DİĞER İÇERİKLER

SOSYAL HESAPLAR

Başbakan Davutoğlu, canlı yayında: (2)

Başbakan Davutoğlu, canlı yayında: (2)

31.05.2015 13:03:37
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Önceki gün Siirt'teydim bana isimlerini verdiler. Beş genç, 14-17 yaşlarında, dağa kaldırılıyor. Aileleri de tehdit ediliyor. 'Eğer 7 Haziran'da senin orada şu neticeyi görürsek bırakacağız, görmezsek bırakmayacağız' diye, muhtarlar tehdit ediliyor. Bunların karşısında tedbir alacağız" dedi.

Davutoğlu, Habertürk televizyonundaki, "Türkiye'nin Seçimi 2015" programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Diyarbakır'dan yayımlanan programda Davutoğlu, "Bu şehrin pozitif algılamadığımız bir de cezaevi geçmişi var. Diyarbakır Cezaevi geçmişi var. Diyarbakır Cezaevi deyince aklınıza ne geliyor? Çözüm Süreci'nde yeni dönemde politikalarda bir değişiklik olacak mı? Nasıl bir süreç işleyecek?" sorusu üzerine, Ankara'da da Mamak ve Ulucanlar cezaevleri bulunduğunu, Ulucanlar Cezaevi'nin tek parti zulmünün yaşandığı cezaevi olduğunu, isminin de buradan geldiğini belirtti.

Davutoğlu, "Orada çok idamlar gerçekleştirildi. O idamlar tek parti zihniyetinin tekelci yapısını yansıtan ve ona karşı düşünce sahibi herkesin, özellikle de muhafazakar alimlere dönük, o zaman için söylüyorum, Ulucanların öyle sembolik yanı vardı" değerlendirmesinde bulundu.

- "İşkenceler tarih oldu"

Mamak Cezaevi'nde de 12 Eylül'ün izleri bulunduğunu aktaran Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Eskiden Mamak iki şeyle anılırdı. Bir çöplük, iki cezaevi. Şimdi ise cezaevi zaten anılmıyor. Mamak'ta geçmişi unutturduk. Mamak'ta yeni bir şey var. Sıhhiye altı ve Sıhhiye üstü denirdi Ankara'ya, Sıhhiye altı da Ulucanlar ile anılırdı. Şimdi Diyarbakır'da, aslında AK Parti öncesi ve sonrası diye ayırmak icap eder, Diyarbakır Cezaevi hemen yanımızda. Bu tarihi dokuyla, bu kimlikle hiç örtüşmeyen, son derece büyük acıların yaşandığı ve bizim tümüyle reddettiğimiz bir kesit. Bırakın bunu kabullenmeyi, mazur görmek, o dönemin şartlarına uygundur demek bile gayri insani bir tutum. Mamak'ta, Diyarbakır Cezaevi'nde, Metris ya da Ulucanlar'da yaşananlar, tam da AK Parti'nin karşı zihniyetini temsil eden tekelci ve tek tip anlayışa sahip yaklaşımlar. CHP'nin tek parti zihniyeti. Bu acıların karşısında bizim teklif ettiğimiz kuşatıcı, bütünleştirici bir zihniyet. 12 Eylül ve bütün bu acı hatıraları büyük travmalara, büyük can kayıplarına yol açtı. 2002'de biz geldiğimizde Diyarbakır Cezaevi ile ilgili ne anlatılıyor, düşünülüyorsa hepsini kaldırdık. İşkenceler tarih oldu."

Türkiye'nin denetime de açık bir ülke olduğunu dile getiren Davutoğlu, çeşitli kuruluşların işkence raporları yayımladığını anımsatarak, "Şu anda Türkiye tek bir işkence kaydı bile geçmeyen bir ülke. İşkenceye sıfır tolerans dedik ve sıfır tolerans gerçekleşti" dedi.

- "Diyarbakır Cezaevi'nin o olumsuz algılarını yok ettik"

Davutoğlu, Diyarbakır Cezaevinin en önemli özelliğinin işkenceyle anılması olduğunu belirterek, "Psikolojik işkence, manevi işkence, afedersin dışkı yedirmeden şeye kadar. Mamak'ta da işte Muhsin Yazıcıoğlu'nu askıya asmak... Yani şu veya bu kesimle sınırlı değil. Şu anda Türkiye'de işkence hiç konuşuluyor mu? Kötü muamele konuşuluyor mu? Kim kaldırdı bunu, kim yaptı bunları? 28 Şubat'ta psikolojik işkence devam ediyordu, baskılar devam ediyordu. Biz bunu kaldırdık" değerlendirmesinde bulundu.

Diyarbakır Cezaevini kaldırmadan işkencenin kaldırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Nihayet cezaevi istenilmeyen bir olgu ama suçun olduğu yerde bir cezaevi oluyor. Fakat önemli olan bu cezayı çeken insanların da ne gerekçeyle olursa olsun insan olduğu gerçeğinin unutulmaması ve o cezayı çekerken o insanlık onuruna zarar veren uygulamaların yapılmaması. Yine Diyarbakır Cezaevinin hatırlattığı şey olağanüstü hal. Olağanüstü halin getirdiği hukukla orada işkence yapılıyordu. Normal hukuk olsa avukatıyla görüşür, şikayet eder. Şu anda birisi yapsa anında Türkiye gündemine gelir ama olağanüstü hal oldu mu atarsın bir hücreye, 3 ay sormasa kimse ne olduğu bilinmez. Bir sürü kayıplar böyle doğdu.

Olağanüstü hali kim kaldırdı, olağanüstü hukuku kim kaldırdı? Biz kaldırdık. EMASYA protokolünden JİTEM'lere, bölgede etkili olan tüm negatif unsurlar ortadan kaldırıldı. Yol kontrollerini kaldırdık. Meralar, köye dönüş yasası çıkardık. Terör mağdurlarının tazminatını çıkardık, buraya milyarlarca lira para aktarıldı ki köylerimiz tekrar şenlensin diye. Benim söylemek istediğim şu, Diyarbakır Cezaevinin o olumsuz algılarını yok ettik, kendisini de yok edeceğiz inşallah."

- "Muhatabımız değişir"

Başbakan Davutoğlu, bugün alanda da devlet tarafından gelen bir baskıdan kimsenin bahsedemeyeceğini belirterek, "Ama Çözüm Süreci'ni kendisi için fırsat gibi görüp alanda kendi tahakkümünü kurmak isteyen bir örgüt baskısından herkes bahseder" dedi.

Davutoğlu, 90'lı yıllarda yanlış uygulamaların bir benzerini örgütün bugün yaptığını, HDP'nin de buna göz yumduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Önceki gün Siirt'teydim bana isimlerini verdiler. Beş genç, 14-17 yaşlarında, dağa kaldırılıyor. Aileleri de tehdit ediliyor. 'Eğer 7 Haziran'da senin orada şu neticeyi görürsek bırakacağız, görmezsek bırakmayacağız' diye, muhtarlar tehdit ediliyor. Bunların karşısında tedbir alacağız. Önemli olan şu farkın görülmesi, Çözüm Süreci dediğimiz şey demokratikleşmeyle birlikte gelişen bir süreç. Bunun gereğini biz devletin bugün sorumluluğunu üstlenen AK Parti kadroları olarak yaptık. Cumhurbaşkanımız başbakanken birçok riski alarak bunu yaptı. Şimdi biz aynı kararlılıkla sürdürüyoruz ama 1 Ekim'de görüştüğümüz Demirtaş, Çözüm Süreci ve bir sürü konuda mutabık kaldığımız Demirtaş, eğer 6 Ekim'de 'ayaklanın, silahlanın' diye tweet atıyorsa, burada bir zihniyet problemi, bir niyet problemi var demek. Bizim açımızdan Çözüm Süreci kendi doğası içinde seyrediyor. Hiçbir zaman kesilmedi. Kesintiye uğrayan şey, bununla ilgili olarak belli tarafların kendi gündemlerini dayatma çabası sebebiyle aksayan hususlar."

Başbakan Davutoğlu, "silahsızlanma" konusuna değinerek, şunları kaydetti:

"Allah aşkına nasıl izah edebilir, batıda bu kadar demokrasi söyleminin üzerine gel doğuda hala silahlanmayı mazur göster. Bir kere duydunuz mu Demirtaş'tan, 'artık silaha son vermek lazım, silahı gömmek lazım, silahla mücadelenin bitmesi lazım' diye bir şey duydunuz mu Demirtaş'ın ağzından? PKK'ya dönüp 'Biz burada siyasi mücadele yapıyoruz. Siz niye bunu engelliyorsunuz? Bırakın biz bunun gereğini yapalım' diye duydunuz mu? HDP'ye destek veren aydınlar ki çoğunu tanıyorum, o destek mesajının içinde 'HDP de PKK ile arasına mesafe koymalı ya da PKK silah bırakmalı' diye bir çağrıda bulunabiliyorlar mı? İşte Çözüm Süreci'nin kilitlendiği yer orası. Silahlar bırakılacak mı, bırakılmayacak mı? Bize çıkıp söylemeleri lazım. 'Biz silahı bırakacağız' dediklerinde, Türkiye demokratik bir ülke her şey konuşuluyor, konuşulur. Her şey, hiçbir sınır tanımadan. Ama 'benim elimde silah olacak, ben de bu silahı istediğim zaman kullanacağım, 7 Haziran'da barajı aşarsam ne ala ama aşamazsam silahlı mücadele edeceğim' gibi bir yaklaşımla gelinirse işte o zaman Çözüm Süreci bizim öngördüğümüz doğrultuda devam eder ama Çözüm Süreci'nin muhatabı olmak niteliğini bu unsurlar kaybeder."

(Sürecek)

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)

Görüş Bildir Bizimle Paylaş