Kur'an-ı Kerim, her an nâzil olmakta ve biz Mü'minlere ders vermektedir. Bu derslerden biri de “Münafıkları aramıza almamak”tır. İslam tarihine baktığımızda bütün hezimetlerde münafıkların parmağı olduğu görülür. İşte bunun için “Müsebbibü'l esbab” olan Rabbimiz (cc), Tebük Gazvesi öncesinde münafıkların orduya katılmasına izin vermemiştir. Münafıklar sözde kendilerini akıllı zannetmekte ve Peygamber Efendimizin (asm) huzuruna çıkıp her biri ayrı yalan uydurarak seferden geri kalmak için izin almaktadırlar. Peygamber Efendimiz de o yalancı münafıkların orduya katılması için hiç ısrar etmemiş, hepsine de izin vermiştir. Gerçekte ise onları cihaddan geri bırakan Rabbimizdir ve “münafıkları aranıza almayın” emri ile kıyamete kadar gelecek bütün Mü'minlere ders vermektedir. Bu hadiseyi anlatan Tevbe suresinin 46. âyetine meâlen bakalım:
“Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun işçin bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları (böyle cihad gibi güzel bir amelden) geri koydu, onlara, “Oturanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun!” denildi.”
“Hulasatu'l Beyan Fi Tefsir-il Kur'an” eserinde bu âyetin tefsiri sadedinde şöyle denilmektedir:
“Yan,; eğer münafıklar sizinle harbe gitmiş olsalardı size zarardan başka bir faydaları olmazdı. Zira; onlar si,zin aranıza girer, aranızda fitne ve fesat olmasını isterlerdi. Çünkü; onlar tarafından sizin içinizde sözlerinizi dinleyip onlara [düşmanlarınıza] götürücüler vardır. Halbuki o zâlimlerin cümlesini Allahu Tealâ bilir.
“ (Habelan) fesad manâsınadır. Çünkü; münafıklar ehl-i İslam arasında koğuculuk edip birbiri aleyhinde söz götürmek suretiyle fitne uyandırmak ve İslâm'ın zaafından, düşmanın kuvvetinden bahsetmekle Müslümanlara korku ilkaa etmek, ehl-i İslâm'ın azmine fütur vermek ve Müslümanların arasını açacak b,rtakım yalanlar ,şaa etmek [yaymak] ve yekdiğeri aleyhinde buğz ve adavet icap edecek birçok hiyel [hileler]ve desiseler teşebbüs eylemek gibi fesatları saçmaktan geri kalmayacağını bildiğinden Cenab-ı Hak harbe gitmelerini kerih gördüğünü bundan evvelki âyette ve fesad fikrinde olduklarını bu âyette beyan buyurmakla münafıklardan ehl-i İslam'ın ihtiraz etmesi [sakınması] lazım olduğunu öğretmiştir. Bu ahval her zamanın münafıklarında câridir. Hele bizim zamanımızda beş on münafık, müfsisin Harb-i Umûmîde ehl-i İslâmı ne gibi felaketlere düçâr ettikleri [düşürdükleri] malumdur ve münafıkların ve münafıkların Müslümanlar arasında casuslar kullandıklarını dahi Cenab-ı Hak beyan buyurmuştur ki, zamanımızda bu casusluk vazifesini hafiye ünvanı altında birtakım insan suretinde canavarlar icra etmektedirler.
“Şu beyan olunan manâ; (semme'une) ile murad; onlar tarafından casuslar olduğuna nazarandır. Amma (semma'une) ile murad; İslâmlarda aklı zayıf olanlar olduğuna nazaran manâ-yı nazım şöyledir: [Sizin içinizde birtakım âciz ve zayıf, aklı ve fikri kesa fehimsizler var ki, onlar münafıkların nasihat suretinde irat ettikleri kelamlartını ve ifsadata dair sözlerini dinler ve doğru zannıyla kabul eder, emirlerine itaat ederler ve onların fesadatına aldandıklarından dolayı ehl-i İslâmın inhizamına [bozguna uğramalarına] sebep olurlar.] İşte şu manâ; zamanımıza pek muvafıktır. Çünkü Müslümanlardan ekseri efrad; aklı kısa, idraki zayıf kimselerden olduğundan beş on şuradan buradan toplanma türedi münafıkların sözlerine aldanacağı elbette millet ve devlet de mahv u münkariz olur. İşte inkıraza bâdî olan ahval Müslümanların zaaf-ı akılarından, o makûle dırıltı münafıkların iğfalâtına kapılmaktan başka bir şey değildir. Çünkü; bu misilli münafıklar camisiz ve kilisesizdirler. Cami ve kiliseyle münasebet ve alâkası olmayanların cami ve kiliseyle alakası oalanlara insafı olur mu ve onların hukukunu muhafaza eder mi? Elbette edemez.
“Bu âyette kâfirlerin İslâm askeri içinde bulunmasının fesaddan hâli olmayacağına işaret vardır. Binaenaleyh; Müslümanların kâfirlerle zarurî ihtilâtında ehl-i İslâmın esrarından hiçbir şey söylememeleri lâzımdır. Bu misilli fesad ilkaasına çalışanların zalim olduklarını tasrihle Vâcib Tealâ münafıkları tehdid etmiş ve İslâm askeri içinde kâfirlerin bulunması ne kadar zarar verdiği Balkan Harbinde görülmeklşşe âyetin sırrı zuhur eylemiştir.
“Hulâsa; münafıkların ehl-i İslâmla beraber harbe girmeleri şer ve fesaddan başka bir şey ifade etmeyeceği ve ehl-i İslâm arasına onların girmesi ancak fitne talebi için olup başka bir maksada mebni olmadığı ve onların ehl-i İslâmın esrarını [sırlarını] işitici ve dinleyici adamları bulunduğu ve Allahu Teâlânın bu gibi zâlimleri bildiği ve onların zulmünden dolayı intikam alacağı ve bu âyetten müstefad oloan fevaid cümlesindendir.” (Mehmed Vehbi, Hülâsat-ül Beyan Fî Tefsir-il Kur'an, c. 5-5, s. 2024- 2026)
Bu değerli Müfessir, münafıkların verdikleri zarara misal olmak üzere Balkan Harbini nazra sunmakta. Başta da dediğimiz gibi, İslam tarihindeki bütün hezimetlerde münafıkların parmapı vardır. Bilhassa Birinmci Dünya savaşında kaybettiğimiz ülkelerde, Filistin'i ve Kudüs'ü kaybetmemizde münafıkların rolü büyüktür. Ruslarla zorlu bir savaşa giren İmam Şamil, yirmi yıllık mücahedenin sonunda esir düşmesini “Çar tabancalarına” yani münafıklara bağlamaktadır. Çeçenistan'daki İstiklal mücahedesinin kahramanlarından şehid Şamil Basayev, münafıkları temizlemeden zafer kazanılamayacağını söylemektedir.
Dün münafıkların sayısı sayılıydı. Şimdi ise it sürüsü kadarlar. Bunları ayıklamak çok zor. Onun için günümüzde İslam devletinin ve Müslümanların işi çok çok zor. Gözü dört açmalıdır.
Burhan Bozgeyik/ TİMETÜRK