$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.365.148

$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.365.148

Makale 30.05.2026 4 dk okuma

İmamoğlu, CHP ve bitmeyen mücadele

Paylaş:

Siyasette bazı isimler vardır; ortaya çıktıkları ilk andan itibaren toplumun bir kesiminde büyük umutlar, başka bir kesiminde ise derin tereddütler oluştururlar.

Ekrem İmamoğlu benim açımdan ikinci kategoriye giren isimlerden biriydi.

Bunun sebebini yıllarca somut bir gerekçeyle açıklayamadım. Ortada ne bir mahkeme kararı vardı ne de bugün konuşulan iddialar... Ancak içimde hep tarif etmekte zorlandığım güçlü bir şüphe hissi bulunuyordu.

Belki de bunun sebebi Türkiye'nin yakın tarihine bakış açımdı.

Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra özellikle çok partili hayata geçiş sürecinde ortaya çıkan bazı güç odakları zamanla devletin asli unsuru gibi hareket etmeye başlamıştı. Millet adına değil, milletin üzerinde konumlanan bir anlayış gelişmişti.

Laiklik, cumhuriyet, demokrasi ve hukuk gibi evrensel değerler elbette vazgeçilmezdi.

Ancak bu kavramlar zaman zaman toplumun bir kesimini baskı altına almanın, siyaseti dizayn etmenin ve seçilmiş iktidarları hizaya çekmenin araçları haline de getirildi.

Parti kapatmalar, muhtıralar, vesayet müdahaleleri ve yargı üzerinden yapılan siyasi operasyonlar bunun örnekleri olarak hafızalara kazındı.

27 Nisan e-muhtırası da, 15 Temmuz kalkışması da aslında millet iradesi ile vesayet odakları arasındaki mücadelenin farklı tezahürleri olarak görülebilir.

Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan'ın temsil ettiği siyasi çizgi, geniş halk desteğiyle birlikte bu vesayet düzeninin önemli ölçüde geriletilmesini sağladı.

Fakat tarih bize gösteriyor ki, kaybedilen güç odakları tamamen ortadan kalkmaz.

Sadece yöntem değiştirirler.

Tam da bu noktada Ekrem İmamoğlu'nun siyasi yükselişinin dikkatle incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Benim kanaatime göre İmamoğlu sadece bir belediye başkanı olarak değil, aynı zamanda yeni bir siyasi projenin merkezi figürü olarak parlatıldı.

Bu değerlendirme elbette kişisel bir siyasi analizdir.

Ancak uluslararası medya kuruluşlarının, bazı Batılı siyasi çevrelerin ve Türkiye'deki belirli odakların İmamoğlu'na gösterdiği olağanüstü ilgi dikkat çekiciydi.

Sanki Türkiye'nin geleceği tek bir siyasi aktörün omuzlarına yüklenmek isteniyordu.

Bugün gelinen noktada ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafında yürütülen soruşturmalar, mahkemelerde gündeme gelen iddialar ve kamuoyuna yansıyan dosyalar farklı bir tablo ortaya çıkarmıştır.

İddiaların doğruluğu veya yanlışlığına elbette bağımsız mahkemeler karar verecektir.

Ancak dikkat çekici olan nokta şudur:

Ortaya çıkan birçok bilgi ve belge muhalif çevrelerden değil, doğrudan CHP içerisinden gelen şikâyetler ve beyanlarla gündeme taşınmıştır.

Bu durum göz ardı edilerek bütün süreç yalnızca siyasi operasyon olarak sunulmuştur.

Henüz yargı süreci tamamlanmamışken bütün dosyaların peşinen "paçavra" ilan edilmesi de, bütün iddiaların mutlak gerçek kabul edilmesi de aynı derecede yanlış olacaktır.

Demokrasi, hoşumuza giden kararları alkışlayıp hoşumuza gitmeyenleri yok saymak değildir.

Hukuk, herkes için hukuktur.

Son dönemde CHP içerisinde yaşanan gelişmeler de ayrıca dikkat çekicidir.

Mutlak butlan tartışmaları, parti içi güç mücadeleleri, delegeler üzerinden yürüyen hesaplaşmalar ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeniden gündeme taşınması, aslında partinin kendi içinde çok daha derin bir kriz yaşadığını göstermektedir.

Bu kriz çoğu zaman iktidar-muhalefet tartışmalarının gölgesinde kalmaktadır.

Oysa yaşananların önemli bir bölümü doğrudan CHP'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanmaktadır.

Benim kanaatim odur ki mesele sadece Ekrem İmamoğlu meselesi değildir.

Asıl mesele Türkiye'nin yeniden eski vesayet tartışmalarına sürüklenip sürüklenmeyeceğidir.

Çünkü tarihte hiçbir büyük proje tek bir isim üzerine kurulmaz.

İsimler değişir.

Aktörler değişir.

Yöntemler değişir.

Ama hedefler değişmez.

Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeleri yalnızca bir belediye başkanının hukuki süreci olarak okumak eksik kalacaktır.

Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yeni siyasi gerilimlerle, yeni toplumsal kutuplaşma girişimleriyle ve farklı provokasyonlarla karşılaşması ihtimal dahilindedir.

Bu sebeple yapılması gereken; kişilere değil ilkelere bağlı kalmak, siyasi fanatizme teslim olmamak ve yargı süreçlerinin sonucunu beklemektir.

Çünkü demokrasi; sevdiğimiz insanlar hakkında da, sevmediklerimiz hakkında da aynı hukuk kurallarının uygulanabilmesidir.

Tarih günü geldiğinde herkesi yazacaktır.

Hem kahraman ilan edilenleri...

Hem de kahramanlaştırılmak istenenleri...

Hakkı Balcı/TİMETÜRK

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı