$

Dolar

45,5977

Euro

53,2744

£

Sterlin

61,0671

Frank

57,9808

Gram Altın

6.644,8900

Bitcoin

3.594.379

$

Dolar

45,5977

Euro

53,2744

£

Sterlin

61,0671

Frank

57,9808

Gram Altın

6.644,8900

Bitcoin

3.594.379

Makale 16.05.2026 7 dk okuma

‘Terörsüz Türkiye’ Seçim ganimetine dönüştürülmesin

Paylaş:

Kim terörsüz bir ülkede yaşamak istemez?

Kim evladını askere gönderirken yüreği ağzında yaşamak ister? Kim bir annenin kapısına al bayrağa sarılı tabut gelmesini normal karşılayabilir? Huzur, güvenlik, refah, özgürlük ve kardeşlik; bu milletin en tabii hakkıdır. Bu açıdan bakıldığında “Terörsüz Türkiye” hedefi, özü itibarıyla doğru, kıymetli ve desteklenmesi gereken bir hedeftir.

Fakat mesele sadece güzel bir başlık atmaktan ibaret değildir. Bu başlığın altında şehitlerin aziz hatırası, gazilerin onuru, annelerin yanan yüreği, milletin hafızası ve devletin vakarını ilgilendiren çok hassas bir zemin vardır.

Bugün TBMM’de “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları yürütüldü; 18 Şubat 2026’da rapor taslağı kamuoyuyla paylaşılmadan önce müzakere edildiği açıklandı.   Bu bile meselenin artık sadece güvenlik değil, siyaset, hukuk, toplumsal ikna ve devlet aklı meselesi olduğunu gösteriyor.

Ben bu sürece ilkesel olarak karşı değilim. Terör bitsin, silah sussun, dağdaki çocuklar ölmesin, şehirlerde bombalar patlamasın, anneler ağlamasın. Buna hangi vicdan sahibi insan itiraz eder?

Ama bir şerhle:

Bebek katiline imtiyaz yok.

Terör örgütüyle pazarlık yok.

Şehit ailelerinin yüreğini kanatacak bir taviz yok.

Devletin başını öne eğdirecek bir görüntü yok.

Çünkü bu millet affeder gibi görünse de unutmaz. Hele evlat acısını hiç unutmaz. Biz dışarıdan ne söylesek eksik kalır. Ateş düştüğü yeri yakar. Şehit babasının, şehit annesinin, şehit eşinin, yetim kalmış bir çocuğun yüreğindeki sızıyı hiçbir siyasi cümle tam olarak karşılayamaz.

Eğer bugün “yeni şehitler olmasın” diye bir süreç yürütülüyorsa, bunun en başında şehit ailelerinin gönlü alınmalı, gazilerin onuru korunmalı, milletin vicdanı ikna edilmelidir. Millet ikna olursa bağrına taş basar. Devletine güvenir. Lakin milletin kafasında soru işareti kalırsa, bu süreç toplumsal huzura değil, yeni kırgınlıklara kapı aralar.

Asıl tehlike de burada başlıyor.

Seçimler yaklaştıkça bu hassas başlığın siyasi partiler tarafından bir oy hesabına dönüştürülme ihtimali büyüyor. AK Parti, CHP, DEM Parti, MHP ve diğer partiler; bu meseleyi ülke menfaati yerine kendi seçmen hesabı üzerinden okumaya başlarsa, “Terörsüz Türkiye” fikri toplumsal uzlaşı olmaktan çıkar, seçim meydanlarının ganimetine dönüşür.

Kimi daha özgürlükçü görünmeye çalışacak.

Kimi daha sert milliyetçi pozisyon alacak.

Kimi Kürt seçmene göz kırpacak.

Kimi Türk seçmenin endişesini istismar edecek.

Kimi de bu meseleyi hükümeti sıkıştırmak ya da muhalefeti köşeye sıkıştırmak için kullanacak.

Oysa bu mesele ne sadece Kürt oyudur, ne sadece Türk hassasiyetidir, ne de sadece seçim stratejisidir. Bu mesele Türkiye’nin geleceğidir.

Bugün bazı anketlerde AK Parti ile CHP arasında daralan veya değişen oranlar gündeme geliyor; örneğin Areda Survey’in son aktarılan çalışmasında AK Parti yüzde 34,4, CHP yüzde 30,3 olarak verilmişti.   Fakat hangi parti birinci çıkarsa çıksın, terör meselesi sandık hesabının mezesi yapılamayacak kadar ağırdır.

İktidarın sorumluluğu burada daha büyüktür. Çünkü süreci başlatan, yöneten ve topluma anlatmak zorunda olan siyasi irade iktidardır. İktidar; şeffaf, kararlı, ilkeli ve devlet ciddiyetine uygun bir dil kullanmalıdır. “Ne oluyor, ne veriliyor, ne isteniyor, sınır nerede?” sorularına milletin anlayacağı berraklıkta cevap verilmelidir.

Muhalefetin sorumluluğu da daha az değildir. Muhalefet bu sürece sırf hükümet başlattı diye karşı çıkarsa yanlış yapar. Ama iktidar da “kim itiraz ederse terörün bitmesini istemiyor” kolaycılığına sığınırsa o da yanlış yapar. Bu meselede ne kör destek gerekir ne de kör muhalefet. Gerekli olan şey; akıl, vicdan, hukuk ve millet merkezli bir duruştur.

DEM Parti de bu süreci bir siyasi pazarlık alanı gibi görmemelidir. Silahın gölgesiyle siyaset olmaz. Terör örgütünün diliyle demokrasi kurulmaz. Eğer gerçekten barış, kardeşlik ve hukuk isteniyorsa, önce silahla, tehditle, örgüt vesayetiyle arasına net mesafe koyan bir siyaset dili gerekir.

CHP ise meseleyi sadece iktidarı yıpratma fırsatı olarak görmemelidir. Türkiye’nin terör yükünden kurtulması, herhangi bir partinin değil, milletin kazanımıdır. Ana muhalefet olmak; her şeye itiraz etmek değil, gerektiğinde devlet aklıyla sorumluluk alabilmektir.

MHP’nin milliyetçi hassasiyetleri, AK Parti’nin iktidar sorumluluğu, CHP’nin muhalefet denetimi, DEM Parti’nin demokratik siyaset iddiası; hepsi bu süreçte samimiyet sınavından geçecektir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey popülizm değil, olgunluktur. Slogan değil, samimiyettir. Seçim hesabı değil, devlet aklıdır.

Terörsüz Türkiye mümkündür. Ama bunun yolu şehitlerin hatırasını incitmeden, gazilerin onurunu zedelemeden, milleti kandırmadan, teröriste meşruiyet alanı açmadan, hukuku ve devlet vakarını koruyarak yürümekten geçer.

Bu süreç milletin kalbinde karşılık bulursa Türkiye kazanır.

Ama siyasi partilerin elinde seçim malzemesine dönüşürse, sadece süreç değil, toplumsal güven de yara alır.

Ve unutmayalım:

Terörsüz Türkiye hedefi, sandıktan önce vicdan meselesidir.

Vicdanı kaybeden siyaset, seçimi kazansa bile milleti kaybeder.

Hakkı Balcı/TİMETÜRK

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı