Osmanlı Hanedanının Sürgün Edilmesi
Çok Veballiydi (1)
Osmanlı Devleti, tarihin şâhit olduğu en muhteşem devletlerden biriydi. Biz bu tarihin en hazin, en hüzünlü sayfasına hülasa olarak göz gezdireceğiz. Birinci Dünya Savaşının nihayetinde Osmanlının toprakları düşmanlar tarafından işgal edilmişti. Devletin payitahtı (Başşehri) olan İstanbul düşmanlar tarafından işgal edilmişti. “Halife” sıfatı ile bütün İslâm âleminin reisi durumunda olan Osmanlı Sultanı da bir nevi esirdi. İşte o karanlık günlerde Padişah ve Halife Vahdettin, uyanık subayları ve lider şahsiyetleri el altından destekledi, organize etti, maddi imkanlar sağladı (Biz bunları sağlam şahitlerin ve muteber belgelerin ışığında Yakın Tarih Ansiklopedisinde yazmıştık.) Zaten bunun böyle olduğu, TBMM'nin kuruluş yıllarında çıkardığı kanunlarla ve Mecliste yapılan konuşmalarla belliydi.
5.9. 1920 (1336) tarih ve 18 numaralı kanunla TBMM, kuruluş maksadı ve gayesini âşikar bir şekilde şöyle tespit ediyordu:
“Büyük Millet Meclisi hilâfet ve saltanatın, vatan ve milletin istihlâs ve istiklâlinden [kurtuluş ve bağımsızlığından] ibaret olan gâyenin husûlüne [meydana gelmesine] kadar şerâit-i âtiye dairesinde [aşağıdaki şartlar çerçevesinde] müstemirren [devamlı] in'ikat eder [toplanır].”
Bu kanun aynen uygulanmıştır. Ta ki zafer kazanılıncaya kadar. 30 Ağustos 1922'deki büyük taarruzdan sonra nihai zafer kazanılmış, bu zaferden iki ay sonra ise 30.10. 1922 tarih ve 307 sayılı kararla saltanata son verilmiş, böylelikle Kurtuluş Savaşının başlangıcındaki temel vaatlerden biri kesilip atılmıştı. Saltanatın kaldırıldığını belirten aynı kararda şöyle denilmekteydi:
“Osmanlı İmparatorluğunun münkaiz olduğuna ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti teşekkül ettiğine ve yeni Türkiye Hükümetinin Osmanlı İmparatorluğu yerine kaim olup onun hududu milli dahilinde yeni vârisi olduğuna ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile hukuku hükümranî milletin nefsine verildiğinden İstanbul'daki padişahlığın madum ve tarihe müntakil bulunduğunu ve İstanbul'da meşru bir hükümet mevcut olmayıp İstanbul ve civarının Büyük Millet Meclisine ait ve binaenaleyh oraların umuru idaresinin de Büyük Millet Meclisi memurlarına tevdi edilmesine ve Türk Hükümetinin hakk-ı meşruu olan makam-ı hilafeti esir bulunduğu ecnebilerin elinden kurtaracağına karar verildi.”
307 numaralı kanunun 2. Maddesinde şöyle denilmekteydi:
“Hilâfet Hânedân-ı Âl-i Osman'a [Halifelik Osmanlı sülalesine] âit olup halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu hânedanın ilmen ve ahlâken erşed ve aslah [en olgun ve en Sâlih] olanı intihab olunur [seçilir].
“Türkiye Devleti makam-ı hilâfetin istinatgâhıdır.”
Bu kanun mucibince 18 Kasım 1922'de Sultan Vahidüddin'in yerine Abdülmecid Efendi halife seçilmiştir.
29 Ekim 1339 (1923) tarihinde çıkarılan 364 sayılı kanunla 1921 Anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Bu kanunun ilk iki maddesi şöyledir:
“Madde 1- Hâkimiyet, bilâ kayd ü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekl-i hükümeti, Cumhuriyettir.
“Madde 2- Türkiye Devletinin dini, Din-i İslâm'dır. Resmî lisanı Türkçedir.”
Cumhuriyet ilan edildiğinde Hilâfet Müessesi mevcuttu. Resmen bir halife vardı. “Halife” denilince de fıkhen bütün İslam âleminin başı demekti.
364 sayılı kanunla yapılan değişikler arasında 1921 Anayasasının 7. maddesi yoktu. O madde aynen muhafaza edilmiştir.
20.1. 1337 (1921)1921 tarihinde 85 numaralı kanunla kabul edilen Anayasa'sının [1921 Anayasasının] 7. Maddesi şöyledir:
“Ahkâm-ı Şer'iyyenin tenfizi [Şeriat hükümlerinin uygulanması, yerine getirilmesi], umum kavaninin va'zı [bütün kanunların konulması], tadili [değiştirilmesi], feshi ve muahede ve sulh akti ve vatan müdafaası ilanı gibi hukuk-u esasiye Büyük Millet Meclisine aittir. Kavanin ve nizamat tanziminde muamelât-ı nasa ve ihtiyac-ı zamana evfak [uygun] ahkam-ı fıkhiye ve hukukiye ile âdap ve muâmelat esas ittihaz kılınır. Heyet-i vekilinin vazife ve mesuliyeti kanunu mahsus ile [hususi kanunla] tayin edilir.”
Kurtuluş Savaşı esnasında hükümferma olan 1921 Anayasasının bu maddelerine göre Halifeliğe ve Osmanlı hanedanına dokunulmamıştır. Bu 7. maddede net bir şekilde görüldüğü üzere, TBMM'nin “aslî vazifelerinden” biri İslâm'ın [Şeriat'ın] hükümlerinin uygulanmasıdır. Yine bu anayasa maddesinde açıkça belirtildiği üzere kanunlar yapılırken “ahkâm-ı fıkhiyye” yani Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyastan ibaret olan fıkhî hükümler esas alınacaktır.
Burhan Bozgeyik \ Timeturk