Merhum Aydın Menderes’in yıllar önce Beyşehir Yakamanastır’ın çimenleri üzerinde yaptığımız röportaj da; o vakur ve bilge edasıyla kurduğu cümle, zamana karşı direnen bir siyasi kehanet gibi bugün sele serpe karşımızda…
Röportajın son sorusuydu;
“Aydın bey; ben muhafazakar bir çevrede yetiştim. Okuduklarım ve atalarımın verdiği bilgilere göre babanız Adnan Menderes’in asılmasında, İsmet İnönü’nün etkisi olduğunu söyleyebilirim. Bugün ise oğlu Erdal İnönü ile siyaset yapıyorsunuz. Şahsen ben olsam içimde babamın intikamını alma duygusu olurdu. Sizin içinizden siyaseten bile olsa bir intikam alma hissi var mı, geçti mi?
Röportajın sonuydu “Namazımı kılayım bu soruya öyle cevap vereyim” dedi. Ve Çimenlerin üzerinde seferi olarak kıldı ve tebessümle… “Gelelim son soruna; Anadolu’da bir söz vardır Hakkı Kardeşim… Başarısız insanlar için söylenir. Elinden kör… yemez. Benim Erdal Bey’den intikam almama gerek yok. Onlar birbirini yer zaten...
Aradan geçen onlarca yıla, değişen liderlere ve aktörlere rağmen, Türk siyasetinin bir kanadı ne yazık ki kendi kendisini tüketme genetiğinden kurtulamadı. Aydın Menderes’in Erdal İnönü ve temsil ettiği ekol için kullandığı o ağır ama bir o kadar da isabetli Anadolu deyimi, bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) içinde yaşanmakta olan yapısal tasfiyeyi, vefasızlığı ve "mutlak butlan" (hukuken hiç doğmamış, geçersiz) hükmündeki siyasi savrulmaları adeta gözler önüne seriyor.
İşte 32 yıl sonra, o tarihi röportajın ışığında bugünün CHP’sine, içeride yaşanan "kardeş katli"ne ve Aydın Menderes’in haklılığına dair bir siyasi analiz...
Çok değil, daha yakın geçmişe kadar CHP kürsülerinden Kemal Kılıçdaroğlu için "demokrasi dedesi", "halil ibrahim sofrasının mimarı" nutukları atılıyordu. Bugün ise aynı kürsüleri ve koltukları işgal edenlerin, düne kadar arkasında el pençe divan durdukları lidere karşı yürüttükleri tasfiye süreci, siyasi tarihe kara bir leke olarak geçiyor Dünün "Yere Göğe sığdırılamayan" lideri, bugünün "Günah Keçisi".
Kılıçdaroğlu döneminde grup başkanvekilliği ve partinin en ateşli savunuculuğunu yapan Özgür Özel, kurultay sürecinde ve sonrasında söylemini tamamen değiştirdi. Kılıçdaroğlu’nun son dönem hamlelerini, gizli protokollerini ve siyaset tarzını "partinin geleceğini ipotek altına almak" olarak niteleyen Özel, genel başkanlık koltuğuna oturduktan sonra da eski liderin partiyi tek adam aklıyla yönettiğini ima eden ağır eleştirilerde bulundu. Dünün en sadık sadrazamı, bugünün en sert muhalifi oluverdi.
Partinin en klik isimlerinden Ali Mahir Başarır ve Mahmut Tanal gibi figürlerin, Kılıçdaroğlu’nun koltuğu bırakmama direncine karşı kulislerde ve zaman zaman kameralar önünde sergiledikleri hırçın tavırlar hafızalarda. Kılıçdaroğlu’na yakın delegelerin tasfiyesi sırasında yaşanan sert tartışmalar, "Dün bizi bu adam peşinden sürükledi, partiyi barajın altında bırakıyordu" şeklindeki ağır serzenişler ve delegelere yönelik baskı iddiaları, parti içi mücadelenin ne kadar çirkinleşebileceğini gösterdi.
Kemal Kılıçdaroğlu ise bu saldırılar karşısında sessiz kalmadı. Kurultay kürsüsünden açıkça "Sırtımdaki hançerlerle seçime girmek zorunda kaldım" diyerek Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibini ihanetle suçladı. Kendisine yönelik eleştirilere sosyal medya ve katıldığı programlar üzerinden sert yanıtlar veren eski genel başkan, kendisini deviren kadroları "siyasi ahlaktan yoksun" olmakla ve partiyi ilkelerinden saptırmakla itham etti.
Hukukta "mutlak butlan", bir hukuki işlemin kurucu unsurlarında sakatlık olması nedeniyle baştan itibaren hiç var olmamış sayılmasıdır.
Bugün CHP içinde yaşanan bu post-kurultay savaşı da tam anlamıyla siyasi bir mutlak butlan hadisesidir. Çünkü;
Ortada ideolojik bir ayrışma, memleket meselelerine dair derin bir fikir ayrılığı yoktur. Böyle bir kaygı taşındığı da söylenemez.
Mücadele tamamen "koltuk, iktidar ve kadro" paylaşımı üzerine kuruludur.
Dün alkışladıkları adamı bugün "ihanetçi" ilan edenlerin, yarın birbirlerine ne yapacaklarının hiçbir ahlaki güvencesi yoktur.
Temeli ve meşruiyeti bu denli sakat olan bir parti içi güç mücadelesinin, Türkiye’ye bir gelecek vadetmesi hukuken de siyaseten de mümkün değildir.
Beyşehir Yakamanastır’da merhum Aydın Menderes’in bana söylediği o sözü düşündükçe, bugünün manzarası daha da netleşiyor.
Menderes, babasının katillerinden ya da onların siyasi mirasçılarından intikam alma hırsıyla hareket etmedi. Çünkü o, köksüz, vefasız ve sadece kendi iç iktidarını korumaya odaklanmış bir siyasi ekolün, dışarıdan bir müdahaleye gerek kalmaksızın kendi kendini tüketeceğini çok iyi biliyordu.
Bugün CHP’de yaşananlar tam olarak budur. Karşılarında ne askeri bir vesayet var, ne de onları zorlayan dış bir siyasi baskı. Kendi içlerinde, sırf daha fazla güç elde etmek için birbirlerinin siyasi cenazesini kaldırmaya çalışıyorlar. Dün "gandhi" dedikleri lideri bugün itibarsızlaştırmak için her yolu mübah gören bir anlayış, aslında kendi meşruiyetini de dinamitliyor.
Hülasa;
Aydın Menderes’in 32 yıl önceki o derin tebessümü ve Anadolu irfanından süzülen tespiti, bugün Türk siyasetinin en büyük muhalefet partisinin röntgenidir. Haklıydın Aydın Bey; intikam almanıza gerek kalmadı. Onlar, geçmişte ektikleri vefasızlık tohumlarının mahsulünü bugün birbirlerini yiyerek biçiyorlar.
Hakkı Balcı/TİMETÜRK