$

Dolar

45,7392

Euro

53,0889

£

Sterlin

62,0462

Frank

58,2888

Gram Altın

6.630,8400

Bitcoin

3.452.451

$

Dolar

45,7392

Euro

53,0889

£

Sterlin

62,0462

Frank

58,2888

Gram Altın

6.630,8400

Bitcoin

3.452.451

Makale 23.05.2026 6 dk okuma

Mutlak butlan eşittir; ‘etme bulma dünyası’

Paylaş:

Türkiye’de siyaset, çoğu zaman sandıkta değil; manşetlerde, yargı salonlarında, brifing masalarında ve vesayet koridorlarında şekillendirildi. 

Bugün CHP etrafında yürüyen “mutlak butlan” tartışmaları üzerinden koparılan fırtınaya bakınca, insanın hafızası ister istemez yakın siyasi tarihin kırılma anlarına gidiyor. 

Çünkü bu ülkede “hukuk”, uzun yıllar boyunca sadece hukukun konusu olmadı; siyasetin aparatı hâline getirildi.

Milli Nizam Partisi’nden başlayıp MSP’ye, oradan Refah Partisi’ne ve Fazilet Partisi’ne kadar uzanan kapatma zinciri, yalnızca bir siyasi hareketin değil; milyonlarca seçmenin iradesinin hedefe konduğu süreçlerdi. 

Ve bugün “demokrasi elden gidiyor” diye feveran eden çevrelerin önemli bir kısmı, o günlerde gazete manşetleriyle bu kapatmaları alkışlıyor, “irtica tehdidi temizleniyor” diyerek toplumu psikolojik olarak hazırlıyordu.

O günlerde “hukuk” denilen şey; çoğu zaman ideolojik reflekslerin kılıfıydı.

1998’i hatırlayın…

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Refah Partisi’nin kapatılması için dava açtı. Hergün televizyon ekranlarından suç unsuru argümanlar ile azarlayarak konuşuyordu. Hazırlanan dosyalar, güya suçlar, “laiklik”, “Cumhuriyet”, “Atatürk ilkeleri” gibi toplumun hassasiyet taşıdığı kavramlarla örülüyordu. Elbette laiklik de Cumhuriyet de anayasal değerlerdir. Ancak mesele; bu kavramların gerçekten hukuk adına mı yoksa siyaseti dizayn etmek adına mı kullanıldığıydı….

Bu ve benzeri atraksiyonel eylemlerle desteklenerek, kamuoyu yönlendirildi ve Refah Partisi kapatıldı….

Sonra olanlar ise manidar….

Vural Savaş siyasete yöneldi. DSP’ye katıldı. Ardından CHP’den milletvekili aday adayı oldu. Yani yıllarca “bağımsız hukuk mücadelesi” diye sunulan sürecin sonunda siyasî pozisyon arayışı ortaya çıktı.

Ardından; Anayasa Mahkemesi Başkanı Necdet Sezer ise kısa süre sonra Cumhurbaşkanlığı makamına taşındı.

“Demek ki mesele yalnızca hukuk değilmiş…” 

Benzer şekilde Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’da Türkiye’de parti kapatma süreçlerinin en etkili hukuk figürlerinden biri olarak hafızalara kazındı. 367 krizinden parti kapatma tartışmalarına kadar uzanan süreçlerde, siyasetin yönünü belirleyen aktörlerden biri hâline geldi.

Türkiye, bu vesayetçi anlayış yüzünden çok ağır bedeller ödedi.

Koalisyon krizleri…

Ekonomik çöküşler…

28 Şubat travması…

Başörtüsü yasakları…

İmam hatip kıyımları…

Fişlemeler…

Brifingli yargı düzeni…

Bugün CHP çevresinde yürüyen tartışmalara bakarken insanlar bunları unutmuyor. Çünkü dün kendi siyasi rakibine yapılan hukuksuzluğu alkışlayanların, bugün aynı yöntem kendilerine dokununca “hukuk devleti” hatırlatması yapması toplum nezdinde ciddi bir samimiyet problemi oluşturuyor.

Ancak burada başka bir hakikati de teslim etmek gerekir;

Dün Refah Partisi’ne yapılan yanlış ise, bugün CHP’ye yapılacak bir yanlış da doğru olmaz.

Hukuk; rövanş duygusuyla işlemez.

Adalet; “bizimkine başka, size başka” mantığıyla ayakta kalamaz.

Fakat CHP yönetiminin de toplumu sürekli sokak gerilimine çağıran, yargı süreçlerini topyekûn yok sayan, her soruşturmayı “darbe” diye sunan dili artık sorgulanmalıdır. Hele ki bugün yaşanan birçok sürecin başlangıcında CHP’lilerin birbirini şikâyet etmesi, ses kayıtları, delegelik pazarlıkları ve parti içi hesaplaşmalar bulunuyorsa…

Ortaya çıkan tabloyu sadece “iktidar komplosu” diye anlatmak toplumun zekâsıyla kavga etmektir.

Türkiye’nin ana muhalefet partisinin ihtiyacı olan şey; slogan siyaseti değil, ilkesel tutarlılıktır.

Bir yandan “hukuk” deyip öte yandan kendi belediyelerinde ortaya çıkan yolsuzluk iddialarını peşinen siyasi operasyon ilan etmek…

Bir taraftan “temiz siyaset” söylemi üretip diğer taraftan şaibeli kongre tartışmalarını görmezden gelmek…

Toplumun bir kesimini küçümseyen elitist dili sürdürüp sonra halkçılık iddiasında bulunmak…

Bütün bunlar CHP’nin en büyük açmazıdır.

Türkiye artık vesayet dönemlerinin de, slogan siyasetinin de yorulduğu bir eşikte duruyor. İnsanlar; ideolojik körlük değil, tutarlılık görmek istiyor.

Eğer gerçekten demokrasi savunulacaksa, bu savunma yalnızca kendi siyasi mahallesi için yapılmamalı.

Dün Refah’a yapılan yanlış alkışlanıp bugün CHP için hukuk çağrısı yapılırsa, toplum bunu samimi bulmaz.

Ama aynı şekilde; dün yaşanan mağduriyetler bugünün hukuk dışılıklarına gerekçe yapılırsa da Türkiye yeniden aynı kısır döngüye mahkûm olur.

Bu ülkenin ihtiyacı;

manşetlerle yön verilen yargı değil,

siyasi hesaplarla eğilip bükülmeyen hukuk düzenidir.

Hakkı Balcı/TİMETÜRK

 

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı