Dolar

43,8700

Euro

51,9265

Altın

7.295,15

Bist

13.809,88

Tehlikenin farkındayız

2 Saat Önce Güncellendi

2026-02-26 00:29:09

Nuray Canan Songür

Tarih, sadece geçmişte olup bitenlerin bir kaydı değil; uyanık kalması gereken zihinler için bir pusuladır. Bazı tarihler vardır ki, bir milletin kolektif hafızasında sadece bir takvim yaprağı olarak değil, bir "haysiyet sınavı" olarak yer eder. 28 Şubat 1997, Türk siyasi tarihine vurduğu o karanlık mühürle, sadece seçilmiş bir hükümeti değil, bu toprakların ruh kökünü hedef alan bir "postmodern" kuşatmanın adıdır. Ben o günlerde bir öğrenci, bir anne adayı ve bir inanç savunucusu olarak o ateşten gömleği giyenlerden biriydim. Milli Güvenlik Kurulu'nun aldığı kararlarla başlayan, manşetlerin adeta birer tetikçi gibi kullanıldığı o süreçte, "Beceremediniz artık bırakın" (Hürriyet, 1997) veya "Gerekirse silah bile kullanırız" (Sabah, 1997) gibi tehditlerin gölgesinde bir toplum dizayn edilmek istendi.

Bu karanlık süreçte sadece sivil halk değil, Peygamber ocağı bildiğimiz Türk Silahlı Kuvvetleri de büyük bir tasfiyeye uğradı. Sadece eşi başörtülü olduğu, namaz kıldığı veya içki içmediği için binlerce onurlu subay ve astsubay, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarıyla ordudan ihraç edildi. Bu insanlar sadece işlerini değil, sosyal haklarını ve onurlarını da hedef alan bir "irtica" yaftasıyla sokağa atıldılar (YAŞ Kararları ve ASDER Raporları). Üstelik bu zulüm çarkı dönerken, bugün gerçek yüzünü çok daha iyi bildiğimiz FETÖ ihanet şebekesi, 28 Şubatçılarla adeta kol kola yürüyordu. Örgüt elebaşı o günlerde "Beceremediniz, artık çekilin" diyerek darbecilerin yanında saf tutmuş, Müslüman kadınların en kutsal değerlerinden biri olan başörtüsü için "teferruattır" diyerek İslam'ın temel kaidelerini tahrif etmeye kalkışmıştır. Kendi okullarında başörtüsünü yasaklayarak darbecilere şirin gözüken bu yapı, 28 Şubat'ın açtığı o yarıkta kendine yer bulmuş ve dindar insanların samimi duygularını sömürerek İslam'a en büyük zararı vermiştir.

İstanbul Üniversitesinden mezuniyetime iki hafta kala sadece başörtülü olarak sınıfımda bulunduğum gerekçesiyle okulumdan gözaltına alındığımda mesele sadece bir kumaş parçası değildi. Bu nedenle altı aydan iki yıla hapis istemiyle yargılanırken hamileydim; ikiz bebeklerimden birini o baskı ve zulüm altında, gözaltında olduğum esnada karnımda kaybettim. Dört buçuk ay boyunca bir evladımı canlı, diğerini ölü olarak taşımak zorunda bırakılmam, o dönemin sadece benim şahsımda değil, tüm bir neslin ruhunda açtığı yaranın en acı vesikasıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor: "Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır." (Müslim, Birr 56).

Bu darbe sadece bireyleri değil, Türkiye'nin istikbalini de vurdu. Ekonomik olarak bankaların içinin boşaltılmasıyla yaklaşık 250 milyar dolarlık devasa bir kayba uğratılan ülkemiz, katsayı zulmüyle de bir neslin zekasını ve emeğini heba etti. İşte o dönemin karanlık bilançosu:

28 ŞUBAT SÜRECİ YIKIM TABLOSU

  • Katsayı Zulmü: İmam Hatip ve Meslek Lisesi mezunlarının üniversiteye girişi engellendi, 1 milyondan fazla genç mağdur edildi.
  • YAŞ İhraçları: Yaklaşık 1.600 subay ve astsubay, inançları ve aile yaşantıları nedeniyle ordudan atıldı.
  • Ekonomik Kayıp: Batan 22 banka ve faiz sarmalıyla milli servetin %30'u yok edildi (2001 Krizine giden yol).
  • Eğitim ve Kamu: 30 binden fazla öğretmen "fişlenerek" görevden uzaklaştırıldı; binlerce memur istifaya zorlandı.

Bugün başörtülü olarak her kademede görev alabiliyorsak, evlatlarımız katsayı engeline takılmadan hayallerine yürüyebiliyorsa ve Ayasofya'nın kubbelerinde ezan sesleri özgürce yankılanıyorsa, bu bir tesadüf değildir. Bu kazanımların arkasında, o karanlık vesayet zincirlerini birer birer kıran, "Muhtar bile olamaz" denilerek önü kesilmek istenen ama milletin iradesini her şeyin üstünde tutan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın sarsılmaz iradesi ve liderliği vardır. O, hem 28 Şubat'ın kalıntılarını hem de o gün darbecilerle iş birliği yapan FETÖ gibi sinsi yapıları temizlemiş; Türkiye'yi mazlumların sesi olan küresel bir güç haline getirmiştir.

Sevgili gençler, bugün sahip olduğunuz haklar büyük bedeller ödenerek kazanıldı. Zulme karşı sessiz kalmak, zalimin ortağı olmaktır. Haksızlıklara karşı mücadelede motivasyonumuz yüce kitabımızın ayetleridir.

“Size ne oluyor ki Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu memleketten çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı gönder' diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”

(Nisâ Suresi, 75)

Bizler "Tehlikenin farkındayız" derken; pusuda bekleyen o vesayetçi zihniyetin ve onların maşalarının her an uyanabileceğini biliyoruz. Kazanımlarımızı korumak, inancımıza ve milli irademize sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Üzerimizde tahakküm kurmaya çalışanlara karşı mücadele etmek, 28 Şubat'ta ve 15 Temmuz'da olduğu gibi, tarihi sorumluluğumuzdur.

Nuray Canan SONGÜR/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Mesut Özil'den Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Avrupa maçlarına yorum

Haber Ara