Güzel vatanımızı ele geçirmek için dışardaki düşman ve içerdeki işbirlikçi hainlerin yaptıkları planlar belki de milyonu geçti ama milletimizin belagat – feraset ve basiretli davranmalarından dolayı bu planların çoğu ait oldukları çöplüğe atıldı, atılmaya da devam ediyor. Çünkü bize karşı yapılan planlar, deniz dalgalarının kayaları yalayıp geçmesi gibi etkisiz olur.
Aziz ve asil milletimiz Orta Asya’nın bağrından kopup Anadolu coğrafyasındaki “yerleşme” süreci boyunca türlü türlü badireleri atlatmış, savaş – entrika – hile ve senaryolarla karşılaşmış, kurduğu her devlet – edindiği her bir yurt elinden alınmış olsa da o yeniden bir devlet kurmaktan ve yerleşeceği yeri yurt edinmekten de asla vazgeçmemiştir. Türk; tarihi boyunca asla ve asla esaret ve boyunduruk altında olmamış, bağımlı yaşamaktansa ölmeyi yeğlemiştir. Ölümden korkmayan ve ona koşa koşa giden bir milleti hiçbir şeyle sindiremez ve asla hak bildiği yoldan da döndüremezsiniz.
At nalları ve kılıç şakırtılarının sesleri halen daha kulaklarımızı inim inim inlettiği Anadolu ve bölge coğrafyamız artık birilerinin gözlerini kamaştırmaya devam etse de bizler kıyamet kopana kadar birilerini korkutmaya, ayakta durmaya ve var olmaya devam edeceğiz. Dedik ya; bize karşı planlar bitmez, senaryolar da tükenmez. Bunun içindir ki Osmanlı’yı parçalayan zihniyet, yeni Türk devletini kurdurtsa da bu devleti kendi haline bırakmamak için ellerinden geleni yaparak yer yer savaşa sokmuş, yer yer darbelere imza atmış, yer yer terör silahını sahaya sürerek iç huzuru – kardeşliği – barışı bozmanın yolunu seçmiş, kalkınma – teknoloji – savunma hamlelerini sekteye uğratmış ve komşularla iyi geçindirmemek için ellerinden gelenleri de artlarına koymamışlardır.
Mandacılığı ve esaret altında yaşamayı asla kabul etmeyen ATATÜRK’ün sonrasındaki yıllarda vesayet odakları ve dış mihraklar bu ülkeyi o demode olmuş – milletlerine yabancı / düşman zihniyetle yönetmeye çalışmış ama bunu yaparken de “ATATÜRK istismarcılığı” yapmaktan da geri kalmamışlardı. ATATÜRK’ü sadece parada seven sahtekarlarla din tacirliği yapan ama asla “dinin emrettiği gibi dindar” olamayan takiyyeciler, hem kendi gafletleri içerisinde boğulmuş ve hem de halkın masum duygularını kendi çıkarlarına alet ederek siyasetle tüm manevi değerleri birbirleriyle yoğurmuş, milletimizi maddi – manevi – millî – dinî tüm duygulara karşı soğutmuşlardır. İstisnanın kaideyi bozmayacağını bilerek hem siyaset ve hem de vatan savunmasıyla ilgili sürekli bir şekilde imtihan halinde olduk, bu uğurda nice canlar gitti, nice taze fidanlar soldu, nakit ve vakit kaybettik, yıllarımız heba edildi – solduruldu, sebep olanlara yazıklar olsun!...
Savaş, terör, darbe kartlarını sahaya sürerek başarılı olamayanlar bu kez de “tarikat – cemaat” görüntüsü veren dinî grupları devlet kurumlarına yerleştirerek bu ülkeyi ve idaresini sinsi bir şekilde ele geçirmeye çalıştılar. İşte “din” referanslı cemaat eliyle tanıştığımız en büyük hıyanetin fitili 10 yıl önce bugün 15 Temmuz 2016 gecesinde ateşlenmiş, millet – din – devlet tüm izler birbirine karışmış, dıştaki düşmana karşı değil içteki hainlere karşı bir şanlı mücadelenin içerisine girmiştik. Şükürler olsun ki bu millet ez zor ve aciz zamanında bile bir “kurtuluş” savaşı vermiştir, verir de!...
15 Temmuz 2016 hain gecesinde sözüm ona “yurtta sulh, cihanda sulh konseyi” adı altında TRT’den bildiriler okunarak ülke yönetimine el konulduğu ilan ediliyor ve sükûnete (!) davet ediliyordu. Hatırlayın 12 Eylül 1980 ihtilalinde de aynı şekilde radyo ve televizyonlardan bildiriler okunmuş, bu sayede milletimiz “refah ve huzur” a kavuşturulmuştu (!). El aynı, düğme aynı, metot aynı olunca adres ya da fail arar mısınız?!...
Şimdi sizleri 1989 yılına götürerek bir anımı paylaşmak istiyorum;
Bizim zamanımızda Lise 2’de “Millî Güvenlik Bilgisi” adlı bir ders okutuluyordu. Bu derse o zaman Rize İl Jandarma Komutanlığı’ndan Necdet KORKUT adlı bir binbaşı geliyor ve bize ders veriyordu. Sert mizaçlı ama nazik – zarif bir insan, askerî hiyerarşiyi iyi bir şekilde temsil eden bir komutandı. Yaşıyorsa “Allah selamet versin”, öldüyse “Allah rahmet eylesin”. Bu komutan bir gün dersimize gelmedi ve onun yerine de bir yüzbaşı ders vermeye geldi. Yüzbaşı;
“- Çocuklar! Necdet komutan sizi sınav yapacağı zaman hiçbir şey bilmiyorsanız yarı İngilizce yarı Türkçe bir şekilde şunu yazın, 10 alırsınız (o zamanki notlar 10’lu sisteme göreydi); “Yurtta peace (pıs), cihanda peace (pıs)”. (Yani ATATÜRK’e ithafen söylenilen “yurtta barış, cihanda barış”).
Yüzbaşının söylediğine inanan bir arkadaşımız (ismi halâ bende saklıdır) sınava çalışmadı ve o sözü yazdı. Sonuç; 10 yerine sıfır aldı ve bizleri o zamandan askerliğe hazırlamaya çalışan o sert komutanımıza itiraz etmek akıl kârı bir iş değildi, edilmedi de zaten. Çünkü arkadaşımız hak etmişti.
Şimdi dönelim 10 yıl öncesine;
Sözüm ona “yurtta barış, dünyada barış konseyi” olarak bildiriye imza atan barış yanlıları (!) pardon yularlarını kaptırmış uşakların kimler olduğunu halen daha merak ediyor ve tanımak istiyoruz. Bu aziz devlete – asil millete “din” adına bu hainliği – kötülüğü yapanlar kimler, 10 yıldır akıbetleri ne oldu ve buna benzer soruların cevaplarını şehit olanların yakınları ile gazi olarak yaşamlarına devam edenlerin bilmeye hakları vardır.
“Cezaevlerinde 10 bin 485 FETÖ’cünün bulunması, 33 bin 827 kişi hakkında yakalama emrinin olması, TSK’nden 24 bin – polis teşkilatından 40 bin, yargı kurumlarındaki hakim ve savcılardan 4 bin kişinin ihraç edilmiş olması, 720 bin 338 kişi hakkında adlı işlemin yapılması, 127 bin 102 kişinin mahkûm edilmesi, 373 bin 594 kişi hakkında takipsizlik ve 124 bin 743 kişi hakkında beraat kararının verilmesi, 83 bin 404 kişi hakkında dava ve soruşturmaların devam etmesi, 1.634 kişiye ağırlaştırılmış müebbet, 1.366 kişiye müebbet, 1.891 kişiye çeşitli oranlarda hapis cezasının verilmesi” (www.haber7.com/ guncelhaber) ve operasyonların devam etmesi bu sinsi tehlikenin bitmediğini ve devletimizin tüm kurumlarının bu konuda daha radikal tedbirleri almasının elzem olduğunu da bilmemizde fayda vardır.
Netice itibariyle;
“Sahipsiz vatanın batması haktır,
Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.”
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK