Ortadoğu bilindiği üzere bir ateş hattı ve son dönemde bu ateş hattında yeni gelişmeler söz konusu. Ortadoğu’da birinci gündem İran meselesi olmayı sürdürüyor fakat birçok önemli gelişme söz konusu.
28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in ortak operasyonu ile İran’a saldırılar başlatılmıştı. İran buna karşılık Hürmüz Boğazını doğrudan kapatarak ve Körfez ülkelerindeki rafineleri hedef alarak petrol piyasasında önemli değişimlere yol açtı diyebiliriz. Hürmüz Boğazı hala kapalı ve Hürmüz çevresinde ABD ablukası da hala sürüyor müzakerelerin sürekli başarısızlığa uğraması da süreci daha da uzatan bir konu. Burada temel mesele petrol piyasasındaki yüksek fiyatlar bu küresel ekonomide zorlanmaların baş noktası ve bu zorlanmalar artarak devam edecek diyebilirim. İran’ın özellikle Hürmüz üzerinde değişim talepleri söz konusu ve bu değişim talepleri İran meclisinde düzenleniyor. Bu değişim aslında savaşın başında Hürmüz boğazının İran tarafından kapatılması ile başladı bugün Hürmüz üzerinde İran etkisi ve istekleri 12 madde ile düzenlenmiş durumda bu maddeler İran’ın düşman olarak gördüğü ülkelerin gemilerin geçişinin yasaklanması, Boğaz üzerinden geçiş ücreti alınması gibi konular. Burası oldukça önemli zira ABD’nin saldırıları İran’ın Hürmüz’ü millileştirmesine yol açmış durumda diyebiliriz. ABD son dönemde bölgeye tekrar sevkiyatları arttırmış durumda bu ABD’nin bir saldırı planı üzerinde durduğunu da gösteriyor diyebilirim. Bu çerçevede petrol piyasasında bir durulma yakın zamanda söz konusu olmayacaktır. Hürmüz’ün açılması da öyle tabii. ABD abluka ile İran gemilerine el koymaya devam edecek ve İran petrolü alan rafinelere özellikle Çinli şirketlere yaptırımlara devam edecektir.
ABD ayrıca Körfez ülkelerine tekrar milyarlarca dolarlık Patriot füzeleri PAC-2 ve PAC-3 füze sistemi sağlayacak. Bu acil prosedür içerisinde zira tekrar bir saldırı gerçekleşme ihtimali söz konusu ve Körfez ülkeleri güvenliklerini tekrar ABD’ye hızlıca teslim ettiler diyebiliriz. Kısa vadede bu bağımlılık sürecektir hele ki İran’a tekrar saldırılar konuşulurken bundan yine en büyük zararı Körfez ülkeleri görecek bu da ayrı bir detay diyebiliriz.
Ortadoğu’da diğer önemli bir hamle şüphesiz Birleşik Arap Emirliklerinden geldi. BAE OPEC ve OPEC+’dan çekildi. Bu tarihi bir karar diyebiliriz. OPEC yani Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü petrol fiyatlarını kontrol etmek “Batılı” şirketlere karşı çıkarları korumak piyasada adil fiyat ile petrol satışı gerçekleştirmek amacıyla 1960 tarihinde kurulmuş bir örgüt. Ayrıca arzı genel çerçevede yönetmek adına OPEC+ ile Rusya’da dahil olmuştur. Tarihine baktığımızda Yom Kippur Savaşında İsrail’in saldırılar nedeniyle ABD’ye karşı bir petrol ambargosu uygulamış bir örgüt o dönemde örgütün yaptığı petrol arzı kısıtlamalarıyla 1973 tarihinde bir petrol krizi yaşanmıştır. Yani oldukça etkisi yüksek bir örgüt. Hürmüz Boğazının kapatılması ve İran’ın Körfez ülkelerine saldırı sonrasında hasar alan rafineler dolayısıyla bilindiği üzere petrol arzında kısıtlamalar görüldü. Bu petrol fiyatlarının artmasını da beraberinde getiren bir durum BAE örgütten ayrılarak petrol üretimi ve arz arttırımı noktasında “stratejik vizyon” belirlemiş durumda yani Üretim kotalarına katılmak istemiyor zira BAE son dönemde bu alandaki yatırımlarını fazlaca hızlandırmıştı. Bu yatırımların karşılığı olarak daha fazla petrol arzı daha fazla gelir modeli hedeflemekte diyebilirim. Aynı zamanda küresel dengelerin değiştiği bu dönemde daha bağımsız bir rolde kalmak istediğini düşünüyorum zira bu sayede enerji arzını arttırıp piyasa talebine daha hızlı yön vermiş olacak hele ki petrole duyulan ihtiyaç bu dönemde çok yüksekken bu çerçevede alternatif rota planları da söz konusu olacaktır. Bu çerçevede OPEC içerisinde de dalgalanmalar olabilir. Bu da ayrıca bir risk zira zaten yüksek olan petrol fiyatları örgüt içerisindeki ülkeler arasında da serbestleşme haline dönerse anlık fiyatlamalar daha yukarı çıkabilir.
Ortadoğu’da diğer cephe ise İsrail’in Lübnan’a saldırıları sözde ateşkes İsrail’in saldırılarını durdurmaya yetmiyor ve özellikle Lübnan’ın güneyinde bir sarı hat oluşturmuş vaziyette yani bölgeye sivil geri dönüşleri engelleniyor ve işgal hamlesi netleşiyor. İsrail Lübnan’ın güneyinde saldırılarına devam ederken özellikle Hizbullah ucuz dronlar ile İsrail ordusunu hedef almaya da devam ediyor bu strateji özellikle İsrail ordusunda kayıpları arttıran diğer önemli bir konu. İran’a saldırılar ABD tarafından tekrar başlatılmadan önce İsrail Lübnan’da hedeflerini tamamlama çalışıyor ve her gün ateşkese rağmen hava saldırıları gerçekleştiriyor. İsrail’in yeni bir plana hazırlığını ABD’den F-35I ve F-15I savaş uçağı alımında görebiliriz. Bu alımlar hem Lübnan üzerinde Hizbullah dronlarına karşı bir önlem hem de İran’a gerçekleşme ihtimali olan yeni saldırılar için bir alım diye düşünüyorum.
Sonuç itibariyle Ortadoğu hali hazırda bir ateş hattı olmayı sürdürüyor. ABD Başkanı Donald Trump İran’dan erken çekilme fikrine kapalı olduğunu gösterdi. Bu sebebiyetle ablukanın devam ettirilmesi ABD için oldukça önemli zira bu sayede İran’ın petrol gemilerine doğrudan el koyup gelirleri kesiliyor. Fakat İran’ın bazı gölge filoları ablukayı aşıp Asya’ya doğru gidebiliyor bu da ablukanın etkisini sorgulatan bir konu. ABD abluka haricinde Ortadoğu’ya tekrar sevkiyatlarını arttırdı bu da yeni bir saldırı sinyali taşıyor. Bu saldırı özellikle İran’ın kritik altyapı tesisleri ve Trump’ın deyimiyle tekrar güçlenmemeleri için füze kapasitesinin tamamının ortadan kaldırılması amaçlanacaktır. Aynı şekilde İsrail ordusunda da bunun için hazırlıklar olduğu İsrail basınında konuşuluyor. ABD için diğer önemli konu da tabii ki Hürmüz’ün açılması ve İran’ın nükleer silaha erişimi konusunun tamamen kapanması olacaktır fakat bu konular hali hazırda müzakerelerle mümkün değil.
Mustafa Metin Kaşlılar/TİMETÜRK