Devlet, sadece bir sınırlar bütünü ya da kurumlar zinciri değildir. Devlet, milletin ortak aklıyla, tarihsel birikimiyle ve toplumsal ihtiyaçlarıyla şekillenen, yaşayan bir organizmadır. Onu güçlü ve kalıcı kılan ise yalnızca silahlı kuvvetleri ya da yasaları değil; milletin gönlünde ve zihninde kurduğu yerdir. İşte tam da bu noktada “güven” kavramı devreye girer.
Devlet ile millet arasındaki ilişki, bir anlamda aile fertlerinin ilişkisine benzer. Bir çocuk, ebeveynine güvenmezse huzurlu ve özgüvenli büyüyemez. Aynı şekilde, bir birey de devletine güven duymuyorsa, o topluma aidiyet hissedemez. Devlete güven; adalete, eğitime, sağlığa, özgürlüklere ve geleceğe duyulan güven demektir.
Devletin Sorumluluğu
Bir devletin en temel görevi, vatandaşının haklarını korumak, can ve mal güvenliğini sağlamak, ona adil ve eşit şekilde hizmet etmektir. Yasalar herkese eşit uygulanmalı, adalet terazisi hiçbir taraf lehine eğilmemelidir. Halk, devletin kararlarında kamu yararı görebilmeli; alınan her kararda milletin menfaati olduğunu hissedebilmelidir.
Ne zaman ki devlet, sadece belli bir zümrenin menfaatini gözetir; ne zaman ki liyakat yerine sadakati ön plana çıkarır; işte o zaman milletin devlete olan güveni sarsılır. Ve güvenin sarsılması, bir toplumun temellerinin çatlaması demektir.
Milletin Sorumluluğu
Güven sadece devletten beklenen bir şey değildir. Millet de devlete karşı sorumluluk sahibidir. Vergisini ödemek, kanunlara uymak, kamu malına sahip çıkmak, demokratik haklarını barışçıl yollarla kullanmak; vatandaş olmanın bir gereğidir. Eleştirmek kadar çözüm sunmak da milletin görevidir. Devletin gelişmesini isteyen bir halk, bilinçli bir yurttaş profiliyle bu sürece katkı sunmalıdır.
Güven: Bir Kez Kaybedilirse…
Güven, yıllar içinde emekle, kararlılıkla ve doğrulukla inşa edilir. Ancak kaybedildiğinde, tekrar kazanılması uzun yıllar alabilir. Bu yüzden, her yönetici, her kamu görevlisi, her birey; bu güvenin bir parçası olduğunu unutmamalıdır.
Toplumu ayakta tutan şey; sadece ekonomik göstergeler değil, insanların kalbindeki aidiyet ve güvendir. Güvensizlik ortamı, kutuplaşmayı artırır, toplumu böler ve ülkeyi istikrarsızlığa sürükler. Oysa güven, toplumu birleştirir; kriz anlarında bile dirayetli kılar.
Son Söz
Bugün her zamankinden daha çok güvene ihtiyacımız var. Devletin şeffaf olması, milletin bilinçli olması, yönetenin adil olması, yönetilenin sorumluluk bilincinde olması; geleceğimizi belirleyecek en önemli unsurlardır. Devlet ve milletin birbirine olan güveni ne kadar güçlü olursa, ülkemiz de o kadar güçlü olacaktır.
Bu güven köprüsünü kurmak, hepimizin ortak görevi.
Yeni yazımda buluşmak dileğiyle, saygılarımla
Burhan Yazıcı/TİMETÜRK