En başından şunu söylemek isterim; Ben Müslümanım, siyasetle işim olmaz deme hakkına sahip değilsin!
Zira Merhum Necmettin ERBAKAN hocam şunu ifade buyurmuştu; Siyasetle ilgilenmeyen Müslümanı Müslümanla ilgilenmeyen siyasetçi yönetir!
Kıymetli Okuyucum,
Bugün sizlerle İslam medeniyetinin ve düşünce atlasımızın en hayati, en esaslı konularından birini; yani “İslam'da Siyaset Ahlakı ve Edep” mevzusunu ele almaya çalışacağız.
Malumunuz olduğu üzere siyaset, kelime kökeni itibarıyla “seyislikten”, yani yönetmekten, çekip çevirmekten, ıslah etmekten gelir. İslam terminolojisinde siyaset; insanların dünya ve ahiret saadetini temin etmek, toplumsal düzeni, adaleti ve hakkaniyeti ayakta tutmak için sergilenen basiretli yönetim sanatıdır.
Ancak modern dünyanın aksine, İslam düşüncesinde siyaset asla ahlaktan, maneviyattan ve en önemlisi de “edep”ten bağımsız müstakil bir alan olarak görülmemiştir. Bilakis ahlak, siyasetin ruhudur; edep ise onun dışa yansıyan en güzel ziynetidir.
Bizim medeniyetimizde siyasetin gayesi, gücü elde etmek veya tahakküm kurmak asla değildir. Siyasetin yegane gayesi, “İlahi Kelimetullah”ı yaymak, yeryüzünde adaleti tesis etmek ve “insanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturunca insana hizmet etmektir. Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Hepiniz birer çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden, yönettiklerinizden sorumlusunuz.”
İşte bu hadis, İslam siyaset ahlakının ilk ve en büyük temel taşı olan “mesuliyet bilincini” ortaya koyar. Yöneten kişi, bir hükümran değil, emanetçidir. Üstlendiği makam ona babasından kalan bir miras değil, hesabı çetin bir mülk ve ilahi bir emanettir.
İnsanlara iş verme adına kendi adamını kayırma makamı hiç değildir!
İslam siyaset ahlakının ikinci büyük sütunu ise adalettir.Kur'an-ı Kerim'de Nisa Suresi 58. ayette Rabbimiz açıkça emreder: “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Bu ayet, devlet yönetiminin ve siyasetin iki anahtar kavramını sunar bize: Ehliyet ve adalet.
Siyasi ahlak, bir makama akrabayı, dostu veya yandaşı değil; o işi en iyi yapacak olan ehil kişiyi getirmeyi gerektirir. Siyasi makamlar uğruna mahremiyet perdesini yırtıp, insanların özel hayatlarını ifşa etmekle tehdit ve şantaj yaparak makam veya statü devşirmek asla değildir!
Adalet ise dostunuza da düşmanınıza da hakkını teslim etmektir. Maide Suresi'nde buyrulduğu gibi: “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” İşte edep ve ahlak, en zor şartta bile adalet çizgisinden sapmamaktır.
Peki, siyasette edep ne anlama gelir?
Siyasette edep; dili korumaktır. Yalan söylememek, iftira atmamak, muhatabını karalamamak ve üslubu zedelememektir.
Bir de yapamayacağın şeyi vadetmemektir.
Bugün siyaset sahasında en çok muhtaç olduğumuz şey, Hz. Ali’nin (Kerremallahu Vecheh) kuşanmış olduğu o yüksek edep ve firasettir. O, devlet yöneticilerine yazdığı meşhur ahidnamesinde şöyle der:
“Halka karşı kalbinde sevgi, merhamet ve lütuf duyguları besle. Onlara karşı parçalayıcı bir canavar gibi olma. Çünkü insanlar ya dinde senin kardeşindir ya da yaratılışta senin bir eşindir.”
İşte İslam'ın getirdiği vizyon budur. Siyasetçi, toplumun aynasıdır. Eğer siyaset ahlakla, edeple, tevazu ve samimiyetle yoğrulursa, o toplumda huzur, güven ve bereket hasıl olur. Siyaset bir güç yarışı değil, bir hizmette yarışma vesilesidir.
Bizler bugün yöneticilerimizin doğrularını görmeyecek kadar nankör olmamakla birlikte yanlışlarını da gizleyecek kadar basiretsiz bir millet değiliz.
Bunun yanısıra bizleri yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların her daim Hz. Ebubekir'in sadakatini, Hz. Ömer'in adaletini, Hz. Osman'ın edebini ve Hz. Ali'nin ilim ve şecaatini kuşanmasını niyaz ediyoruz.
Unutmayalım ki, edebi olmayan siyaset ve siyasetçi zincirden boşanmış ve kontrolünü kaybetmiş bir güçtür ve sadece zarar getirir. Ahlakla taçlanmış bir siyaset ise insanlığı hem bu dünyada hem de ahirette selamete ulaştırır.
Salih Kırmızı/TİMETÜRK