$

Dolar

45,9215

Euro

53,5558

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,7607

Gram Altın

6.693,4900

Bitcoin

3.388.030

$

Dolar

45,9215

Euro

53,5558

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,7607

Gram Altın

6.693,4900

Bitcoin

3.388.030

Makale 01.06.2026 8 dk okuma

Siyaset, cemaatler ve CHP’nin düştüğü durum

Paylaş:

Siyaset; öteden beri bizlere öğretildiği kadar ideoloji ve davanın demokrasiyle yoğrulmasından teşekkül eder, vücut bulurdu. Bu gerçek, 1983 yılına kadar bir şekilde devam etti, ettirildi!...

12 Eylül 1980 askerî darbesi ve akabinde de hazırlanan “1982 Anayasası” nı takiben 1983 yılında iktidara gelen ANAP (Anavatan Partisi)’la birlikte “sağ kesim” i bildiğimiz kadarıyla siyasete, cemaat ve tarikatlar ağırlığını koymuş ve bugüne kadar da bu şekilde gelmişti. ANAP’ın başındaki Turgut ÖZAL’lı yılların hâkim olduğu “sağ kesim siyaseti” nde Nakşibendi Tarikatı ve “sofilik” üzerinden Adıyaman – Menzil Grubu etkiliydi ve hatta bir adım ötesinde o dönemlerde bu “moda” haline gelmişti.

1990’lı yılların başından 03 Kasım 2002 seçimlerine kadar geçen süreç içerisinde yine “sağ siyaset” ağırlıklı ama ara ara alternatif olarak da DSP ve CHP partilerine hâkim olan “cemaatleşme” etkisi devam etti. 2002 seçimleri itibariyle AK Parti’nin ilk döneminde – hatta biraz daha ileri giderek kısmen 2012’ye kadar – ANAP’ın dört eğilimiyle başlayan ve sonrasında da bundan vazgeçilerek “kendi kimliğini arayış” a dönen (birileri ısrarla buna Millî Görüş gömleğinin çıkartılması adını koymaya çalıştığı) süreç içerisinde iktidarda da ağırlıklı olarak FETÖ ve kısmen Adıyaman – Menzil tarikatının (sofilerin) etkisi hissedilmeye başlandı.

FETÖ ve Menzil grupları AK Parti’yi desteklerken o dönemdeki muhalefette yer alan (önce MHP ve sonrasında MHP’nin AK Parti’yle birlikte hareket etmesinden sonra da CHP) partilerini de Süleymancılar desteklemeye başlamıştı. Süleymancıların, muhalefete destek olmalarının sebebi; “yurt” görünümlü ama Kur’an Kursu olarak hizmet veren binanın AK Partili belediye tarafından yıkılmış olması olarak gösterilmişti ama gerçekler bambaşkaydı. Süleymancılar; diğer cemaatler gibi AK Parti iktidarından istediklerini alamamış, sürekli bir şekilde tezada düşmüş ve “iktidarla sürtüşüyor!” görüntüsü vermişlerdi. Süleymancılar da “düşmanımın düşmanı, dostumdur!” diyerek muhalefeti desteklemiş ve iktidarı da karşılarına almışlardı.

2012 seçimlerine kadar “etle tırnak gibi” olan FETÖ ve AK Parti iktidarının ilişkileri gayet güzel (!) gitmişti ama 2012 seçimlerindeki milletvekili sayıları ve asker – yargı – istihbarat gibi en etkili / mahrem kurumlardaki “atama” – “kadro” ağırlığının kendilerine tahsis etmelerini bekleyen ve hatta bir adım ötesinde emreden FETÖ’yle iktidarın arası açılmış, siyaset sahnesi 2012 – 2016 yılları arasında meydana gelen “cemaat – iktidar” kavgalarına şahit olmuştu, ta ki “devlete başkaldırı” nın yaşanıldığı 15 Temmuz 2016 hain gecesine kadar!...

FETÖ – AK Parti iktidarı arasındaki kavgalardan sonra cemaat ve tarikatlar oluşan boşluğu (!) doldurmak için iktidara ve muhalefet partilerine yanaşmaya, buralarda yuvalanmaya çalışmışlardı.

2018 yılından itibaren tanıştığımız “başkanlık sistemi” yle birlikte iktidardan umudunu yitiren cemaatler, sırtlarını “6’lı Masa” nın kurduğu Millet İttifakı’na yaslamak istemiş ve ittifak içerisinde yeni olan bileşenlerin “cemaat projesi” olduğu bile dillenmişti. “Benzemezler Grubu” 6’lı masa içerisindeki İYİ Parti, Gelecek – Deva Partileri ile Yeniden Refah Partisi’nin cemaatlerle daha çok içli dışlı olduğu ve bunların cemaatler sayesinde ayakta kalabildikleri bile söylenmişti. CHP listelerinden Meclis’e girmeyi garantileyen bu partiler, tek başlarına seçimlere girmiş olsaydı “oy” dan çok, “hava” alırlardı!...

Çeşitli tarihlerde bir vesile ile “gündem” de olan, AK Parti ve Cumhur İttifakı dışında kalan ama hem “masa” da Millet İttifakı’nın bir parçası olan ve hem de masa dışında kalıp bu ittifakı destekleyen partilerin cemaatlerle içli dışlı olduğu ortaya çıkan, FETÖ mensubiyeti ile öteden beri bunlarla irtibatlı – iltisaklı - kripto ve hatta bunların birer “proje partileri” oldukları ve ANAP’ın devamı şeklinde dizayn edilecekleri konularında defalarca yazdık, söyledik. Duyan, dinleyen olmadığı gibi kulak asılmaya devam edildi. Baltanın sapı gibi bizi kesen bu partiler sadece ağacın ağlamasına sebep olmayacak ve Bay Kemal gibi sırtınızdan bıçaklanacaksınız dedik. Sadece kendi “sağ cenah” ımıza değil, CHP’lilere de defalarca uyarılarda bulunduk ve hatta bakın “CHP, “eski CHP” değildir.” deyip bu uyarıları yaptıkça birileri bizi kumpasçı – komplocu olmakla itham etmiş, dinleyenler de “zaman, her şeyin ilacıdır!” diyerek bizleri teskin – teselli (!) etmeye çalışmışlardı, ta ki “mutlak butlan kararı” çıkıp CHP’nin eski yönetimine pardon Bay Kemal’ine kavuşturulmasına kadar!...

30 Mayıs 2026 Cumartesi günü CHP Genel Merkezi önünde mini bir miting yapıp partililerine seslenen CHP Genel Müdürü Bay Kemal; defalarca özür dileyip partisinde FETÖ’cülerin olduğunu üst perdeden dile getirmesi ve partiyi bunlara bıraktığı için iliklerine kadar pişmanlık hissettiğini, CHP’nin pavyonlarda meze edildiğini ve partinin hırsızların arındırılacağını – temizleneceğini defalarca söylemesi ve aynı saatlerde de ÖZEL’in Ankara - Güvenpark’ta hiçbir şey olmamış gibi kendini savunmaya kalkması karşısında bizim de söyleyeceğimiz tek şey var; Günaydın, günaydın, günaydın!...

Bay Kemal ve avenesine söylenecek birkaç sözümüz daha olacak;

CHP’nin son 50 yılına imza atan – dizayn eden kişinin aslında Kasım GÜLEK adında eski bir genel sekreterinizin olduğunu ne çabuk da unuttunuz. Bu kişinin FETÖ’cü olduğunu beşikteki bebek bile biliyorken siz halâ neyin derdindesiniz, FETÖ partinize yeni musallat olmadı ki?!... Kaset kumpaslarıyla devrilen BAYKAL’ı arkadan hançerleyen siz, 13 yıl boyunca partinizi yönetip “bugün arınma zamanı” deyip bu insanları zamanında bu partiye getirten de – özür dileyen – “hesap soracağım” diyen de sizsiniz. O zaman biz de söyleyelim; “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu”, kimi kandırıyorsunuz?!...

Bay Kemal ve özgürleşemeyen ÖZEL arasındaki tartışmalar, kavgalar, rakiplerinin ekmeğine yağ sürmekten başka bir şeye yaramaz. CHP’yi pavyonlarda meze etmeler, rüşvet pazarlıkları – aday belirlemedeki usulsüzlükler, yolsuzluk – şantaj ve belden aşağı vurmalar ayyuka çıkmışken, sizler, bizi “devlet kuran yüz yıllık partiye düşman olmak” la suçladınız. Halbuki siz kendinize neler yaptınız, neler. Bizler; sizlere bir şey yapmadık, yapmayız. Anadolu’daki deyimle “bir köy toplansaydı size bunları yapmazlardı!”. Kendi ellerinizle kendinizi bozdunuz ve şimdi de tamir etmeye – yamamaya çalışıyorsunuz. Bu saatten sonra tamir de olmaz, yama da tutmaz!...Yemezler beyler, yemezler!...

Evet, beyler;

Şimdi oturup hep birlikte içine ettiğiniz partinizden; ister hesap sorun, ister temizlik işine girin, ister arının, ister arındırın ve isterseniz ne yaparsanız yapın. Yaptıklarınız – yapacaklarınız; ne bizim demokrasi – siyaset anlayışımıza, ne ideoloji – davamıza ve ne de “Türkiye Yüzyılı” gidişatımıza leke sürmez. Lekelerinizi temizlemek size düşer, kendi lekelerinizi kendiniz temizleyebildiğiniz kadar temizleyin. Ha gönül ister ki, bizler tasvip etsek de etmesek de CHP, “kuruluş ilkeleri” ne geri dönsün, sıkıntılarınızı bir an önce çözün ve daha fazla millete – seçmenlere rezil olmayın.

Eyyy CHP’liler!...

Kabahat kaftan olsa da kimse üstüne almıyor, almak istemiyor. Kendi dışınızdakilere suç aramak yerine içinizdeki suçlulara ceza verin. Şeytan taşlar gibi milleti taşlamaktan, partinizi mahkeme kapılarında rezil etmekten vazgeçin. Kendi kendinize ettiğinizi kırk köy toplansa size yapamazdı, bu konuda çok başarılı (!) oldunuz, sizi kocaman bir şekilde alkışlıyorum. Bu durumları düzeltecek olan sizlersiniz. Bir sonraki sandıkta milletin – seçmenlerin karşısına hangi yüzle gideceksiniz, hangi pisliği hangi arınma metoduyla temizleyeceksiniz. Bunlar milletimizi ilgilendiren mevzular değil. Kendi pisliklerinizle kendiniz yüzleşin, kendiniz temizleyin. Siyaset adına bildiğimiz bir şey varsa, o da; sizin bir şey bilmediğinizdir!...

Sonuç itibariyle;

  Siyaset tümden ve tepeden tırnağa arınmalı, sadece CHP değil bütün muhalefet kendine çeki düzen vermelidir. Türkiye’deki siyasetin kurumsallaşamadığı – belli bir karakter çizgisinde olmadığı, ideoloji ve davaların arka plana itildiği, şahsi menfaat ve beklentilerin göz önünde tutulduğu bir ortamda sizler, milletimiz ve seçmenlerimize ne tür projeler anlatabilirsiniz, nasıl ve ne şekilde ikna edebilirsiniz.

Meşhur bir atasözümüz vardı, hatırlayın;

KOYUNLAR BİRBİRLERİNE DÜŞTÜKLERİ ZAMAN KURTLAR ARASINDAN RAHATLIKLA GEÇERLER!..       

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

    

Etiketler: