Osmanlı Hanedan mensuplarının yurt dışındaki hayatları çok hazindir. Bu asil ve alicenap insanlar, yurt dışına çıkarken hazineden tek kuruş almamış, şahsî eşyalarının birçoğunu da bırakmışlardı. İsteselerdi mücevherler, altınlar, değerli eşyalar alır ve bunlarla hayatlarını idame ettirebilirlerdi. Hemen hepsinin Boğazda yalıları, başka yerlerde köşkleri vardı. Bütün o emlak başkalarına geçmiştir. Hanedan mensupları şoförlük, temizlikçilik, bulaşıkçılık ve sair ağır işlerde çalışmış, Batılı gazetecilerin ısrarlarına rağmen vatanları aleyhine ağızlarından tek cümle çıkmamıştır.
İlk yurt dışına çıkan, daha doğrusu çıkartılan Sultan Vahdettin'di. Vahdettin'in vatanından koparılışı bir İngiliz operasyonuydu. 17 Kasım 1922'de Sultan Vahdettin, yanında küçük oğlu Mehmed Ertuğrul ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi'nde demirlemiş olan HMS Malaya adlı İngiliz zırhlısı ile Malta'ya gitti. Daha doğrusu götürüldü. Orada azdırılmak istenen bir kedi gibi Malta'ya bırakıldı. İngilizler Vahdettin'in İngiltere'ye gelmesini kabul etmedi.
Sultan Vahdettin, Malta'dan Hicaz'a gitti. 20 Nisan 1923'e kadar Hicaz'da kaldı. İngiltere'nin baskısı üzerine buradan ayrıldı. İtalya'nın San Remo şehrine gitti. Burada çok zor hayat şarları ile hayatını idame ettirdi. 16 Mayıs 1926'da San Remo'da 65 yaşında vefat etti. Ölmeden önce Mekke'ye veya Türkiye topraklarına defnedilmeyi vasiyet etmişti. Mekke dolaylı olarak İngiliz tasallutu altındaydı. Cenazesi Türkiye hükümeti tarafından kabul edilmedi.
Vahdettin'in cenazesine alacaklıları tarafından haciz konulmuştu. İki ay sonra ehl-i himmet Müslümanların borçlarını ödemesi üzerine haciz kalktı ve cenaze Şam'a götürülerek Süleymaniye Külliyesi kabristanına defnedildi.
Tarihin en şanlı devletinin son padişahına karşı yapılan bu muâmeleler yürek sızlatmıştır.
Şunu tekrar tekrar belirtelim ki Vahdettin asla hain değildi. Hanedan mensuplarından da asla hain çıkmamıştır. Başta da dediğimiz gibi, mesela Vahdettin saraydan bir avuç mücevher almış olsaydı ferah fahur yaşardı. Ancak o saraydan tek çöp almadığı gibi şahsî servetini de bırakmıştı. Kurtuluş Savaşı için verdiği binlerce altının bir kısmı şahsî servetiydi.
Osmanlı Hanedanının yurt dışına çıkarılışının üzerinden 102 yıl geçti. Şöyle bir durup düşünelim; Bu vatanda yaşayanlar olarak hepimizin bu aileye karşı bir vefa borcumuz yok mu? Söğüt ve Domaniç'ten başlayın, Bursa, İzmit ve daha yüzlerce belde Osmanlının yadigarı değil miydi? İstanbul ve üç kıtadaki yüzlerce şehir Osmanlının yadigarı değil miydi?
Hanedan mensuplarının şahsî servetleri, menkul ve gayr-i menkul emvalleri kendilerine verilmiş olsaydı yurt dışında sefalet içerisinde yaşamazlardı. Yalnızca Musul petrollerini almış olsalar hepsine yeterdi. Zira Musul petrolleri Sultan Abdülhamid'in şahsî serveti idi.
Vatan sevgisi kadar vatan hasreti de bambaşkadır. Vatanlarını canlarından çok seven bu asil aile mensupları uzun yıllar vatanlarından ayrı yaşamış, birçoğu bir daha vatan toprağını göremeden gurbet ellerde can vermiştir.
Kanunda da belirtildiği üzere hanedan mensupları vatandaşlıktan çıkarılmışlardır. Bu bakımdan pek çok hanedan mensubu “vatansız” damgasıyla yaşamak zorunda kalmışlardır. Bütün Avrupa, bu asil ailenin sıkıntılı halini keyifle seyretmişlerdir.
O Avrupa, Cem Sultan'ın çocuklarından bazıları (Sultan Fatih'in torunları) Hıristiyan olunca, onlara kont, prens gibi ünvanlar vermiş, köşkler tahsis etmiştir. Sürgüne gönderilen hanedan mensupları da İslamiyet'ten zerre kadar taviz vermemiş, izzetleriyle yaşamışlardır.
Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak bu asil aileye karşı şunları yapmalıyız. Bir kere iade-i itibar sağlanmalıdır. Sonra memleketimizin güzel bir yerinde bu aile mensupları için meskenler inşa edilmeli, yurt dışında yaşayanlar diledikleri zaman gelip kendi evlerinde kalmalıdırlar. Yurdumuzda yaşamayı arzu edenler de bu evlerde huzur içerisinde oturmalıdırlar.
Bütün hanedan mensuplarının başımızın üzerinde yerleri var. Hepimiz şehit ve gazi ailelerini nasıl seviyor ve sahip çıkıyorsak, üzerimizde büyük hakları olan bu aile mensuplarını da öyle sevmeli ve sahip çıkmalıyız. Bu üzerimizde bir vefa borcudur.
Burhan Bozgeyik \ Timeturk