28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in ortak operasyonu ile İran’a karşı saldırılar başlatılmış ve bu noktada amaçlanan hem rejiminin düşmesini sağlamak hem de rejimin nükleer silah elde etme kabiliyetini ortadan kaldırmaktı. Bugüne baktığımızda İran rejimi düşmüş değil diğer taraftan ABD Nükleer silah konusunu müzakere yoluyla çözmeye çalıştı fakat bu da henüz başarıya ulaşmış değil zira İran nükleer silahı rejimin bir sigortası olarak görüyor diyebiliriz.
Bu savaşın başında özellikle İran’ın sürekli koz olarak öne sürdüğü diğer konu Hürmüz Boğazı oldu zira Hürmüz’ün kontrolünü ele alarak dünya petrol piyasalarını doğrudan etkilediler. Hürmüz’ü kapalı tutarak ekonomik piyasaları etkileme gücü ise İran’ın elinde ve ABD’nin şu ana kadar Hürmüz üzerindeki etkisi zayıf gözüküyor. ABD bunun yanında bölgedeki üslerinin zarar görmesi ve Körfez’de müttefiklerini tam olarak koruyamama etkisi altında kalmış durumda özellikle ABD’nin her saldırısında İran misilleme olarak Körfez ülkelerini ve ABD üslerini vurmaya devam ediyor.
Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesinde de İran konusu doğrudan öne çıktı. NATO sonuç bildirgesinde İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği ve Hürmüz’ün açık kalmasının hayati öneme sahip olduğundan bahsedildi. Kısaca İran meselesi başladığında NATO Müttefikleri daha çekingen davranırken bugün sonuç bildirgesinde bunu net olarak öne çıkarıyorlar önemli olan müttefiklerle ABD arasındaki görüş farkları ABD bunu askeri çözüm ile yapmak isterken NATO müttefikleri diplomasi yoluyla çözülmesini beklemektedir.
NATO zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkesin bittiğini vurgulaması ve İran’a saldırıların tekrar başlaması sonrasında ekonomik piyasalar yine stres altına girmiş durumda ABD bu süreçte yeni bir Hürmüz planı ortaya koydu ve Donald Trump tarafından açıklandı. Trump Hürmüz Boğazı üzerinde kesin hakimiyet istediğini belirtti ayrıca Hürmüz Boğazının ele geçirilmesinin ardından da güvenliği için ücret alınacağını söyledi.
ABD’nin tarihsel gücü ile bunu açıklarsak bilindiği üzere İkinci Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu düzende küresel bir süper güç konumunu pekiştirmesi dünya üzerinde yer alan kritik deniz ticaret yollarını kontrol etme stratejisine dayanır. Yani küresel hakimiyet doğrudan deniz hatlarını elde tutmak ve buradaki serbest ticareti güvenceye almak üzerine kuruluydu bugün bu hala böyle. ABD İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana donanmasına büyük yatırımlar yaparak dünya denizlerinde söz sahibi olmuş ve olası bir savaş durumunda bu hatları kullanarak düşman lojistiğini kesmek amaçlanmıştır. ABD’nin bu hakimiyeti normalde serbest ticarete dayanır ve müttefiklerini korumak ve küresel gücünü pekiştirmek adına bunu yapar fakat Trump yönetimi Hürmüz Boğazını ele geçirip güvenliğinden ücret almaktan bahsederek aslında kendi oluşturduğu düzeninde değişmeye başladığını resmen ilan etmiş oluyor diyebiliriz.
ABD’nin düzeni koruma adına aslında kendi yarattığı dünya düzenini değiştirmesi bir güç değişimin de karşılığı olarak okunabilir. ABD özellikle Ortadoğu çerçevesinde bakıldığında belirli sorumluluklara sahiptir bu İsrail’i korumak ve Körfez ülkelerini koruyarak tedarik edilecek petrolün yolunu güvence altına almak üzerine kuruludur. Bu sayede hem Asya’da hem de Avrupa’da müttefiklerinin sanayisini koruma altına almışta olacaktır. Bu yüzden İran üzerinde sert baskı söz konusu zira Hürmüz Boğazının kapalı kalması ABD’nin küresel güç imajına vurulmuş bir darbe olarak karşımıza çıkmaktadır.
ABD’nin yeni planı Hürmüz’ü doğrudan ele geçirme olsa da 28 Şubat tarihinden bu yana görülen senaryo bunun kolay olmayacağı üzerinedir. Zira İran zayıflamış olmasına rağmen hala gücünü koruma altında tutabiliyor ve Hürmüz üzerindeki etkisini hala kullanıyor.
Diplomasi kanallarının açık olacağının net olarak görebiliriz fakat ABD’nin istekleri İran rejimi için oldukça ağır bu yüzden masada bir anlaşma beklemek oldukça zor kısmi ateşkesler ile de Hürmüz üzerindeki etkiyi İran kaybetmiyor ayrıca piyasaları da bu durum derinden etkiliyor. Donald Trump özellikle Kasım’da gerçekleştirilecek olan seçimlere kadar nihai bir zafer elde etme gayretinde fakat diğer yandan ABD’nin asıl hedefi olan Pasifik planları gecikme sürecine giriyor bu yüzden ABD’nin daha sert adımlarla İran üzerinde baskı kuracağını net olarak belirtebiliriz bu baskı ve Hürmüz’ün tamamen ele geçirilme ve su yolunu kontrol etme planı aynı zamanda Çin içinde kritik zira Hürmüz üzerinden geçen petrolün en büyük alıcısı Çin ve Trump’ın güvenliği için ücret vurgusu doğrudan Çin’i de ilgilendiriyor. Hürmüz bir yandan İran ile mücadele de olsa doğrudan Çin’i çevreleme ve ABD’nin Pasifik stratejisi için en kritik cephelerden biri burada net bir ABD hakimiyeti Çin’in enerji yollarının tutulması manasına da gelecek. İran’ın dayanma gücü Çin içinde kritik bir konu olmayı sürdürecektir.
Önümüzdeki süreçte iki ülke arasında tekrar görüşmeler olacaktır fakat Trump’ın bu açıklaması ABD’nin Boğaz üzerinde net kontrol istediğini göstermesi açısından ve ABD’nin süreç içindeki askeri kararlarının ne yönde olacağını anlamamız adına önemli ipuçları barındırıyor.
Mustafa Metin Kaşlılar/TİMETÜRK