Yunan medyasına bugünlerde baktığınızda özellikle dış politika haberleri çerçevesinde her manşet neredeyse tamamen Türkiye ile ilgili diyebiliriz. Bu noktada öne çıkan son dönemde savunma sanayii gelişmeleri, Türkiye’nin Ege’deki tatbikatları gündem konuları oluşturuyor. Bu köşe yazımda özellikle bu konuya eğilmemin sebebi ise Yunanistan’ın Türkiye aleyhine hareketlerini, Avrupa içerisinde siyasi dizaynlarını ve geliştirmeye çalıştığı savunma sanayii çabalarını ele almak olacak. Tabii ayrıca Kıbrıs hattı da oldukça önemli.
Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı ilk gündem maddesi savunma sanayi zira Türkiye bu konuda Yunanistan’ın oldukça önünde şu konu oldukça önemli Türkiye savunma sanayi üretiminin %80’ini milli şekilde yürütüyor bu hızla bunu daha da yukarı çekecek. Yunanistan ise savunma sanayii ve askeri araç gereç alımında dış ülkelere oldukça bağımlı durumda bir rakam vermek gerekirse Yunanistan savunma sanayi alanında %75-90 bandında bir dışa bağımlılığı söz konusu bu durum özellikle Türkiye ile olan silahlanma yarışında büyük bir borçlanma yaratıyor bu da Yunan medyasında konuşulan en önemli konu. Yunanistan özellikle silahlanma diplomasisi yürüterek Avrupa ile bağını bu şekilde güçlendirmeye çalışsa da bu Yunanistan ekonomik durumuna daha ağır darbeler vuracak gibi görünüyor. Son dönemde Yunanistan bu dış bağımlılığı aşmak için uluslararası alımlarda %25 yerli sanayi katılımı koydu bu bağımlılıklarını aşağı çekmek için yapılmış olsa da sürdürülebilir durmuyor zira en son ulusal hava ve füze savunma ağı oluşturma hedefi kapsamında “Aşil Kalkanı” projesi yürütüyor bu proje İsrailli firmalara verilmiş durumda fakat Yunan Savunma Bakanlığının yerli sanayi katılımı şartını karşılamadığı için durmuş durumda bu diğer sözleşmeler içinde geçerli olabilir bu durum yerli üretim düşüncelerinde sorunların olduğunu net göstermekte diyebilirim. Bu da özellikle Fransa, İsrail gibi ülkelere daha fazla bağımlılığı arttıracaktır Yunanistan adına.
Yunan medyasında diğer bir konu ise Millî Eğitim Bakanlığımızın müfredat değişimi oldu. Yeni müfredatımızda Ege Denizi yerine Adalar Denizinin kullanılacak olması Yunan medyasında büyük yankı oluşturmuş durumda. Yunan medyası özellikle iki manşet kullanmış durumda biri propaganda diğer de tarihi çarpıtma bunlara detaylı baktığımızda Osmanlı Devleti döneminde Ege adaları değil Adalar Denizi adının ağır bastığı görülebilir. Lozan Antlaşması ve Atatürk döneminde de Adalar Denizi ifadesi kullanılıyordu yani bu tarihi çarpıtma değil tarihi gerçeklik diyebilirim. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yunan tezleri ile başlayan süreç Ege Denizi ismine dönüşmesini sağlamıştır. Yunan medyası ve Yunanistan’ın Adalar Denizi olarak kabul etmemesinin altında ise şu söz konusu Yunan tezlerini doğrudan çürütüyor ve Türkiye’nin kıta dengesi tezini güçlendiriyor. Yani kısaca Yunan medyasının çarpıtma olarak nitelediği konu aslında gerçek olan konu ve gerçek tarih içeriyor.
Yakın zamanda gerçekleştirilen EFES-2026 tatbikatı da oldukça kritik bu tatbikat Türkiye’nin askeri gücünün bölgedeki aktif durumunu göstermesi açısından oldukça önemli olduğunu söylememiz gerekli zira bilindiği üzere Fransa, Yunanistan’ı ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimini bir ittifak çatısına getirmiş durumda bu ittifakın diğer yanında ise İsrail var. Bölgede Türkiye etkisini azaltmak adına her yol denenirken ayrıca Fransa’nın Türkiye’ye karşı olası bir kriz durumunda Yunanistan’ı destekleme sözü vermesi diğer yandan hali hazırda bir savunma anlaşması da gerçekleştirmiş olması da bir cephe hattı oluşturulduğunu gösteriyor. Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini bu noktada bu cephe hattını açmak için oldukça kritik ayrıca Yunanistan’ın ittifaklarla, Doğu Akdeniz’de gaz platformu çalışmalarında Türkiye’yi saf dışı bırakma çabaları Mavi Vatan’ın kanun haline getirilmesi ile çözülmüş olacak. Bu durum Yunanistan’ın en büyük çekincesini oluşturuyor zira bölgede Yunanistan’ın etkisi sınırlandırılmış olacak. Bu yüzden Yunanistan ve GKRY Avrupa içerisinde ve NATO içerisinde Türkiye’ye karşı lobi faaliyetlerini de arttırmış durumda ayrıca Yunan medyası da bu konu ile ilgili sürekli bastırıyor diyebilirim. Türkiye Doğu Akdeniz’de etkisini daha fazla arttırarak hem kendi güvenlik ve ekonomik gücünü korumuş olacak hem de KKTC’yi bu güvenlik çemberinin içine almış olacak. Özellikle Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde yaşanan askeri hareketlilikler İsrail’in adada artan askeri etkisi karşısında KKTC üzerinde Türkiye’nin askeri gücü daha fazla arttırılmalıdır.
Bu noktada diğer bir konu adaların Yunanistan tarafından silahlandırılması bu son dönemde oldukça hız kazanmış durumda. Bu adaların silahlandırılması özellikle 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması özelinde tamamen açık bir ihlal durumunda Yunan medyası adaların silahlandırılmasını gündeme getirirken sözde hak konusundan bahsediyor fakat anlaşmaların ihlali noktasında yorum getirmiyor. Bu adaların silahlandırılması Türkiye adına doğrudan bir tehdittir. Bu noktada EFES-2026 tatbikatı bir cevap niteliğinde oldu diyebiliriz. Ayrıca Mavi Vatan doktrini de bu noktada yukarıda belirttiğim gibi kritik.
Yunan medyası özellikle Türkiye’yi sürekli gündeme taşıyarak bir kamuoyu oluşturuyor ve hükümetleri üzerinde baskıyı arttırıyor. Bu gündem Yunan hükümetinin Türkiye’ye karşı silahlanma yarışını daha fazla arttırıyor ve bu da özellikle Yunanistan’ın dışa bağımlı ekonomisi için tam bir felaket konusu. Savunma Sanayi alanında Yunanistan’ın yerlilik çerçevesinde yakın zamana bakarsak Türkiye seviyesine gelmesi mümkün değil bu yüzden Yunan medyası ve lobileri bu korkuyu daha fazla pompalayarak Avrupa’dan Türkiye’ye karşı hamleler gerçekleştirilmesini, Yunanistan’a daha fazla fon ve silah verilmesini sağlamaya çalışıyorlar. Ayrıca silahlanmaya ayrılan her fon Yunan eğitiminden ve sağlığından kesiliyor Yunan medyası bu durumu Türkiye karşıtlığı üzerinden bir öfke dindirmesi olarak kullanıyor. Yunanistan dış politikası da tamamen Türkiye özelinde bir kamu faaliyeti haline gelmiş durumda Türkiye’nin sorun yaşadığı devletler ile anlaşmalar ve ittifaklar yapılması Türkiye’nin her an önünün kesilmeye çalışılması ikili ilişkilerin seyrine de oldukça büyük zararlar veriyor hele ki olumlu gündem çalışmaları ve diyalog süreçlerinin devam ettirilmeye çalışıldığı bu günlerde. Türkiye’nin özellikle Avrupa’da hem hukuki çalışmaları hem de lobi faaliyetlerini artırılması da Yunanistan’a karşı oldukça önemli bir konu bu Türk lobi faaliyetlerinin artması Avrupa’daki Türk karşıtlığının çözülmesi adına önemli olacaktır. Türk Düşünce Kuruluşları ve Kamu Kuruluşları bu noktada çabalarını arttırmalıdır.
Mustafa Metin Kaşlılar/TİMETÜRK