$

Dolar

47,0434

Euro

53,7187

£

Sterlin

63,0486

Frank

58,2681

Gram Altın

6.225,5500

Bitcoin

3.012.607

$

Dolar

47,0434

Euro

53,7187

£

Sterlin

63,0486

Frank

58,2681

Gram Altın

6.225,5500

Bitcoin

3.012.607

Makale 12.07.2026 8 dk okuma

Kaybetmek için kurulmuş bir parti; CHP

Paylaş:

“Siyaset, demokrasi ve Türkler”. Kahve gibi “üçü bir arada” olan bu üçleme bir araya gelirse ne olur, el cevap; “Türk tipi demokrasi” olur ve oldu da!...

1789 Fransız İhtilali’yle başlayan Batılılaşma süreci ve bu sürecin getirdiği “akım” lardan sonra hastalık haline gelen “taklitçilik” illeti hayatımızı alt üst etmiş, edebiyat – hukuk – siyaset – sanat – din ve sair tüm “etki” alanlarımız habis bir ur gibi sarmalanmış, “Batı’dan alınan her şey iyidir!” diye diye milletimizin köklerine limon suyu sıkılmıştı.

Saray’ın içerisine sokulan debdebe ve eğlenceye düşkünlük, o meşhur Brezilya ve Hint dizileri ve sonrasında da bizim dizilerimizi aratmayan bitmek bilmeyen entrikalar, 1789 Fransız İhtilali’yle başlayan “millet” – “milliyet” – “özgürlük” gibi akım ve isteklerin “ayrışma” süreçlerini körüklemesi, “modernlik” – “çağdaş medeniyet” - “Batılılaşma” – “demokrasi” hastalığının sebep olduğu yıkımlar ve bunlara benzer “kontrolsüz gelişmeler” (!) günün sonunda dağıtılmış (tarumar) edilmiş bir devleti elinize bıraktı ve “Osmanlı neden dağıldı?” sorusuna cevap aramak zorunda kaldınız. Yine o zamanların meşhur sözüyle “atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti!”, geçmiş olsun!...  

Batı’nın her bir ülkesinden alınan kanun – kural – norm ve uygulamalardan müteşekkil hâle getirilen “toplama motor” la yapılan bir araba nereye kadar gidebilir ki, öyle de oldu zaten; ne yargımız “yargı”, ne demokrasimiz “demokrasi”, ne siyasetimiz “siyaset” ve ne de devlet yapımız “kurumsal”. Bunlardan hangisini elinize alırsanız alın elinizde kalıyor ve neredeyse iki asırdır bunları düzeltmek için uğraş veriyoruz. Peki başarılı olabildik mi, el cevap; Olsaydık iki asırdır uğraşmazdık.

Batılılaşma ve demokrasiyle birlikte hayatımıza giren “seçim yoluyla halkın kendi kendini yönetmesi ve yönetimi de kendisinin belirlemesi” (basite indirgenmiş demokrasi anlayışı), “padişahlığa (saltanata) son verilmesi” ve yeni devlet şekliyle birlikte “çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılması”. Peki bunlarda da başarılı olabildik mi, evet olduk. Saltanat elden gitti, demokrasi diye “tek partili hayat” la daha doğrusu “seçim yoluyla zulüm” le tanıştık, kendini – köklerini – aslını inkâr eden ve bunu da “modernizm” olarak kabul eden bir zihniyetle yıllarca yönetildik veya yönetildiğimizi zannettik, “tarih” diye yutturulan geçmişimizin aslında bize ait olmadığını ve köklerimizin de bir şekilde kurutulduğunu öğrendik, buna da geçmiş olsun!...

Anadolu’da bir söz vardır; “Yuva yıkanın yuvası olmaz.” Bu söz sanki birileri için “cuk!” diye oturuyor. Osmanlı; Türkler ve diğer millet – tebaalar için bulunmaz bir coğrafya, yaşanılacak bir cennetti. Burayı cehenneme çeviren Batılılar ve içerdeki işbirlikçi Batılı hayranlarının (İttihat ve Terakkici grubun) “demokrasi” yle başlattıkları süreç; aslında devleti kurtarmaya değil, yıkmaya zemin hazırlayan bir süreçti, öyle de oldu ve “ulu çınar” bir çırpıda yerle yeksan edildi.

Yıkmanın kolay yapmanın zor olduğu bir dönemden geçenler, büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak elimizde avucumuzda ne varsa hepsini teslim edip beyaz bayrağı çektiler ve kala kala elimize Türkiye Cumhuriyeti devleti kaldı. Çok şükür ki bu aziz / asil vatanımız var da bizler birileri gibi vatansız kalmadık. Bu ülkenin her bir bireyinin mayası sağlamdır ve her nereye giderse gitsin bu mayayla kendine vatan – yurt – memleket edinir. Esas olan bizden zannettiklerimizin bizden olmaması ve kendilerinin yerli olmasını değil yabancılığı modernite olarak görmeleriydi. Bize, köklerimize düşman olan zihniyetin devamı, kurulan yeni cumhuriyetimize / devletimize de sirayet etmiş ve bunu da partileştirerek önce tek başlarına “iktidar” (!) olmuş ve sonrasında da tahakküm ve vesayet etkileriyle kurumları zapt ü rap altına alıp seçilen iktidarları yerle bir etmenin hesabına girişmişlerdir. Anladığınız üzere CHP – patenti şahsıma ait olan – (Cuntacı Hazımsızlar Partisi)’nden bahsediyoruz.

ATATÜRK’ün ölümüne kadar farklı, 1946 yılına kadar farklı, “yasaklı” olduğu dönemlerde farklı ve günümüze kadar farklı olmak üzere “dört dönem CHP” si olarak bu partiyi incelediğiniz zaman karşınıza nasıl bir zihniyetin çıkmış olacağını zaten görürsünüz. Duyduklarınız, yaşadıklarınız ve okuduklarınızı bir tarafa bırakarak bu partinin neden mevcudunu koruyamadığını – tek başına iktidar olamadığını – halk nezdinde veya gönlünde bir karşılık bulamadığını düşündüğünüz zaman aslında milletimizin / seçmenimizin tabelayla değil zihniyetle ilgilendiğini de anlamış olursunuz. Bu millet, kökünden- kendinden olmayanı anlayacak kadar akıllı ve basiret sahibidir.

“Devlet kuran” ve sonrasında da “asırlık” bir parti olmakla övünen CHP, aslında devlet yıkan bir zihniyetin devamı olan anlayışın partisidir. Yukarıda da dediğimiz gibi yuva yıkanın yuvası olmayacağı için bu parti de hiçbir zaman istediği başarıyı elde edemeyecek ve her zaman kaybetmeye mahkûm olacaktır. Çünkü Osmanlı’nın bedduasını alan hiçbir kurum – kuruluş – anlayış veya zihniyet iflah olmaz bir müflistir, öyle de kalacaklardır.

CHP, referans aldığı “altı ok” la; hem kendini, hem üyelerini ve hem de ara sıra onlara oy veren seçmenleri kandırmış – aldatmış olabilir. Bu bir süreç olarak bu günlere kadar gelmiş – getirilmiş olsa da bunlar asla ve asla “tek başına iktidar” olamayacak kadar kör, basiretsiz ve beddualıdırlar. Zaten onların da “tek başına iktidar” olmak gibi bir dertleri de yoktur. Bu günlerde “mutlak butlan” kararının sonrasında “atanmış” bir eski genel başkanıyla yönetilen, entrika - ihraç ve YDK (Yüksek Disiplin Kurulu) kararlarıyla parti içi darmadağın olan bir partiden artık hayır gelmez, gelmeyecektir.

Kendinden beklenileni veremeyip adı türlü türlü şaibe, yolsuzluk, hukuksuzluk, usulsüzlük, rüşvet, irtikap, pavyon masasındaki pazarlıklarla anılan bu “köklü” (!) parti kaybetmeye devam edecektir. Çünkü bu parti, Necip Fazıl’ın da deyimiyle; “CHP bir parti değil. Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur, bir katliam müessesesidir.” Bu müessese de artık son günlerini yaşamakta ve aldığı ahların hesabını vermekle meşgul olacak, “arınma” dan ziyade “yüzleşme” sürecine girecek ve bu süreç te zannedildiği gibi o kadar da kolay olmayacaktır.  

Yine Necip Fazıl’ın Baran dergisinde yayınlanan “CHP’yi Ne Sanıyorlar?”  adlı yazısından alıntılar yaparak mevzumuzu kapamaya çalışalım;

“Halk Partisi, maddede kurtardığı Türkün, manada ruh kökünü kurutmak davası yolunda memleket içi bir kıyım ocağı kurmuş ve mazide Haçlıların elde edemediği zaferi, Batı oyuncağı bir iç ajan sıfatıyla becermiştir.

Halk Partisi, Tanzimattan beri gelen, Türk’ü kökünden koparma gayretinin, onu dininden, dilinden, ananesinden, tarihinden ve irfan kaynağından ayırmak şeklinde, son abidesi olmuştur.

Halk Partisi, iktidarı kaybetse bile mücerret muhalefet daima ona karşıdır ve onda muhalefeti temsil etmek liyakati bile yoktur.

Halk Partisini herhangi bir parti sanmak değil, (oligarşik) bir imha teşkilatı bilmek lazımdır. Eğer bugün onu parti sananlar varsa bilinmelidir ki, bu da yine ona bağlı tertiplerin ve bu arada insan keyfiyetini zedelemiş olmasının neticesidir. O bir samyelidir. Evvela 27, sonra 19 yıl boyunca esmiş ve memlekette, kafa, ruh, anane, irfan, vicdan, ahlak, madde, kıymet ne varsa kurutmuştur.

Onu milletin önüne son zamanlardaki yıkıcılıklarıyla değil, bütün bunların basit bir neticesi olarak kaldığı esastaki yıkıcılığı ile çıkarmak lazım… Haysiyetli muhalefet ancak bunu yapabilene yaraşır.” (www.barandergisi.net)

CHP, er ya da geç “dağılma” ve akabinde de “yok olma” aşamasıyla yüzleşecek ve kapanacaktır. Osmanlı’ya yaptığının aynısını yaşayacak ve hak eden hak ettiğini bulmuş olacaktır, o günler de çok yakındır!...

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

 

                 

Etiketler: