Türkiye'de medya sektörünün tarihinin belki de en zorlu virajlarından birinden geçtiğini söyleyebiliriz. Mesele sadece artan maliyetler veya değişen okuma alışkanlıkları değil. Bu durumu aslında emeğin küresel sistem tarafından sömürülmesi ve medyanın tekelleşmesi olarak ele alabiliriz.
Şimdi biraz daha konuyu açalım...
Olay yerindeki sıcak gelişmeyi de derinlemesine analizi de Türkiye'deki medya kuruluşları hazırlıyor.
Sektörde binlerce basın emekçisine, muhabirine, kameramanına, editörüne istihdamı Türkiye'deki medya kuruluşları sağlıyor.
Vergiyi devlete Türkiye'deki medya kuruluşları ödüyor.
Yayınlanan her içeriğin yasal sorumluluğunu Türkiye'deki medya kuruluşları göğüslüyor.
Yayıncılığın getirdiği tüm toplumsal ve siyasi riski Türkiye'deki medya kuruluşları alıyor.
Bütün bu emeğin, alınan risklerin ve ödenen bedellerin üzerinden devasa parayı ise ABD merkezli dijital medya şirketleri kazanıyor.
ABD ve israilin maşası küresel şirketler, kurdukları dijital dağıtım ağları ve algoritmalar üzerinden yerel medyanın ürettiği içeriklerin kaymağını yiyorlar.
Ya medya kuruluşları dev şirketlerin algoritmalarına kurban edilecek ya da bir çözüm bulunacak.
Sistemin bütün yükünü çeken taraf her geçen gün kan kaybederken veya taviz verirken, sadece aracı olan tarafın milyarlarca doları kasasına indirdiği bir yapı ayakta kalamaz.
Bugün Türkiye medyası adeta can çekişiyor. Her geçen gün küçülen haber merkezleri, işsiz kalan gazeteciler ve kaliteden ödün vermek zorunda kalan yayın politikaları bunun en net göstergesi.
Mevcut dijital ekosistem gazeteciliği bitiriyor. Burada İletişim Başkanlığı ve Basın İlan Kurumu'na ise önemli görevler düşüyor. Medyanın sürdürülebilirliğini sağlamak için küresel şirketlerin düzenine 'dur' denilmeli ve Türkiye'den elde ettikleri reklam gelirlerinden medya kuruluşlarına da pay aktarılmalıdır.
Eğer gerekli yasal düzenlemeler yapılmazsa, Türkiye'de medya tek tipleşecek, manipülasyona açık hale gelecek, özgünlüğünü ve özgürlüğünü yitirecektir.
Muhsin Şenol/TİMETÜRK