Dolar

43,3547

Euro

50,9089

Altın

6.859,82

Bist

12.989,71

Çölün ortasında yeniden doğan çınar Osmanlı

3 Saat Önce Güncellendi

2026-01-23 11:27:32

Nuray Canan Songür

Osmanlı'nın bu topraklardan çekilişinin üzerinden yüz yıl geçti. Ancak tarih, sadece takvimle ölçülmez. Şam'ın taşında, Halep'in tozunda, Urfa'nın rüzgârında hâlâ aynı hakikat yankılanıyor: Bu coğrafya, Ehl-i Sünnet'in adalet düzeniyle ayakta kaldı; ondan koparıldığı anda kana bulandı.

Bugün Suriye sokaklarında çocukların “Türk geldi, korkma” demesi, romantik bir hatıra değil; tarihsel hafızanın konuşmasıdır. Kürt, Arap ve Türkmen'in yeniden yan yana durabilmesi, modern diplomasinin değil, ümmet bilincinin eseridir.

Sykes-Picot: Ümmeti Bölme Projesi

1916'da imzalanan Sykes-Picot Anlaşması yalnızca sınır çizmedi; ümmeti parçaladı. İngiliz ve Fransız arşivlerinde açıkça görülen bu plan, Osmanlı'nın Ehl-i Sünnet merkezli idaresini tasfiye edip yerine mezhep, etnisite ve milliyetçilik üzerinden yönetilen kırılgan yapılar kurmayı hedefledi.

Şam, Halep ve Kerkük; asırlarca aynı siyasi ve dini düzenin parçasıyken bir gecede birbirine rakip merkezler hâline getirildi. Bu bölünme, İslam'ın “ümmet” fikrinin yerine “çatışan kimlikler” inşa edilmesi demekti. Bugün yaşanan krizlerin çoğu, işte bu kopuşun gecikmiş sonuçlarıdır.

Baas Dönemi ve Mezhepsel Sertleşme

1960'lardan itibaren Suriye'de Baas darbeleriyle birlikte Arap milliyetçiliği ve devlet eliyle mezhepçi bir yapı kuruldu. Sovyet desteğiyle güçlenen bu rejimler, Ehl-i Sünnet toplum kesimlerini sistematik biçimde baskıladı. Camiler denetlendi, âlimler susturuldu, ümmet fikri “tehdit” ilan edildi.

Ancak aynı yıllarda ilginç bir gerçek vardı: Ankara-Şam demiryolu 1970'lerin ortalarına kadar çalışmaya devam etti. Fiziki bağlar koparılmaya çalışılsa da tarihsel ve dini hafıza tamamen silinemedi. Raylar söküldü ama ümmetin yolu kapanmadı.

PKK, İran ve Batı: Aynı Denklemin Farklı Yüzleri

1980'lerden itibaren sahaya yeni aktörler sürüldü. PKK, Batı'nın “Kürt kartı” stratejisinin bir parçası olarak ortaya çıktı. Ama aynı dönemde İran da devreye girdi. Devrim ihracı söylemi altında, Suriye ve Irak'ta Şiî milis yapıları kuruldu. Bu yapılar, Batı karşıtı söylemlerine rağmen sahada Batı'nın stratejik hedefleriyle örtüşen bir sonuç üretti: Ehl-i Sünnet omurganın zayıflatılması.

Suriye iç savaşı bu gerçeği çıplak biçimde gösterdi. İran destekli milisler, “direniş” adı altında şehirleri yakarken; Batı, bu yıkımı seyretmekle yetindi. Çünkü her iki taraf için de asıl mesele Kudüs değil, ümmetin bir daha ayağa kalkmamasıydı.

2024 Sonrası: Yeni Bir Yol Arayışı

2024'ün sonlarında Şam'da yaşanan gelişmeler, klasik bir rejim değişikliği değildi. Türkiye'nin devreye soktuğu sivil ve insani koridorlar, askeri güçten çok meşruiyet üretti. Arap aşiret liderlerinin “Bize ilk defa silah değil, el uzatıldı” sözleri, bu farkı açıkça ortaya koydu.

Bu yaklaşım, Osmanlı'nın klasik Ehl-i Sünnet idare anlayışının modern bir yansımasıdır: Fethetmekten önce adaleti tesis etmek.

Türkiye ve İslami Sorumluluk

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliği, Türkiye'yi “sınırlarıyla yetinen” bir devlet olmaktan çıkarıp tarihi ve dini sorumluluğunu hatırlayan bir aktöre dönüştürdü. Bu, mezhepçi bir yayılma değil; ümmetin parçalanmış vicdanını toparlama çabasıdır.

Libya'da meşru hükümetin desteklenmesi, Katar'a ambargo karşısında durulması, Karabağ'da adaletin tesis edilmesi; hepsi aynı ilkeye dayanır:
Zulme karşı durmak, mazlumun yanında olmak.

Bu çizgi, Peygamber Efendimiz'in ﷺ Medine'de kurduğu nizamın özüdür.

Fetih Kavramının Yeniden Anlamı

Bugün konuşulan fetih, toprak almak değildir.
Bu fetih; kalplerin yeniden İslam ahlakıyla buluşmasıdır.
Bu fetih; Şam'da okunan ezanın Kudüs'te yankı bulmasıdır.
Bu fetih; Kürt'ün, Arap'ın, Türk'ün birbirini yeniden “kardeş” diye çağırmasıdır.

Resûlullah ﷺ buyurur:
“Müminler bir beden gibidir.”

Bugün o beden uzun bir hastalıktan sonra yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor.

Tarih, Ümmetle Yeniden Yazılıyor

Batı yorgun.
Mezhepçilik tükenmiş durumda.
Zulüm sürdürülemez hâle geldi.

Ve Ehl-i Sünnet uyanıyor.

Bu bir romantizm değil; tarihsel bir döngüdür.
Bu, ümmetin kendi asli çizgisine dönüşüdür.
Ve bu yürüyüş, Peygamber Efendimiz'in ﷺ izinde yürüyenlerin yürüyüşüdür.

Tarih bir kez daha şunu gösteriyor:
Adalet olmadan düzen olmaz.
Ümmet olmadan güç olmaz.
Ve bu coğrafyada istikrar, ancak Ehl-i Sünnet'in adalet anlayışıyla mümkün olur.

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Putin, Amerikan heyeti ile bir araya geldi

Haber Ara