?!...
Başlarken atasözü ve deyimlerin öneminden bahsetmiştim ya, şimdi bunlarla ilgili bir sözden hareket ederek siyaset arenasında son bir yılı aşkın bir zamandır yaşanılanlara dikkatlerinizi çekmek istiyorum;
Eskiden birinin hakkı gasp edildiği, rüşvet – yolsuzluk - irtikap gibi suçlarla ilgili “suçüstü” yapıldığı zaman muhatapları utanır, kendi kabuklarına çekilir, milletin içerisine çıkmaya yüzleri olmazdı. Şimdi, utanması gereken ama utanmayan surata ne söylerseniz söyleyin “iltifat” (!) olarak kabul ediyor, “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz” böyle tiplerin yüzlerine tükürseniz yağmur yağdığını zanneder “çok şükür Yarabbi!” derler. Siyasiler, ne yazık ki bu seviyeye geldi, arsızlık denizinde yüzmeyi marifet zannediyorlar. “İstisnalar, kaideyi bozmaz!” misali üzerine alınması gerekenler alınsın!...
Hatırlayın; İBB Başkanı Ekrem İMAMOĞLU göreve gelir gelmez İBB’deki araç fazlalığına ve bunların AK Parti il ve ilçe teşkilatlarında kullanıldığı – bazı vakıf ve derneklerin emrine tahsis edildiğine, israf – talan ve vurguna (!) dikkat çekmek için bu araçları Yenikapı Miting Alanı’na dizmiş ve daha sonra bu araçların çoğunun kiralık olarak İBB’ye tahsisli olduğu ortaya çıkmıştı. İMAMOĞLU sonrasında daha çok ve lüks araç kiralamış, satın almıştı. Hani “üç vakte kadar” denilen hadiseler yaşanmış ve bunların da nasıl olduğu ortaya çıkmıştı ya, şaşırmadık.
31 Mart 2019 yerel seçimlerinden sonra “zamanında” yapılan 31 Mart 2024 seçimlerine kadar geçen süreç içerisinde; İBB ve yönetimine yakışmayan tutumlar – millete verilen sözlerin tutulmaması, 14 Mayıs 2023 genel seçimlerine kadar yaşanılan komedyalar, başta cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere millet ittifakının her şeyi “garanti” görmesi ve gününden önce zafer (!) sarhoşluğunu yaşamaları, başta Cumhurbaşkanımız ERDOĞAN olmak üzere önüne gelen devlet yetkilileri – kurumları muhatap almamaları – tehdit etmeleri ve bunlara benzer ne kadar çok “temsiliyet” – “terbiye” metotlarını zorlayan saygısızlıklar varsa hepsini yaşatanlar, günün sonunda - “yarına bırakıp yanına bırakmayan” - devletin şamarıyla tanışmış ve sonrasında eteklerindeki taşlar birer birer dökülmeye başlamıştı. Uzatmadan devam edelim;
İhale kapmak ve içeride bekletilen hakediş ödemelerini alabilmek için rüşvet olarak parti genel merkezi ve başkanına alınan VİP (bu arada telefonda “vip” yazarken her ne hikmetse otomatik olarak “çöp” geliyor) araçlar ve bunların yeniden dizaynı (modifiyesi) için bilmem kaç milyon TL verilen para ve sair görüntüler, yapılan suçüstü ve birbirlerine atfettikleri suçlamaları ne çabuk da unuttuk.
“Bay Kemal” in emri ve bilgisi doğrultusunda Özgür ÖZEL’in makam aracı olarak kullandığı araçlardan birinde “Havlucu Belediye Başkanı’ndan satılık HARAM ARAÇ” ve plaka kısmında “Ö. YALIM” diğerinde ise “Müteahhit Aziz’den satılık HARAM ARAÇ” ve plaka kısmında “A.İ.AKTAŞ” yazması ve bunların 27 Mayıs’ta (hem Kurban Bayramının birinci gününde olması ve hem de tevafuk bu ya; 27 Mayıs İhtilali’nin yıldönümünde olması oldukça düşündürücüdür yoksa bu dam ı “etme – bulma dünyası” nın bir sonucudur.) CHP Genel Merkezi önünde sergilenmeleri bunların geldiği durumu göstermektedir. Hani sizler Yenikapı’da araç sergiliyordunuz, ne oldu; Bu da mı gol değil?!... Bay Kemal genel müdürlüğündeki CHP genel merkezi yeni yönetiminin “adrese teslim” şeklinde yaptığı bu tavır; şahısları apaçık bir şekilde deşifre etse de, bu, sadece “iç hesaplaşma” ya da “sen – ben kavgası” yla da açıklanamaz. Tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı er ya da bir şekilde sizlerden çıkacaktır.
Bundan birkaç ay önce Ankara’daki bir otelde sevgilisiyle yakalanan ve havlusuyla polislere görüntü veren pavyoncu – havlucu (bu tanımla direkt olarak CHP’liler tarafından yapıldığı için ben de rahat bir şekilde kullanıyorum) belediye başkanının görüntüleri ve pişkin pişkin açıklamaları ve genel merkeze verdikleri rüşvetler, başka belediye başkanlarının otel - sevgili görüntüleri ve ayyuka çıkan rezillikleri, baklava kutuları – valiz ve poşetlerdeki rüşvetler, AK Parti’ye geçen belediye başkanlarına eşleri üzerinden “boşan, gel, biz sana sahip çıkarız!” terbiyesizlik ve tehditleri, neler, neler, neler!...
Aziz – asil milletimiz o kadar çok şeye şahit oldu ki, bir skandal patlıyor tam bunu unutmaya çalışırken başka bir skandal patlak veriyor. SHP zamanındaki İSKİ skandalına rahmet okutan “skandallar zinciri bir yerde kopacak ve son bulacak!” diye düşündüm ama bunu koparan da “mutlak butlan kararı” nın çıkmış olması değil önümüze getirilecek olan sandıklar ve herkes böylelikle boyunun ölçüsünü almış olacaktır.
Temennimiz odur ki;
Seçimlere kadar ilerleyecek süreç içerisinde başka skandallar patlak vermez. En büyük rezilliğin üç gün sürüp dördündü günde unutanlara şahit olmamamız ve akabinde de başka rezilliklerin olmadığı günlerde buluşmamız lazım ve eklemiş olalım; Toplum ve siyaset dünyası tüm pisliklerden arınacak mı yoksa “arınma” sözlüklerde mi kalacak? Bunu da zaman gösterecek, bekleyip görelim!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK