$

Dolar

45,5293

Euro

53,3179

£

Sterlin

61,2272

Frank

58,0657

Gram Altın

6.814,8600

Bitcoin

3.698.964

$

Dolar

45,5293

Euro

53,3179

£

Sterlin

61,2272

Frank

58,0657

Gram Altın

6.814,8600

Bitcoin

3.698.964

Makale 15.05.2026 5 dk okuma

Cuma Hutbesi: Fıtratın Kalesi Anne

Paylaş:

Kıymetli okuyucum,
Günümüz dünyası, hızın ve hazzın kıskacında savrulurken, insanı insan yapan temel değerlerin birer birer aşındığına şahitlik ediyoruz. Modernite, bize her şeyi "yeniden tanımlama" özgürlüğü vaat ederken, aslında binlerce yıllık kadim hakikatlerin altını oyuyor. Oysa durup nefes almamız ve yüzümüzü yeniden o "asli kaynağa" dönmemiz gereken bir eşikteyiz. Bu eşik, varlığımızın kapısı olan "Anne" ve o kapının koruduğu kutsal kale olan "Aile"dir.
İlahi Hiyerarşinin Sarsılmaz Halkası
İslam düşünce atlasında varlık, bir hiyerarşi üzerine bina edilmiştir. Bu hiyerarşinin en tepesinde mutlak yaratıcı olan Allah vardır. Ancak dikkat çekicidir ki; Kur’an-ı Kerim birçok ayette, kendisine ibadeti emrettikten hemen sonra, araya hiçbir beşerî otorite koymadan "anne-babaya ihsanı" yerleştirir.
Anneye ve babaya itaat, sadece bir "saygı" meselesi değil, aynı zamanda yaratılış gayemize olan sadakatimizdir. Hz. Peygamber’in (sav) "Cennet anaların ayakları altındadır" müjdesi ise bu sadakatin ödülünü en zirve noktaya taşır. Bu hadis-i şerif, kadını modern dünyanın "vitrin" malzemesi olmaktan kurtarıp, onu ebedi saadetin kapısı haline getirir. Cennet gibi ulu bir mertebenin, bir annenin ayak izlerine gizlenmiş olması, anneliğin ne denli "ulvi ve kutsi" bir makam olduğunun en sarih belgesidir.
Kültürümüzde ise,
Anadolu’nun ruh köküne bağlı gönül mimarlarından büyük usta Neşet Ertaş, meseleyi o kendine has duruluğuyla özetler: "İnsandan doğanlar insan olur, hayvandan doğanlar hayvan olur." Bu söz, basit bir biyolojik tespitten ziyade, derin bir pedagojik ve ahlaki uyarıdır.
İnsan olarak doğmak, "insanlaşmak" için yetmez. Bir yavrunun, biyolojik canlılıktan "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en şereflisi) vasfına yükselmesi, ancak bir annenin şefkat mektebinde mümkündür. Anne, sadece süt vermez; ruh verir, edep verir, vicdan aşılar. Eğer bir toplumda "insanlık" kan kaybediyorsa, bunun sebebi o ilk mektebin duvarlarının yıkılmaya başlamasıdır. Ertaş’ın ifadesiyle; insanlaşma süreci anne dizinde başlar ve o dize ihanet eden bir medeniyet, sadece "sureten" insan kalan yığınlar üretir. Netice itibarıyla da kediye köpeğe annelik yaptığını zanneden müsveddeler türeyiverir.
Kasıtlı bir şekilde Ulvî ve Kutsî kavramlarımızın genetiğiyle oynanmış, bunun sonucunda ise bir nesil kimlik erozyonuna maruz bırakılmıştır.
Bugün sözümona modern dünya; hürriyet, eşitlik ve bireyselleşme adı altında, ailenin ve anneliğin kodlarıyla oynuyor. Annelik, "kariyer engelleyici" bir yük gibi sunulurken; aile, bireyin "özgürlüklerini kısıtlayan" gereksiz bir kurum olarak lanse ediliyor.
Tehlike büyük; Kavramların genetiğiyle oynandığında, toplumsal doku bozulur. Kadınlık fıtratından, erkeklik mesuliyetinden koparıldığında geriye kalan sadece "kaos" olur. Bu süreç, "Aile Medeniyeti'nin Sonu" demektir. Ailenin bittiği yerde, sığınacak hiçbir liman kalmaz; birey, küresel rüzgârların önünde savrulan bir yaprağa dönüşür.
Bunun yanısıra ; İslam’ın genelde kadına özelde ise anneye verdiği değerin, modernizmin sunduğu sahte özgürlüklerden çok daha sahici ve onurlu olduğu inkar edilemeyecek kadar büyük bir hakikattir.
İslam’da kadın, ne bir meta ne de ikinci sınıf bir varlıktır; o, ailenin kalbi, toplumun ise vicdanıdır.
Annenin aile içindeki kurucu etkisi zayıfladığında, medeniyetin şah damarı kesilmiş olur. Çünkü anne, kültürün ve inancın nesilden nesile aktarılmasını sağlayan en güçlü taşıyıcıdır.
O, evini bir "vatan" gibi koruduğu sürece, toplumun kaleleri düşmeyecektir.
Çözüm, Öze Dönüş;
Yazımızı sonlandırırken şunu sormak zorundayız: Cenneti annesinin ayakları altında arayan bir medeniyetten, annesini huzurevlerine veya yalnızlığa mahkûm eden bir "tüketim toplumuna" nasıl dönüştük?
Kurtuluşumuz, kavramlarımızın genetiğini yeniden fıtrata uygun hale getirmekte yatıyor. Anneliği sadece biyolojik bir süreç değil, kutsal bir emanet olarak görmeli; aileyi ise modernitenin saldırılarına karşı korunması gereken en son kalemiz olarak tahkim etmeliyiz.
Rabbine ibadet eden, ardından annesine ve babasına hürmeti ibadet bilen bir nesil, "Aile Medeniyeti"ni yeniden ayağa kaldıracak olan yegâne güçtür.
Unutmayalım; annelik kutsi bir sancıdır ve o sancı dindiğinde, insanlığın doğumu da sona erer.
Yerli ve Milli motiflerle dokunan bir yuvayı inşa etmek hepimizin boyun borcudur.
Salih Kırmızı/ TİMETÜRK

Etiketler:
Salih Kırmızı
Salih Kırmızı

Köşe Yazarı