ATATÜRK’ün partisi, devlet kuran – asırlık parti olmakla övünenler; yaşadığı ve yaşattıklarıyla birlikte ortalığı tozu dumana kattılar. “Baba ocağını terk etmeyeceğiz!” deyip ocaklarını tarumar – virane eden, vandal sürüsü görüntüleri verenler bayram arifesinde nahoş görüntülere sebep oldular. Hangi tarafından tutarsanız tutun elinizde kalacak argümanlarla iyice dibe batan CHP’yi önümüzdeki süreç içerisinde “mutlu” bir son değil, kendilerine atılan hiçbir ipi – can simidini tutmayan / tutmak istemeyenleri daha da “hazin” bir son bekliyor.
“Müzmin muhalefet” olmalarına alıştığımız ama iflah olmaz bir sonuçla iflasa doğru sürüklenen CHP yöneticileri; yaşattıkları süreçten sonra seçmen ve destekçilerinin karşısına nasıl çıkacaklar, baktıkları suratlardan utanmayacaklar mı? Gerçi utanmayacak – kızarmayacak yüze ne söylerseniz söyleyin sonuç değişmez, değişmeyecektir.
Kendisini siyasete sokan merhum BAYKAL’a karşı büyük bir vefa (!) örneği gösterip üstüne basa basa aday olmayacağını söyleyen ve akabinde de aday olan, öyle ya da böyle bir şekilde CHP’yi 13 yıl yöneten “Bay Kemal”; 4 – 5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan ve “mutlak butlan kararı” nın çıkartılmasına sebep olan şaibeli 38. Olağan kurultayda “etme – bulma dünyası” nın bir sonucu olarak yaptığının aynısını yaşamış ve “arkadan hançerlendim!” diyerek arkasına bakmadan partisini terk etmek zorunda kalmıştı. Aslında “CHP’yi Dizayn Etme Senaryosu” nun ilk adımı, KILIÇDAROĞLU’nun partinin başına getirilmesiyle atılmış ve bir türlü özgürleşemeyen ÖZEL’le de devam ettirilmişti. Bu, bir nevi gelecekte (ekim – kasım 2027’de yapılacak ara ya da erken seçimle veya 2028 yılının mayıs ayında yani zamanında) yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminin alt yapısını kurgulamak ve İMAMOĞLU’nu da bu seçimlere ve dolayısıyla cumhurbaşkanlığına hazırlamaktan başka bir şey değildi. Böylelikle dizayn süreci başlatılmış ve fitil de ateşlenmişti.
İMAMOĞLU, 2009 yerel seçimlerine girmeden önce AK Parti’nin kapısını çaldı ama umduğunu bulamadı. Çünkü MHP’den (daha doğrusu Ülkü Ocakları’ndan) başlayıp babası Hasan İMAMOĞLU’ndan dolayı ANAP’a ve oradan da – yine eski bir ANAP’lı ve sonrasında da CHP’li olup halen tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan AKGÜN referans ve kefilliğinden dolayı – CHP’ye uzanan süreç, amcanın başına gelen şaibeli intihar olayı ve yerelde yapılan müteahhitlik üzerinden burunlara gelen pis kokulardan dolayı AK Parti bütün kapıları İMAMOĞLU’nun yüzüne kapatmıştı.
AK Parti’den kazanarak 2009 – 2014 yılları arasında Beylikdüzü’nde belediye başkanlığı yapan Yusuf UZUN, ilçede başta Trabzonlu camiayı üzüp AK partili seçmenlerin de desteğini kaybedince CHP yönetimi Ekrem İMAMOĞLU’nu aday gösterdi ve Beylikdüzü belediye başkanlığını da İMAMOĞLU kazanmış oldu.
2019 yerel seçimlerinde İBB başkan adayı yapılmak istenilen İMAMOĞLU “İBB’ye başkan adayı yapıp beni tasfiye etmek istiyorlar!” diyen ve yine bir dönem daha Beylikdüzü’nü yönetmek - kendini garanti altına almak isteyen İMAMOĞLU’nu 2019 seçimlerinden önce - “ne günlere kaldık!” dedirten isimlere bakar mısınız - İYİ Parti’nin o zamanki genel başkanı Meral AKŞENER, eski cumhurbaşkanı Abdullah GÜL, eski başbakanlardan merhum Mesut YILMAZ, DYP eski genel başkanlarından merhum Hüsamettin CİNDORUK ve halen hapiste tutuklu bulunan eski ANAP’lı sonrasında CHP’li olan Büyükçekmece eski belediye başkanı Hasan AKGÜN’ün nasıl ikna – destek turları düzenlediklerini bilmeyeniniz var mı? (Ben bu konuyu şahsen İMAMOĞLU’nun birçok akrabasına da teyit ettirdim, hatta onlar bile İMAMOĞLU’nun kazanamayacağına adlar gibi emindiler.)
31 Mart 2019 seçiminin iptal edilmesi ve yinelenen 23 Haziran 2019 seçiminde 806 bin oy farkla kazanan İBB Başkanı Ekrem İMAMOĞLU, 2023 genel seçimlerine kadar geçen süreç içerisinde “benzemezler grubu” Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal KILIÇDAROĞLU’yla birlikte ülke turlarına çıkmış ve hatta kendilerinden o kadar emindiler ki ABB Başkanı Mansur YAVAŞ’la birlikte kolları sıvayarak “cumhurbaşkanı yardımcıları” pozlarını bile vermişlerdi. Sonrasında ne oldu; “Bay Kemal” hem cumhurbaşkanlığı seçimini ve hem de CHP genel başkanlığı koltuğunu kaybetmiş, yerine de Özgür ÖZEL seçilmişti. Hançerleyen hançerleyene!...
İMAMOĞLU güdüm – vesayet ve esareti altında şaibeli bir şekilde CHP genel başkanlık koltuğuna oturan ÖZEL ve sonrasında yaşanılanları zaten bu millet bir komedya şeklinde izledi, takip etti. İMAMOĞLU ve ÖZEL ikilisinin CHP’yi dizayn ederken Mevlâna misali önlerine her gelene “kazanmayı garanti ediyorsan; ne olursan ol, gel!” denilerek belediye başkanlıkları altın tepside sunuldu ve sonrasında da belediye imkanları – devlet ve milletten intikam alınırcasına rüşvet pazarlıkları, ihale paylaşımları, çapkınlık – zamparalık – fuhuş – pavyon ve meyhane muhabbetleri, dava – tutuklama ve kayyum süreçleri, vesaire, vesaire…
ÖZEL’in kazandırılmasıyla birlikte “sol” la alakası olmayan ANAP’ın dört eğilimini andıran ve dizayn edilen bir parti haline getirilen CHP, bundan sonraki süreçlerde yapılacak seçimlerde eğer tek başına girip ittifaklarla hareket etmezse belki de “ana muhalefet partisi” bile olamayacaktır. Zaten bu filmleri defalarca izlemiştik. Zamanın adı değişse de parti zihniyeti değişmediği için bu yaşatılanlar “mükerrer” olmaktan öteye gidemiyor.
“Mutlak butlan kararı” nın çıkmasıyla birlikte ihraç edilecek milletvekilleri, belediye başkanları, delege, üye ve sair parti içi muhalefetin veya “arınma” ya (!) destek olmayacak – KILIÇDAROĞLU’na cephe alan / alacak olan – hakaret eden isimlerin akıbetinin tek açıklaması; “başa gelen çekilir ve etme – bulma dünyasının sonucunu yaşadık!” olacaktır. “Yapan, yaptığının ceremesini çekmezse” zaten bu, eşyanın tabiatına aykırı olur.
Millî Eğitim eski bakanlarından hemşehrim Tevfik İLERİ’nin; “Biz geldik, gidiyoruz… Bu memleketin menfaati için temenni ediyorum; Allah hiçbir iktidara hatta bizzat Halk Partisi iktidarına bile Halk Partisi gibi bir muhalefet göstermesin. Allah, CHP iktidarını bile CHP muhalefetinden korusun!” sözü ile sürekli olarak çizgi değiştiren CHP İstanbul Milletvekili Cemal ENGİNYURT’un “Allah, CHP’yi iktidar etmesin. CHP, kazara iktidar olursa muhafazakâr insanlara yaşam hakkı tanımayacak!” sözünü not düşelim, takdir ve tercih sizlerin!...
Son söz hocam – hemşehrim merhum Ömer Lütfi METE’nin olsun;
“Ülkeyi partiler, programlar, reçeteler düzeltmez. Ahlâkımız düzelmedikçe, ahlâk siyasete egemen olmadıkça memleket de düzelmez.”
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK