$

Dolar

49,4201

€

Euro

55,5275

£

Sterlin

65,7375

₣

Frank

59,7294

₺

Gram Altın

6.611,0200

₿

Bitcoin

4.071.353

$

Dolar

49,4201

€

Euro

55,5275

£

Sterlin

65,7375

₣

Frank

59,7294

₺

Gram Altın

6.611,0200

₿

Bitcoin

4.071.353

Makale 16.10.2026 4 dk okuma

YÖK Başkanı Özvar’dan topluma açılma ve sadeleşme çağrısı

Paylaş:

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın üniversiteleri toplumla iç içe olmaya ve müfredatı sadeleştirmeye çağırması, takdiri hak eden bir yöneliştir.

Üniversitenin bilgisini hayatla buluşturmayı, öğrencinin zamanını daha anlamlı kullanmayı ve eğitimi alışılmış kalıpların dışına taşımayı hedefleyen bu yaklaşım desteklenmelidir.

Özvar’ın çağrısı açıktır: Üniversite, içinde bulunduğu toplumun ihtiyaçlarına kulak vermeli; eğitim programlarını da öğrencinin gerçekten ne öğrendiğine bakarak yeniden düşünmelidir.

Derslerin sayısını ve içeriğini sorgulamak, öğretim alışkanlıklarını da sorgulamaktır. Toplumla iç içe olmak ise kampüsün dışında yaşayan insanların sorunlarına üniversitenin içinde yer açmaktır.

Peki, mevcut üniversite yönetimleri bu çağrıya hazır mı?

Kaliteyi ders bilgi paketlerinin tamamlanması, tabloların doldurulması ve AKTS hesaplarının sisteme girilmesiyle açıklayan bir yönetim anlayışı, Özvar’ın işaret ettiği dönüşümü nasıl gerçekleştirecek? Öğrencinin ne öğrendiğinden önce dosyanın tamamlanıp tamamlanmadığını soran bir kurum, müfredatın yükünü hangi ölçütle azaltacak?

Bologna Süreci’nin şeffaflık, yeterlilik ve öğrenci iş yüküne ilişkin amaçları değerlidir. Sorun, bu amaçların belgelendirme işlemlerine indirgenmesidir. AKTS hesabı, öğrencinin emeğini anlamak için kullanılmalıdır. Her yıl aynı rakamları yeni tablolara aktarmak için değil. Ders bilgi paketi, eğitimi açıklamalıdır. Eğitimin yerini almamalıdır. Tablo dolunca öğrencinin zihni dolmuş olmuyor.

Bir dersin öğrenme çıktılarının yazılmış olması, o çıktıların kazanıldığını kanıtlamaz. Uygulama saatinin belgede görünmesi, öğrencinin uygulama yaptığı anlamına gelmez. Kalite dosyası kusursuzken eğitimde ciddi eksikler bulunabilir. Yönetim, belge ile gerçek arasındaki bu mesafeyi görmek zorundadır.

Özvar’ın sadeleşme çağrısıyla bürokratik kalite anlayışı arasındaki uyumsuzluk tam burada beliriyor. Bir yanda öğrenciye düşünmek, araştırmak ve üretmek için zaman açma hedefi var. Diğer yanda akademisyenin zamanını tekrar eden veri girişleriyle ve birbirini çoğaltan formlarla tüketen bir işleyiş. Dersleri sadeleştirecek öğretim üyesinin çalışma hayatını kim sadeleştirecek?

Müfredatı hafifletmek isteyen yönetim, önce kendi ürettiği yükü görmelidir.

Toplumla iç içe olma çağrısı da aynı yönetim anlayışını sınar. Üniversitenin kapısına gelen yurttaş hizmete ulaşabiliyor mu?

Öğretim elemanının önerisi dinleniyor mu?

Öğrencinin başvurusu cevaplanıyor mu?

Kendi içinde iletişim kuramayan bir yönetim, toplumla nasıl bütünleşecek?

Halkla buluşma, faaliyet raporuna eklenen etkinlik fotoğrafından daha fazlasıdır. Çiftçinin sorusuna cevap vermek, öğretmenin ihtiyacını dinlemek, yerel bir sorunu araştırmaya dönüştürmek gerekir. Bunlar için zaman, kaynak ve ulaşılabilir bir yönetim lazımdır. Toplumsal katkı tablosundaki satır sayısı, toplumla kurulan ilişkinin derinliğini göstermez.

Özvar’ın görüşlerini takdir etmek, üniversite yönetimlerinden bu görüşlere uygun davranmalarını istemeyi de gerektirir.

Hangi gereksiz ders kaldırıldı?

Hangi tekrar eden işlem sona erdi?

Öğrenciye ne kadar zaman açıldı?

Üniversitenin bilgisi hangi toplumsal sorunun çözümünde kullanıldı?

Cevaplar yeni tablolarda aranacaksa, çağrının özü yine kaybolacak demektir.

Mevcut yönetimlerin kapasitesi, vizyonu ve niyeti, bu sorulara verecekleri somut cevaplarla anlaşılacaktır. Özvar’ın çizdiği yön değerlidir. O yöne ilerlemek, kaliteyi evrakın düzeninden ibaret gören anlayışla hesaplaşmayı gerektirir.

Üniversitenin başarısı, dosyalarının ne kadar dolu olduğunda değil; öğrencisinin ne öğrendiğinde ve toplumun hayatına ne kattığında görünmelidir.

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Etiketler: