Son günlerde haberleri okurken veya ekranlardaki askeri uzmanları dinlerken sürekli aynı sözleri duyuyorum: "İran'ın saldırıya bu kadar açık olmasının sebebi hava savunma sistemlerinin yetersizliği."
Doğruluk payı yok değil elbet. Ama bana kalırsa bu, fotoğrafın küçük bir kısmına odaklanan, eksik bir analiz. Bence asıl mesele, gökyüzündeki demir yığınlarından ziyade görünmez ağlarda gizli: Veri güvenliği.
Gelin Hamas örneğine bir bakalım. 7 Ekim'den bu yana, israil gibi dünyanın en büyük teknolojik istihbarat ağına sahip bir güce kök söktürmelerinin asıl sebebi neydi?
Gelişmiş füzeler mi? Hayır.
Teknolojiyi hayatlarından neredeyse tamamen çıkarmaları ve veri güvenliğini o geleneksel ama aşılmaz seviyede tutmalarıydı.
Bunun en net kanıtını Yahya Sinwar'ın şehadetinde gördük. Dünyanın en çok aranan adamı aylarca cephede savaştı, daracık bir coğrafyada uydulara, dronlara ve yapay zekaya rağmen tespit edilemedi. Neden? Çünkü takip edilecek dijital bir iz bırakmadı.
Fakat iş İran'a geldiğinde hikaye tamamen değişiyor.
Yıllardır süren yaptırımlarla dünyadan ne kadar izole edilmeye çalışılsa da, günün sonunda koca bir devletten bahsediyoruz.
Bürokrasinin ve askeri hiyerarşinin işlemesi için teknolojiyi yoğun bir biçimde kullanmak zorundalar. Ama işte o zorunluluk, bugün en büyük zaaflarına dönüşmüş durumda. Öyle bir noktaya geldik ki, sanki internete bağlanan her cihaz sisteme sızmış birer israil veya ABD casusu gibi çalışıyor.
Tabii hikaye sadece hacklenen cihazlarla da bitmiyor. İşin içine resmin en karanlık parçasını, yani ajanlaştırma faaliyetlerini de katmamız şart.
Siz isterseniz dünyanın en iyi güvenlik duvarlarını kurun, en karmaşık şifrelemelerini yapın... O şifreyi elinde tutan insanın bir zaafı varsa, geçmiş olsun.
İçeriden sızdırılan veriler, insan istihbaratı sayesinde elde edilen konum teyitleri olmadan bu kadar nokta atışı operasyonların yapılması sadece teknolojiyle açıklanamaz. Parayla, şantajla ya da bambaşka yollarla sistemin kalbine yerleştirilen o "insan" faktörü, veri sızıntısının en ölümcül hali aslında.
Uzun lafın kısası; bence artık gökyüzünü kimin koruduğundan ziyade, cebimizdeki telefonu ve yanımızdaki insanı kimin kontrol ettiğine bakmamız gerekiyor.
Savaşlar artık sadece cephelerde değil, ceplerde de yürütülüyor.
Muhsin Şenol/TİMETÜRK