2025 yılında enflasyon hedefinde tutturamayan Türkiye'nin umutlarını yeni yıla bağladığı bir dönemde patlak veren İsrail/ABD-İran savaşı hesapları altüst etmiş görünüyor. Geçen yıl %25-29 aralığında gerçekleşmesi beklenen enflasyonun kuraklık başta olmak üzere çeşitli nedenlerle %31 seviyesinde kapanması, umutları yeni yıla taşımıştı. Bu yıl yağışların da iyi gitmesi ve merkez bankasının rezervlerinin tarihin en yüksek seviyesinde olması, ekonomi yönetiminin elini güçlendiriyordu.
Ancak 28 Şubat'ta gerginliğin alenen savaşa dönüşmesi Türkiye dahil tüm dünyada hesapları altüst etti. İran'ın Hürmüz boğazını kapatması ile arz yönlü petrol fiyatlarındaki artış, kaynak maliyetini ve dolaylı olarak mal ve hizmet üretim maliyetlerini artırmaya başladı.
70 dolar seviyelerinden 100-120 dolar aralığına fırlayan petrol fiyatları ve risk priminden dolayı artan nakliye ve sigorta maliyetleri petrol üreticisi olsun olmasın herkesi etkilemektedir. ABD gibi petrol üreticisi ülkelerde bile akaryakıt fiyatları artmaktadır. Bu hem üretici ayağında hem de direkt tüketici tarafında fiyat artışlarına ve ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Burada belki tek kazanan taraf petrol üreticisi şirketlerdir.
Türkiye açısından olaya bakacak olursak, büyüme ve işsizlik noktasında iyi verilere sahip ekonomi yönetimi açısından gündemin birinci sırasında enflasyonla mücadele var. Bu noktada Türkiye'yi en çok zorlayacak husus dış ticaret açığı olan bir ekonomi olarak enerji maliyetlerinin artması ve döviz kurundaki yükselmelerdir.
Bunlardan birincisi gerçekleşmiş durumda. Enerji ithalatçısı olmamız nedeniyle hem maliyet artışı bizi yormakta hem de yurtdışına daha fazla döviz transferi nedeniyle döviz kaybına neden olmaktadır. Birinci durum ikincisinin de tetikleyenidir.
İkinci husus ise döviz kurlarının artması. Merkez Bankasının son dönemde güçlü döviz rezervleri ile bu alandaki riskler azaltılabiliyordu. Ancak savaşın uzaması hem içeride hem de dışarıda dövizin güçlenmesine neden oldu. Bu durumu yönetmeye ve döviz talebini karşılamaya çalışan Merkez Bankası'nın zorlandığını görüyoruz. Savaşın başından beri 40 milyar dolara yakın rezerv erimesi söz konusu. Kurlardaki stabilitenin nedeni de bu. Kurun yükselmesini engellemek için rezervler kullanılıyor.
Ancak bu erime devam ederse bir noktada kurun yukarı gitmesine ve TL'nin değer kaybetmesine göz yumulması kaçınılmaz. Bunu bilen piyasa oyuncuları da kur artışlarından önce dövizde pozisyon almaya çalışıyor. Bu da dövize olan talebi canlı tutuyor.
Merkez Bankasının döviz talebini azaltmak için TL faizleri artırması kaçınılmaz olacak gibi görünüyor. Bankalar piyasasında fonlama maliyetlerini artırarak bir yandan TL kredi maliyetlerini yukarı çekmesi, diğer taraftan mevduat faizlerinin yükselmesine izin vermesi gerekecek. Önümüzdeki günlerde kredi faizlerinin arttığını göreceğiz. Bu mevduat faiz artışlarını da beraberinde getirecek. Enflasyona neden olacak bir döviz kuru artışının önüne geçilmesi gerekiyor.
Hem petrol fiyatlarındaki hem de döviz kurundaki artışlar maliyet kaynaklı enflasyonu tetiklemektedir. Merkez Bankalarının para politikası yoluyla talebi kontrol eden yaklaşımı maliyet enflasyonunu engellemede ne kadar etkili olacak göreceğiz. Bunun bizi götüreceği nokta stagflasyon olabilir. Savaş devam ettikçe Dünya ekonomisini bekleyen yakın tehlike bu gibi görünüyor.
Dezenflasyon sürecinde son bir aydaki yaşananlar ile bu yazı kaybettiğimiz görülüyor. Savaş devam ederse bu yılı da unutmamız gerekecek.
Savaşın ilk günlerinde petrol fiyatlarındaki artışın eşel-mobil sitemi ile fiyatlara yansıması azaltılmıştı. Kısa vadeli bu uygulamanın çok sürdürülebilir olmadığı malum. Çünkü fiyatlara yansımayan ve devlet tarafından vergilerle sübvanse edilen bu durum, vergi kaybı nedeniyle bütçede açıklara neden olmaktadır. Bu açıkların kapatılması ise ya kamu borçlanması ile ya da farklı ürünlere zam ile kapatılacaktır. Bu da yine uzun vadede enflasyonu besleyen bir yapıya dönmektedir.
Başta Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere ekonomi yönetiminin canını çok sıkan bu savaşın bir an önce bitirilmesi için Türkiye'nin yoğun bir çaba sarfettiğini görmekteyiz. Siyonist İsrail saldırganlığı Türkiye başta olmak üzere bölgeyi ve dünyayı ekonomik ve siyasi bir çalkantıya doğru sürüklemektedir.
Savasın uzaması ve petrol fiyatlarının bu şekilde seyretmesi tüm dünyada enflasyonu tekrar tetikleyecek ve Merkez Bankalarının faiz artırım sürecine girmesine neden olacaktır. TCMB'nin de önümüzdeki aydan itibaren faiz artırdığını görebiliriz. Zaten dolaylı olarak bu sürece girildi.
Ekonomi ve iş dünyası için durum iç açıcı görünmüyor. Yatırım yapacak ya da işini büyütmeyi düşünenlerin bu dönemi pas geçmesi gerekiyor. Ticari krediye erişim zordu ve bu devam edecek. Zaten bu konuda hükümete baskı yapan iş dünyasının artık bu yazı da böyle geçireceği görülebilir. Rahatlamayı ve kredi bulmayı umut eden iş adamlarının savaşın uzaması durumunda daha zorlanacağı bir döneme girilecektir. Savaş bugün dursa bile bunun etkilerinin giderilmesi birkaç ayı hatta yıl sonunu bulabilir.
Karamsar bir tablo çizmiş gibi görünüyorum ama öncü veriler ve izlenimler buna işaret ediyor. Temennimiz bu savaşın bir an önce durması. Aksi halde daha kötü senaryolar konuşmaya başlayacağız.
Dr. Yüksel KELEŞ/TİMETÜRK