$

Dolar

45,5452

Euro

53,2561

£

Sterlin

61,1736

Frank

58,0786

Gram Altın

6.809,9500

Bitcoin

3.709.281

$

Dolar

45,5452

Euro

53,2561

£

Sterlin

61,1736

Frank

58,0786

Gram Altın

6.809,9500

Bitcoin

3.709.281

Makale 15.05.2026 3 dk okuma

Otoritenin açmazı aile mi sistem mi?

Paylaş:

Geçtiğimiz hafta Milli Savunma Üniversitesi ve İstanbul Aile Vakfı ortak çalışması olarak düzenlenen “Nüfus ve Aile” sempozyumundaydım. Alanında uzman birçok profesör ve akademisyenle istişare etme fırsatı bulduğumuz, çok kıymetli bir network ortamı oluştu. Bu sempozyumda medeniyete, topluma, aileye ve birçok konuya değinen 5 farklı oturum gerçekleştirildi. Toplumumuzun içinde bulunduğu durumun analizi, sosyolojik tespitler ve medeniyetimizi bekleyen olası tehlikeler tek tek ele alındı.

“Nüfus” ve “aile”, bir toplumun var oluş sürecinde devlet için en önemli iki ana unsur olarak özellikle dikkat çekti. Demografik yapımızın bozuluyor olması ve neslimizin yaşlanması bir yana; ailedeki çözülmenin, günümüz ana akım ekollerinin kadın ve erkek üzerindeki fıtri ve toplumsal kimlik algısında oluşturduğu ayrıştırıcı etkinin sonuçları da detaylı şekilde ele alındı.

Feminizmin toplumda erkeklere yansıması, değerli bir akademisyen tarafından “emaskülasyon”, yani ruhsal anlamda kısırlaştırma olarak tanımlandı. Aslında bu tabir, insan fıtratına yapılmak istenen projeyi de tanımlıyordu.

Bugün gerek biyolojik kimliği gerek toplumdaki statüsü açısından çatışma içerisine sokulmuş bir insan profiliyle karşı karşıyayız. Ontolojik varlığı inkâr edilen insan; salt içkinlik anlayışıyla, her şeyin metalaştırıldığı bir dünya ile ruhu arasında sıkıştırılmaktadır.

Cinsiyet ayrımı yapmaksızın bugün bu çağda gerek kadın gerek erkek üzerinde yapılmak istenen bellidir. Kadınlara sürekli “erkeğe ihtiyacın yok” söylemleri fısıldanırken, bir taraftan kapitalizme iş gücü üretilmekte; diğer taraftan çocuk ve anne arasındaki bağ zayıflatılmakta, erkeğe bakış dönüştürülmekte ve “aile” olgusu hayatın merkezinden çekilmektedir.

Bir başka ikiyüzlülük ise şudur:
Bizler emperyal düzenin, sistemin her alandaki çarklarını biliyoruz. Toplumdaki kurumlara etkisini; eğitimden aileye, insana dokunan her alanda hissediyoruz. Adeta bir ahtapot gibi beşeriyetin etrafını sarmış durumda.

Peki bu etki bu kadar bariz şekilde biliniyorken, toplumun temel yapı taşı olan ailenin önemi sürekli vurgulanıyorken ve aile ferde bağlıyken; neden annelerin evden uzaklaşmasına ödül verircesine kreşler artırılmaktadır?

O halde insan sormadan edemiyor:
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu sayın otorite?

Uygulanan Avrupa metinleri acaba kaybedilen bir asabiyeden sonra ne çözüm bulacak?

Kendi kültürel kodlarımıza, tarihi boyunca medeniyet inşasında öne çıkmış ecdadın eğitim modeline dönmek için daha ne kaybetmemiz gerekiyor?

Hatice Kübra Özbirinci/TİMETÜRK

Etiketler: