$

Dolar

46,8629

Euro

53,6121

£

Sterlin

62,6094

Frank

58,3380

Gram Altın

6.277,7800

Bitcoin

2.954.407

$

Dolar

46,8629

Euro

53,6121

£

Sterlin

62,6094

Frank

58,3380

Gram Altın

6.277,7800

Bitcoin

2.954.407

Makale 05.07.2026 7 dk okuma

Bilmediğin cehaletin esirisin

Paylaş:

“İnsan, insan, insan;

Ne garip bir varlıktır insan.

Sorsan her şeyi bilir;

Kendini bir şey sanan insan.”

İlham geldi mi kalem ucundaki mısralar böyle dökülüyor.

Güzel olan – olması gereken insan; neden bu kadar bozuldu, bozuluyor. Bu yozlaşma, çürüme, bozulma nereye kadar devam edecek?!...

Adına “cehalet” denilen hastalık; ne vereme, ne kansere ve ne de koronaya benzer, “çaresi yok” diye bilinir ama aslında bir çaresi vardır; bilgi sahibi olmak, yetişmek – yetiştirilmek, diploma yüklü merkep olmamak. Düşünsenize bir kere; cahilsiniz ama bunu siz de bilmiyorsunuz, bilseniz zaten bir çaresine bakmış olacaksınız, öyle değil mi?!...

İmam Gazali’nin “Cahillerle tartışmayın, çünkü ben hiç galip gelemedim.”, “Bir delil ile kırk alimi yendim ama kırk delil ile bir cahili yenemedim”, “yanlışı cahille, yalanı yalancı ile tartışma! Çünkü cahile doğruyu, yalancıya gerçeği anlatamazsın!” sözlerinde de saklı olduğu gibi cahillik gerçekten de bir taraftan büyük bir hastalık iken diğer bir taraftan da imkânsızı başarmaktır (!).

Cahiller, cesaretlerini; bilmediklerinden değil, kemikleşmiş hâle gelen ve bu tutumlarını inat bir şekilde sürdürdükleri cehaletlerinden alıyor ve bu cehalet, onları esaret zinciriyle sarmalıyor. Bu da onları dokunulmazlık zırhı gibi kaplıyor ve atılan her bir bilgi kurşunu da cehalet zırhını delemiyor. Meşinden bile daha kalın olan bu cehalet derisine kurşun işlemiyorsa artık daha ne yapmak gerekiyor? Sırf bu yüzden olmalıdır ki, atalarımızın da dediği gibi; “Cahile laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zordur.”

Neden “cehalet” konusu üzerinde bu kadar durmaya çalışıyoruz;

Müteakip kereler fırsat buldukça dost meclislerinde bulunuyor; gündem - güncel ve tarihî olaylar, dinî – ilmî – siyasî - malî ve teknik konularla ilgili hasbihal ediyor ve dilimiz döndüğü – engin tecrübelerimiz el verdiği sürece bir şeyler söylemeye / faydalı olmaya ve hani “Bilginin zekâtı yüzde yüzdür!” gerçeğine iman etmiştik ya, işte bunun yolundan ilerlemeye çalışıyoruz. Bazıları bir huşu içerisinde bizleri dinleyip saygı gösterirken, bazıları da şahsî cehalet - yöresel kibir ve yaşlanmışlığın verdiği “büyüklük” itibariyle ukalalık taslamaya başlıyor.

Beni tanıyan herkes şunu iyi bilir ki, ben; çocuğu, sokaktaki sıradan bir insanı, yeri geldiğinde dağdaki çoban – bayırdaki bir üretici / çiftçiyi, ahırdaki hayvancıları da dinler, bir şeyler öğrenmeye çalışırım. Ancak iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz olanların bize akıl vermeye çalıştıklarını görünce; işte bizdeki o “Rizeli damarı” vitesten çıkıyor ve karşınızdakini yerin dibine batırasınız geliyor. Biz, bugüne kadar toplum içerisinde o cahil takımının seviyesine göre hareket etmedik, etmeyiz. Şimdi sizler “böyle insanlarla aynı ortamda ne arıyor, aynı havayı neden soluyorsunuz?” diye sorar ve haklı olarak da düşünebilirsiniz. El cevap; “Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme”, “davete icabet etmek sünnettendir” düşünceleriyle çağrılan – dost meclisi zannettiğimiz yerlere gidiyoruz. Gittikten sonra da bulduklarınız umduğunuz gibi çıkmayınca; oradaki diğer kişilerin hatırına binaen ya susuyor veyahut daha fazla oturmadan kalkıp gidiyorsunuz. “Dost meclisi” diye başta da dedik ya!...Böyle durumlarda mecburen dostların hatırına bir şey demiyor, edebinizle oturuyorsunuz ama “edepli susar, cahil de “ben susturdum” zanneder” sözünde de gizli olan edepten dolayı konuşmuyoruz.

Cahilliklerinin esareti altında inim inim inleyen tipler, köleliklerini “özgürlük” zannediyor ve “karşımdakini nasıl da alt ettim!” cehaletinde bulunuyor, varsın onlar öyle düşünmeye devam etsinler. Biz, onları kendi mutlu dünyalarıyla baş başa bırakıp mevzumuza devam edelim;

Cehalet; bilgisizlik, görgüsüzlük, edepsizlikle dolu uçsuz bucaksız bir okyanus gibidir.  Yüzme bilmeyenler bu okyanusa balıklama atlarsa; ya boğulur ya da köpek balıklarına yem olurlar. Bunlar yem olmaya devam etsin, biz tedavi için önerilerimize bakalım;

Eğitim – öğretim konusunda dünyanın kat kat gerisinde kaldık, kalmaya da devam ediyoruz. Eğitim – öğretim denilince “okul” u, okul denilince de son model teknolojilerle yapılan bina veya yapıları ve sayıca fazla olan öğretmenleri anlayanlar var. Eğer eğitimde edep, öğretimde de kalite yoksa bunlar; cehalete katkı sunmaktan başka bir şeye yaramazlar. Eğitimin okuldan değil de ta ebeveyn seçiminden itibaren başlayacağını bilmeyenler, teknoloji – aklınızı esaret altına alan akıllı telefon – internet – sanal medya bağımlısı olanlar; yetiştirdikleri her bir bireyi – diplomalı cahili topluma salıyor ve “gelecek” adına bunlardan da medet umuyorlar. Beyhude bir çabanın içerisinde olmaktan başka her şeyi yapanlar, günün sonunda kof bir ceviz olmaktan başka görüntüsü olmayan bir nesli heba ediyorlar.

Okumayan, düşünmeyen, diplomayı da “geçerli tek aparat” olarak görenler; meslek sahibi olur ama bilgi – edep sahibi olamaz, cehaletleri de baki kalır. Bunun içindir ki, diplomalar; cehalet esaretini özgürlüğe kavuşturamadığı gibi ortadan da kaldıramaz ve o esaret mezara kadar sizi takip eder, sonra da diğer müşterilerine döner.

Her şeyin sanal dünyaya hapsedildiği artık gazete ve dergilerin bile “basılı yayın” olmaktan çıkarıldığı bir düşünce – okuma dünyasında elimizde sadece kitaplarımız kalıyor, bu gidişle bunlar da kalmayacak. Düşünsenize; elektrikler gitti, internet erişiminiz de yok ve kullanım paketiniz de doldu. İşte tam da o anda hayatınız durma noktasına geliyor. Yapmayın, etmeyin hayatımız bunlardan ibaret değildir. Haftada en az bir kitap okuyun, dergi – gazete veya takvim yaprağı da okuyabilirsiniz. Cehaletin en büyük düşmanı bilgi ve en büyük dostu da bilgisizliktir. Her konuda bilgi sahibi olamazsınız belki ama en azından cehaletinizi bir nebzecik de olsa dindirebilir ve bu sayede haz duyabilirsiniz, deneyin, bakın göreceksiniz!...

Kahvehane, kafe, bar ve sair ortamlarda hijyen sıkıntılarından dolayı hem sağlığınızdan olur ve hem de boşa zaman geçirirsiniz. “Gitmeyin!” demiyorum, herkes kendi yaşam felsefesi, özel hayatı, inancı ve zaman geçirme aparatı olarak buralarda bulunabilir ancak fazla zaman geçirmeyin. Arada sırada da olsa evinizde, kırda – bayırda – çayırda, bahçelerde, ağaç gölgeliklerinde oturun, çayınızı – kahvenizi yudumlayıp bir taraftan okuyun, bir taraftan arkadaşlarınızla sohbet edin, tartışın, fikir beyanında bulunun, adına “beyin” denilen o et yığınını kendi halinde bırakmayıp çalıştırın. Kısacası güncel tabirle; “sosyalleşin!”, kendinizi her şeyden soyutlamayın, izbe bir köşede cehaletinizle baş başa kalmayın ve göreceksiniz ki siz, farklı bir “siz” olacaksınız!...

Netice itibariyle;

Şu üç günlük dünyada faydalı bir şeyler bırakıp ebedi aleme göçmeye ne dersiniz?!...

Şiirle başlamıştık yine bir kıtayla bahsimizi kapamaya çalışalım;

“Haddini aşıyor konuşan diller,

Alttan alsan bir dert, almasan bir dert.

Elimi kesiyor sıktığım eller,

Selam versen bir dert, vermesen bir dert.”       

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

    

 

                       

 

Etiketler: