Dolar

43,1737

Euro

50,3117

Altın

6.427,91

Bist

12.369,89

Yeni Dünya Düzeni mi?

2 Saat Önce Güncellendi

2026-01-15 00:02:00

İsmail Yurdseven

“Yeni Dünya Düzeni” denilen şey, çoğu zaman bir dış politika terimi gibi taşınır; hâlbuki bir terimden önce bir iklimdir. İklim, sadece havayı değil, insanın nefesini de belirler. Bu iklimde kelimeler, hakikati anlatmak için değil, hakikatin yerini tutmak için çoğalır: “düzen”, “güvenlik”, “istikrar”, “reform”, “ortaklık”… Her biri, bir yandan huzuru çağrıştırır; öte yandan huzurun şartını koyan bir iktidar diline dönüşür. Ve dil, bir defa iktidarın fabrikasına girdi mi, merhamet bile bir “program” başlığına indirgenir.

Körfez Krizi'nin sıcak eşiğinde, 11 Eylül 1990'da George H. W. Bush'un “new world order” ifadesini, koalisyonu ve “daha güvenli, daha adil bir dönem” vaadini aynı nefeste söylemesi, bu iklimin modern kayda geçtiği keskin anlardan biridir. “Düzen” kelimesi burada masum bir dilek olarak değil, güç kullanımının üzerine serilen bir meşruiyet örtüsü olarak görünür: Kriz anında güç kullanımı “düzen kurma” diye adlandırılır; düzen ise “evrensel ahlak” gibi takdim edilir. Böylece önce düzen tarif edilir, sonra düzenin dışına düşen “sorun” diye isimlendirilir, nihayet sorunu çözme yetkisi de aynı merkezin elinde toplanır. Kelime, kılıcın kını olur; kın parladıkça kılıcın kanı görünmez.

Bu iklimin bölgesel tezahürlerinden biri, Türkiye'de “BOP” diye kısaltılan “Büyük Ortadoğu Projesi” anlatısıdır. Resmî metinlerde çoğu kez “BOP” adıyla tek bir dosya görmezsiniz; onun yerine “BMENA” görürsünüz: Broader Middle East and North Africa, yani “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika.” 2004'te G8 Sea Island bağlamında ilan edilen BMENA metni, “ortaklık” diliyle demokrasi, hukuk devleti, ekonomik fırsat ve sosyal adalet gibi başlıkları “evrensel değerler” vurgusuyla birleştirir. Buradaki kelime tekniği basittir ama etkisi derindir: “müdahale” pahalı kelimedir; “ortaklık” ucuz görünür. “yeniden tasarım” itiraz doğurur; “reform” yumuşak durur. Böylece kelime, itirazın sesini kısar; prosedür, itirazın zeminini söküp alır.

Kelimenin yumuşak olması, işin yumuşak olduğu anlamına gelmez. “Ortaklık” çoğu zaman güç asimetrisinin nezaketle giydirilmiş hâlidir; nezaket asimetriyi yok etmez, sadece görünmezleştirir.

BMENA'yı tek bir etiket gibi değil, bir mekanizma seti gibi okumak gerekir: toplantılar, fonlar, sivil toplum ağları, eğitim başlıkları, raporlama disiplinleri… Bu setin erken altyapı taşlarından biri, 2002'de ABD Dışişleri tarafından kurulan MEPI'dir: Middle East Partnership Initiative (Ortadoğu Ortaklık Girişimi). ABD Sayıştayı'nın (GAO) raporunda MEPI'nin Aralık 2002'de kurulduğu ve demokrasi ile siyasi/ekonomik/eğitim reformlarına yönelik destek hedeflediği açıkça kayda geçer. Sloganlar tartışılır; programlar yerleşir. Sloganlar ikna eder; prosedürler biçimlendirir. Kalıcı müdahale, çoğu kez askeri değil; “normal”i yeniden tarif eden müdahaledir.

Bu noktada “Yeni Dünya Düzeni” ile BMENA çizgisi arasındaki kesişim belirginleşir: “Yeni Dünya Düzeni” bir üst anlatıdır; dünyanın nasıl işlemesi gerektiğine dair normatif bir çerçeve, bir “kurallı sistem” iddiası. BMENA ise bu iddianın Ortadoğu-Kuzey Afrika ölçeğinde kurumsal dile dönüşmüş uygulama yüzüdür: “kurallar” reformlara çevrilir, reformlar programlara bölünür, programlar fonlama ve ölçme mekanizmasına bağlanır. Düzen, sadece sınırları değil insanı da düzenleme hevesi taşıdığı ölçüde güç kazanır.

İmparatorluk artık atlı birliklerle gelmiyor; eğitim modülüyle geliyor. Topçu ateşiyle değil; rapor başlığıyla geliyor. Ve çoğu zaman, siz daha adını öğrenmeden yerleşmiş oluyor.

Bu çağın adı, “bunalımlar çağı”dır; çünkü krizler artık istisna değil, yöntemdir. Kriz, yönetilebilir bir korku üretir; korku, rızayı hızlandırır; hız, denetimi meşrulaştırır. Bir yanda “düzen” vaadi, diğer yanda düzenin bedeli olarak takdim edilen kısıtlar… Bunalım büyüdükçe yönetim, insanı “vatandaş” olmaktan çıkarıp “birimler”e indirger: istatistik birimi, risk birimi, veri birimi. Nihayet “pile dönüşmek” tam buradadır: İnsan, sistemin sürekliliği için enerji üreten bir hücreye çevrilir… korkusuyla, tüketimiyle, tepkisiyle, verisiyle.

Bugün okyanus ötelerinde ve bölgemizde yaşananların dili, bu bunalım ikliminin nasıl işlediğini gösteriyor. Avrupa'da yapay zekâ alanında kapsamlı bir düzenleme olan AB Yapay Zekâ Yasası (EU AI Act) yürürlüğe girmiş durumda; AB'nin kendi sayfası, 5 Aralık 2025 güncellemesiyle bu çerçevenin “düzenleyici iskeletini” anlatıyor. Avrupa Parlamentosu'nun bir notu da, düzenlemenin genel uygulanma tarihinin 2 Ağustos 2026 olduğunu; farklı bölümlerin kademeli tarihlerle devreye girdiğini ve tam etkinliğin 2027'ye uzanacağını aktarır. Bu, tek başına “iyi” ya da “kötü” diye damgalanacak bir şey değildir; fakat bir hakikati işaret eder: Yönetimler, insan hayatını artık yalnız polisle değil, algoritmik sınıflandırmayla yönetmeye hazırlanıyor. Risk tanımlanıyor, risk puanlanıyor, risk yönetiliyor. Ve her puan, insanın ete kemiğe bürünmüş vicdanını değil, ekranın soğuk mantığını güçlendiriyor.

Bu sırada savaş, düzenin en çıplak laboratuvarı olarak işliyor. Ocak 2026'da Rusya'nın Ukrayna enerji altyapısını hedef alan büyük saldırıları, kışın ortasında elektrik ve ısınma kesintileriyle sivillerin hayatını doğrudan vuruyor; haberlerde yüzlerce drone ve füze saldırısından, Kiev'de “ısınma/elektrik yokluğu”ndan söz ediliyor. Enerji altyapısı artık sadece bir tesis değil; bir toplumun psikolojisine, dayanma eşiğine ve itaat–isyan dengesine basılan bir düğme. “Düzen” iddiası burada, insan bedeninin soğuğa yenilmemesi kadar çıplak bir meseleye dönüşüyor: Isı yoksa hukuk da yok; ışık yoksa özgürlük de yok. Bunalım çağı, en sonunda insanı en temel ihtiyacından yakalar.

Ortadoğu hattında da benzer bir çıplaklık var. 2025 sonu ile 2026 başı itibarıyla Gazze bağlamında ateşkes ve ikinci aşama görüşmeleri gibi başlıklar uluslararası gündemde; Türkiye Dışişleri'nin de ABD–Mısır–Katar hattındaki hazırlık görüşmelerine katıldığına dair haberler geçiyor. Sahada ateşkesin “büyük ölçüde korunduğu” gibi değerlendirmeler var; fakat bu “korunma”nın kendisi bile, modern düzenin acı yüzünü saklamıyor: İnsan hayatı bir pazarlık kalemine sığdırılıyor, bir aşamadan ötekine taşınan “dosya” gibi muamele görüyor. Burada “BOP/BMENA” dilinin reform ve ortaklık vurgusu, gerçekliğin sert taşına çarpıyor: Bölgede düzen, çoğu zaman “insan” üzerinden değil, “jeopolitik denge” üzerinden kuruluyor.

Denizler bile bunalımın parçası. Kızıldeniz ve çevresindeki saldırılar ve gerilimler, küresel ticaret rotalarını, maliyetleri ve tedarik zincirlerini sarsıyor; 2025'in deniz ticareti açısından nasıl gerilimli geçtiğine dair değerlendirmeler yapılıyor. “Düzen” söylemi, burada bir kez daha “güvenlik”le paketleniyor: ticaretin güvenliği, enerji akışının güvenliği, boğazların güvenliği… İnsan, rotaların yan ürününe indirgeniyor.

Bu tablo, “Yeni Dünya Düzeni”nin üst anlatısıyla “BOP/BMENA”nın bölgesel mekanizmalarının aynı hedefe yürüdüğü yeri gösterir: krizi yönetilebilir kıl, yönetilebilir krizle rızayı hızlandır, hızlandırılmış rızayla tahakkümü kurumsallaştır. Bunalımlar çağının aceleciliği buradadır. Yönetimler, krizin sağladığı hızdan vazgeçemez; çünkü hız, sorguyu boğar. Sorgu boğulunca, ölçü de kayar: Adaletin ölçüsü, güçlünün ölçüsüne dönüşür.

Değer, çıkarın parfümü olabildiği gibi; çıkar da değerin sopası olabiliyor. İkisi birleştiğinde “ahlaklı güç” masalı değil; gücün ahlakı yeniden yazma iştahı çıkar.

Tevhidî bir bakış burada sadece bir “inanç beyanı” değil, bir otorite eleştirisi olarak belirir. Tevhid, Allah'ın hükmünü merkeze koyarak beşerî mutlaklıkları yerinden eder. Bu yüzden Müslüman için “dünya düzeni” iddiaları yalnız jeopolitik bir tasarım değil; hakikatin kaynağına ilişkin bir meydan okumadır. “Evrensel değerler” denildiğinde, gerçekten evrensel olanın hakikat mi, yoksa evrenselleştirilmek istenen bir norm paketi mi olduğu sorusu diri kalır. Ve bu soru, yalnız Müslümanın değil; Tanrı'yı tek otorite bilen, özünde tevhid damarını kaybetmek istemeyen Hristiyanların da (Muvahhid Hristiyanların) kaçamayacağı bir sorudur. Çünkü Tanrı'yı hayattan sürdüğünüz gün, insan özgürleşmez; sadece daha profesyonel bir putperestliğe geçer. Putlar artık taştan yapılmaz; kurumdan, sözleşmeden, algoritmadan yapılır.

BOP/BMENA'nın “ortaklık” ve “reform” kelimeleriyle kurduğu dil ile YDD'nin “kurallı sistem” vaadi, bunalımlar çağında aynı çarkın iki yüzü gibi döner: biri dünyayı anlatır, diğeri bölgeyi işler; biri koalisyonla görünür olur, diğeri programla yerleşir. Bu çarkın en büyük tehlikesi, insanı “pile” dönüştürmesidir: sürekli alarm hâlinde tutarak, sürekli ölçerek, sürekli sınıflandırarak… İnsan bir kez ölçü birimine indirgenince, merhamet de niceliğe döner; adalet de performans göstergesine.

Bunalımlar çağı, insana iki kaçış sunar: Komplo konforu ve propaganda uykusu. Tevhidî akıl ise kaçış değil, ayıklık ister: kavramı söker, kurumu okur, programın dilini çözer, sahadaki izi metnin vaadiyle çarpıştırır. Çünkü Müslümanın “aydınlanması”, Tanrı'yı tahtından indiren bir akıl gösterisi değil; tam tersine Allah'ın otoritesini her türlü beşerî mutlaklığın üstünde tutan bir berraklaşmadır. Bu berraklaşma, sadece Müslümanların uyanışı değil; Tanrı'yı biricik otorite bilen herkesin, modern çağın putları karşısında özüne dönüş imkânıdır.

Ve nihayet, bunalımlar çağında en acı gerçek şudur: “Düzen” adına hızlanan tahakküm, sonunda kendi çıkmazına tosluyor. Çünkü insanı pile çeviren yönetim, insanı insan yapan şeyi “vicdanı, iradeyi, merhameti” tüketiyor. Tüketilen vicdanın yerine konan her şey, daha fazla güvenlik, daha fazla kontrol, daha fazla algoritma istiyor. Böylece kriz bitmiyor; kriz üretiliyor. Çünkü kriz biterse hız düşer; hız düşerse sorgu başlar; sorgu başlarsa “düzen”in ilahlaştırılmış dili çöker.

Hüküm O'nundur. Bu cümle, bunalımlar çağının panzehiridir. Otoriteyi Allah'tan alıp beşere taşıyan her “yeni düzen” vaadi, eninde sonunda adalet üretmez—tahakküm üretir. Düzen, ancak hakikatin altında anlamlıdır; hakikatin üstüne çıktığı an, “düzen” olmaktan çıkar, yoz bir put olur.

Ve biz putları kırmayı İbrahim'den biliriz.

İsmail Yurdseven \ Timeturk

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Bursa'da palet fabrikasında yangın

Haber Ara