İnsanlara ekonomik sorunlar nelerdir diye sorulduğunda genellikle, enflasyon, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, durgunluk, cari açık gibi onları doğrudan ve kısa vadede etkileyen konuları söylerler. Ancak çoğu kimse nüfus artış hızının (ardından nüfusun) azalmasını ekonomik bir sorun olarak görmez. Aksine bütün sorunları uzun vadede etkileyecek bir konudur.
İnsanlar genellikle yakını ve etkilerini hissettikleri konuları dert edinirler. Peki nüfus artış hızının ve dolayısıyla bir süre sonra nüfusun azalmasını kim dert edinmeli. Tabi ki devlet.
Nüfus politikaları devlet eliyle şekillenir ve yürütülür. Dünyanın en büyük nüfusuna sahip olan Çin yakın zamana kadar nüfusu kontrol altına almak için tek çocuk politikası izliyordu. Şimdi bundan vaz geçti. En kalabalık ülke unvanını ise Hindistan’a kaptırdı.
Avrupa ise yaşlanan nüfusunu yerine koymak için nüfus artırıcı politikalar uyguluyor. Halk arasında yaygın tabirle çocuk parası ödüyor. Ancak yerli halktan ziyade göçmenler bundan yararlandığı için Avrupa ülkelerinde göçmen nüfusu artışı yaşanıyor. Bir de göçle gelen mülteciler nedeniyle Avrupalı sayısı kıtada her geçen gün azalıyor. Bir hesaplamaya göre 450 milyon olan Avrupa nüfusu bu yüzyıl içinde 290 milyona düşecek.
Türkiye’de durum Avrupa’ya benzemeye başladı. Nüfus yaşlanıyor. Doğum oranları 1,5 seviyesine geriledi. Dünya ortalaması 2,2. Yani artık doğum oranlarında nüfusu koruyacak seviyenin altına inildi. Böyle giderse 2050 yılından itibaren nüfus azalmaya başlayacak. 2100 yılında tahminler nüfusun 54 milyona gerileyeceği yönünde. BM’ye göre (Kötü senaryo) 25 milyona kadar da düşebilirmiş.
Türkiye, nüfus azalışını bekâ sorunu (varoluşsal tehdit) olarak gördüğü için bu konuda yıllardır birtakım çalışmalar yapıyor. Kadınların çocuk sahibi olmasını teşvik eden birçok düzenleme yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan iktidarının ilk yıllarından beri en az 3 çocuk tavsiyesinde bulunuyordu. Pek aldıran olmadı. Yer yer eleştiride aldı. Ancak gelinen noktada durumun vahameti herkes tarafından kabul edilmiş gibi görünüyor. Biraz geç kalınmış olsa da! Çünkü bugün nüfusla ilgili aldığınız bir kararın sonuçlarını görmek on yıllar alıyor.
2026-2035 yılları nüfus ve aile on yılı ilan edildi. Devlet bu konunun üzerinde titizlikle durmaya kararlı görünüyor. Bu konuya çözüm arayanlar Türkistan’dan nüfus getirilmesi önerisinde dahi bulundular. Geçici bir çözüm olur. İçerideki nüfusu harekete geçirmek gerekiyor.
Türkiye’nin Avrupa gibi nüfusu azalan ve yaşlanan bir ülke olacağı öteden beri söyleniyordu. Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan belli derler.
Peki bu noktaya nasıl gelindi? Nedenlerini kısaca şöyle sıralayabiliriz;
- Köylerin boşalması ve şehirleşme
- Ekonomik kalkınma ve refah artışı
- Evlilik yaşının yükselmesi ve kadının iş gücüne katılım oranının artması
- Boşanma oranlarının artması
- Çalışan kadınlarda doğurganlığın azalması
- Şehirde aile geçindirme ve barınmanın maliyetli olması
Yukarıdaki nedenlere başkaları da eklenebilir. Ancak bu sosyolojik nedenlere bir de kendi elimizle eklediğimiz doğum kontrolü yok mu tam bir ihanet. 80’li yıllarda başlayan ve devlet destekli doğum kontrol politikası tam bir “ihanetti”. Rahmetli İlber Hoca’nın tabiri ile “Bu çok açık”. Bunu isteyenler özellikle batılılar ve onların iç uzantılarıydı. “Yapabileceğin kadar değil bakabileceğin kadar çocuk” sloganıyla insanları manipüle ettiler. Halbuki bakabilen daha az yapıyordu. Şimdi tersini yapmak için mücadele veriliyor.
Aslında yaşadığımız durum refah toplumlarında kaçınılmaz olarak kendini gösteren bir şey. Bunu geriye döndürmek ve insanları çocuk sahibi yapmak kolay değil. Refaha, rahata eren insanlar kadın erkek fark etmiyor kendine daha fazla zaman ayırmak istiyor daha çok gezmek ve dünya nimetlerinden daha fazla yararlanmak istiyor. Bununla birlikte daha az çalışmak, daha az yorulmak istiyor. Zamanını çocuk büyütmeye ayırmak istemiyor. Bu kafanın değişmesi lazım ancak kolay da değil.
Modern toplum insanı ben merkezli yaptı. Kendine adanmış ruh! kendini düşün, kendine zaman ayır, dünyayı gez, ye, iç, yaşa felsefesi evlenmeye, çocuk sahibi olmaya, topluma adanmış ruhlara galip geldi.
NÜFUS EKONOMİ İLİŞKİSİ
Tüm dünya ekonomilerinin temel dinamiği iç tüketim talebidir. Yani kendi insanından gelen tüketim ve buna bağlı olan üretim faaliyetidir. Kısaca ekonomik büyümenin dinamiği nüfus artışıdır. Yani taleptir. Nüfus artışı demek talep artışı demektir. Bu da üretim ve istihdam demek, büyüme demek. Avrupa ve Amerika bunu nüfus ithali ile yaparken Çin ve Hindistan gibi ülkeler kendi nüfusu ile başarmaktadır.
Nüfus artış hızının düşmesi yaşlı nüfusu artırır. Yaşlılar genellikle üretmez tüketir. Ancak az tüketir. Tüketimde de muhafazakardır. Girişimci değildir, risk almaz, mevcudu korur, yeni ev, yeni araba almaz. Çocuklar ve gençler ise üreticidir aynı zamanda tüketme eğilimleri yüksektir. Önünde daha uzun hayat olduğu için ekonomik açıdan daha fazla tüketim talebi oluşturur. Kısaca ekonomi genç nesil üzerinden şekillenir.
İstanbul’ un taşı toprağı altın sözü nüfusun oraya yığılması sonucu oluşan talep patlamasından kaynaklanıyordu. Türkiye’de şehir kenarlarında alınan arsaların bir süre sonra imara açılarak değerlenmesi köyün şehre göçünün sonucuydu. Bu gidişle artık şehre yakın alınan tarlalar hiçbir zaman imara açılmayacak ve bir yatırım olmayacak. Çünkü mevcut şehirler nüfusu taşıyabiliyor artık. Toprağa yatırım döneminin sonuna geliniyor.
Teknolojik gelişmeler üretim için her ne kadar insan ihtiyacını kısmen ortadan kaldırsa da tüketim için mutlaka insana ihtiyaç var. Yeterli insan yoksa mevcut insanlara daha fazla tükettirmek gerekiyor. Bunun yolu da insanların tüketim arzularını artırmak. Reklam, moda, yenilikçi ürünlerle tüketim toplumu oluşturmak. Bu ise başka bir tehlikeyi ortaya çıkarıyor. İnsanın ve toplumun yozlaşması ve çürümesi.
Doğu toplumu kalabalık nüfusuyla üretici iken batı toplumu tüketici konumdadır. Nüfusu daha az olmasına rağmen.
Şahsi kanaatim mevcut düzenlemelerin bu gidişi durdurma konusunda yetersiz kalacağı. Daha köklü çözümler gerekiyor. Ama toplum bunlara hazır mı bilemiyorum.
Dr. Yüksel Keleş/TİMETÜRK