Dolar

44,7647

Euro

52,8748

Altın

6.925,68

Bist

14.349,34

Firavunlaşan kalpler

2 Gün Önce Güncellendi

2026-04-14 00:35:48

Burhan Yazıcı
Yürek taşlaşınca ne adalet kalır, ne merhamet...
Tarihin tozlu sayfalarına baktığımızda, nice imparatorlar, krallar, liderler ve sıradan insanlar görürüz. Kimisi adaletle anılır, kimisi ise zulmüyle... Fakat bir insanın tarih sahnesine nasıl geçtiğinden çok, kalbinin nasıl bir şekle büründüğü daha derin bir sorgulamanın kapısını aralar. Bu yazıda, "firavunlaşan kalpler"in izini süreceğiz; zira bu ifade sadece Mısır'ın zalim yöneticisiyle sınırlı değil, her çağda yeniden doğan bir ruh hâlidir.
Firavun Kimdi, Ne Oldu da Kalbi Taşlaştı?
Kur'an'da da, Tevrat'ta da, tarih kitaplarında da adı geçen Firavun, yalnızca Mısır'ın bir yöneticisi değil, aynı zamanda kibir ve zulmün vücut bulmuş hâlidir. Sahip olduğu güç, onu halkının üstünde bir tanrı gibi görmeye sürükledi. Kalbi öyle katılaştı ki, Hz. Musa'nın mucizelerine rağmen halkını serbest bırakmadı. Sonuç? Kendi inadı ve kibriyle ordusuyla birlikte sulara gömüldü.
Ama asıl mesele şu: Firavun öldü, peki ya onun ruhu? O kalp katılığı, o kibir, o zulüm anlayışı? Tarih boyunca farklı suretlerde hep aramızda olmadı mı?
Zulmün ve Kibrin Tarih Boyunca Yeniden Doğuşu
Roma İmparatorluğu'nda da firavunlaşan kalpler vardı. Nero'nun halkını yakarak eğlenmesi, deliliğin değil; taşlaşmış bir kalbin dışavurumuydu. Orta Çağ Avrupası'nda engizisyon mahkemelerinde yakılan insanlar, farklı düşünceler uğruna can verenler, hepsi o firavun kalbin modern temsilleriydi.
Osmanlı'da da padişahların her biri adil değildi. Deli İbrahim'in zalimliği, köle kadınlara uyguladığı işkenceler, sadece delilikle değil, merhametten nasibini almamış bir kalple açıklanabilir.
Hitler, Mussolini, Stalin... Hepsi farklı coğrafyalarda, farklı fikirlerle, aynı karanlık özle ortaya çıktılar: İnsanları kutulara ayırmak, güç için masumlara kıymak, iktidar uğruna vicdanı katletmek. Onlar da birer “modern Firavun” değil miydi?
Yakın Tarihten Günümüze
Darbelerle halkın iradesini çiğneyen liderler, yargıyı kendi sopasına dönüştüren siyasetçiler, özgür basını susturup gerçeği yok sayan otoriteler... Bunların hepsi aslında "firavunlaşan kalpler"in günümüzdeki izdüşümleri.
Bir hastanenin önünde evladını kaybetmiş bir annenin çığlığına kulak tıkayan bürokrat da firavunlaşmıştır. Kendini halktan büyük gören, koruma ordusuyla halkının yanına bile inemeyen yöneticiler, kibriyle insanın üstüne basan patronlar, hatta kendi ailesine zulmeden bireyler bile bu tanımın çeperinde yer alır.
Firavunlaşmak, sadece tahtta oturmak değildir. Kalbi tahta çevirmek, gözlerdeki merhameti söndürmek, insanı bir nesne gibi görmek yeterlidir.
Firavunlaşmamak İçin Ne Yapmalı?
Her insanın içinde bir Firavun doğabilir. Kibirle beslendikçe büyür, vicdanla terbiye edilmezse kalbi tamamen işgal eder. Bu yüzden en çok dikkat etmemiz gereken şey: Gücün sınavıdır.
Güç bize geçtiğinde ne yapıyoruz? Altımızdakilere nasıl davranıyoruz? Bir çocuğun gözyaşı, bir işçinin feryadı, bir yaşlının duası bize bir şey hissettirebiliyor mu? Eğer hissettirmiyorsa, orada tehlike büyüktür.
İyilik, sadece imkânla değil; iradeyle yapılır. Birinin başını okşayabiliyorsak, susamışa su verebiliyorsak, biz hâlâ insanız demektir. Ama karşımızdakine “Sen kimsin?” diye bağıran bir dil varsa içimizde, orada firavunlaşmanın ayak sesleri vardır.
Son Söz
Firavunlar ölüyor ama firavunluk yaşıyor. Her çağda, her toplumda, her insanda potansiyeli var. O yüzden belki de en önemli dua, “Allah'ım beni firavunlaştırma” duasıdır. Çünkü güç bozar, mutlak güç mutlak bozar. Ve kalbi bozulanın, yeryüzünde en tehlikeli yaratığa dönüşmesi an meselesidir.
Kimi tahtta, kimi masada, kimi evde… Ama firavunlaşan her kalp, sonunda kendi zulmünün içinde boğulur.
Yeni yazımda buluşmak dileğiyle Saygılarımla
Burhan Yazıcı/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Cenazeler ailelerine teslim ediliyor...

Haber Ara