$

Dolar

49,3683

€

Euro

55,3380

£

Sterlin

65,4925

₣

Frank

59,3084

₺

Gram Altın

6.610,7500

₿

Bitcoin

4.106.447

$

Dolar

49,3683

€

Euro

55,3380

£

Sterlin

65,4925

₣

Frank

59,3084

₺

Gram Altın

6.610,7500

₿

Bitcoin

4.106.447

Makale 14.10.2026 10 dk okuma

Azerbaycan ve İsrail yakınlığının arkasında ne var?

Paylaş:

Azerbaycan ile İsrail arasındaki ortaklık, iki ülkenin birbirine ne kazandırdığına bakıldığında anlaşılır hâle gelir. Azerbaycan ileri savunma teknolojilerine ulaşırken İsrail enerji tedariki ve Güney Kafkasya’da güçlü bir diplomatik ilişki elde eder. Tarihsel Yahudi varlığı da yakınlaşmayı kolaylaştırır.

Ancak çıkarların örtüşmesi, iki ülkenin her konuda aynı politikayı izlediği anlamına gelmez. 13 Ekim 2026 itibarıyla görülen tablo, ekonomik ve askerî bağları güçlü, bölgesel riskleri de giderek artan bir ortaklıktır.

Samira Mammadova, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi’nde yayımlanan “Azerbaijan–Israel Relations in the International System (1991–2009)” başlıklı 2026 makalesinde ilişkinin doğuşunu Azerbaycan’ın bağımsızlık sonrası güvenlik ihtiyaçları ve dış ilişkilerini çeşitlendirme çabasıyla açıklar.

İsrail, Azerbaycan’ın bağımsızlığını Aralık 1991’de tanımış, diplomatik ilişkiler Nisan 1992’de kurulmuş ve 1993’te Bakü’de büyükelçilik açılmıştır.

Azerbaycan’ın Tel Aviv Büyükelçiliği ise 29 Mart 2023’te açılmıştır. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının açılış açıklaması, uzun süredir devam eden iş birliğinin bu adımla daha görünür hâle geldiğini gösterir.

İlk Karabağ Savaşı’nın ardından ordusunu güçlendirmek isteyen Bakü için İsrail önemli bir tedarikçi olmuştur. İlham Aliyev, 13 Aralık 2016’daki ortak basın açıklamasında “Savunma sanayisi alanında aktif biçimde iş birliği yapıyoruz” demiştir.

Bu kısa ifade, ilişkinin askerî boyutunun Azerbaycan yönetimi tarafından açıkça sahiplenildiğini gösterir.

Aynı konuşmada Aliyev, savunma ekipmanı alım sözleşmelerinin o tarihe kadar 4,85 milyar dolara ulaştığını açıklamıştır. Rakamın 2016’ya ait olduğu ve ücretsiz yardım değil, alım sözleşmelerini anlattığı unutulmamalıdır.

Pieter D. Wezeman, Alexandra Kuimova ve Jordan Smith’in SIPRI için hazırladığı 30 Nisan 2021 tarihli Karabağ incelemesi, İsrail’in Azerbaycan’ın 2016–2020 dönemindeki büyük silah ithalatının yüzde 69’unu sağladığını belirtir. Bu pay bütün envanteri veya bugünkü savunma bütçesini göstermez. Harop dolaşan mühimmatları, Hermes-900 keşif araçları, LORA füzeleri ve Barak-8 hava savunma sistemi, tedarikin farklı ihtiyaçları karşıladığını gösteren örneklerdir. Aynı incelemeye göre Azerbaycan, 2016–2020 döneminde İsrail’in büyük silah ihracatında yüzde 17 paya sahiptir. Dolayısıyla ilişki, İsrail savunma sanayisi için de önemli bir pazardır.

Bu sistemlerin siyasi etkisi satın alındıkları günle sınırlı kalmaz. Mühimmat, bakım, yedek parça, yazılım ve eğitim ihtiyacı tedarikçiyle uzun süreli bağ kurar. Bakü, İsrail’le ilişkilerinde bu teknik sürekliliğin değerini hesaba katabilir. Bu durum İsrail’in etkisini artırır; fakat bütün Azerbaycan politikasının dışarıdan yönetildiğini kanıtlamaz. Farklı ülkelerden tedarik sağlamak ve Türkiye’yle yakın savunma ilişkisini korumak, Azerbaycan’ın seçeneklerini genişletir.

Karabağ bu ortaklığın hem kazanımlarını hem de maliyetlerini ortaya koymuştur. İsrail teknolojisi, Türkiye’nin desteği ve Azerbaycan ordusunun hazırlığıyla birlikte Bakü’nün askerî kapasitesini artırmıştır. Isabel Debre’nin Associated Press için hazırladığı 5 Ekim 2023 tarihli “Israeli arms quietly helped Azerbaijan retake Nagorno-Karabakh” haberi, bu katkıyı ve silah satışlarına yönelik eleştirileri birlikte anlatır. Azerbaycan’ın 2023’te bölgenin tamamında kontrol sağlaması, Ermeni nüfusun kitlesel yerinden edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle askerî başarı, sivillerin güvenliği ve haklarına ilişkin soruları ortadan kaldırmaz.

Bu askerî destek, sosyal medya dilinde de siyasi bir tartışma konusu olabilir. Tartışmalardan aktarılan “Gardaş ülke İsrail’in kömekliği ile...” ifadesi, Türkiye–Azerbaycan ilişkilerindeki “Tek millet, iki devlet” ve “Gardaş ülke” söylemini İsrail’e taşıyan ironik bir örnektir. Burada “kömeklik”, yardım anlamında kullanılmaktadır. İroni, kültürel kardeşlik söylemiyle çıkar temelli askerî ortaklık arasındaki farkı görünür kılar. Kullanıldığı bağlama göre İsrail desteğini vurgulayabilir veya Bakü’nün tercihlerini eleştirebilir. Ancak tek bir ifade, kamuoyunun tamamını veya kullanımın yaygınlığını göstermez. Sosyal medyanın etkisi, karmaşık bir ilişkiyi kısa ve kolay hatırlanan bir sözle tartışmaya açmasıdır.

Bugün Karabağ gündemi yalnızca silahlarla ilgili değildir. Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanları 8 Ağustos 2025’te Washington’da barış metnini paraflamıştır. İki ülkenin resmî açıklamaları, paraflama ile nihai imzanın farklı aşamalar olduğunu gösterir. Reuters’ın 8 Ekim 2026 tarihli “Armenia Azerbaijan discuss stepping up search for war missing” haberi, anlaşmanın henüz resmen imzalanmadığını ve kayıp kişilerin bulunması için görüşmelerin sürdüğünü bildirir. Bu temaslar, barışın sınır ve ulaşım düzenlemeleri kadar savaşın insani mirasıyla da ilgili olduğunu gösterir.

Washington ortak bildirgesindeki TRIPP projesi, Azerbaycan’ın ana toprakları ile Nahçıvan arasında Ermenistan üzerinden ulaşım bağlantısı kurulmasını hedefler. Ermenistan Başbakanlığının 9 Ağustos 2025’te yayımladığı metin, egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini de vurgular. Ulaşımın açılması bölgesel ticareti büyütebilir; ancak süreci İsrail’in yönettiği bir proje olarak sunacak kanıt yoktur. Burada ABD’nin diplomatik rolü açıktır. İsrail, daha istikrarlı ve ticarete açık bir Güney Kafkasya’dan yararlanabilecek aktörlerden biridir.

Enerji ortaklığının yeni aşaması SOCAR’ın İsrail’deki Tamar doğal gaz sahasına yatırım yapmasıdır. SOCAR’ın 31 Ocak 2025 tarihli “SOCAR Acquires Stakes in Tamar Project” açıklaması yüzde 10 etkin pay edinme anlaşmasını duyurmuş; Globes’un 25 Haziran 2025 haberi işlemin tamamlandığını bildirmiştir. Böylece Azerbaycan yalnızca İsrail’e petrol satan bir ülke olmaktan çıkarak İsrail enerji sektöründe mali çıkarı bulunan bir yatırımcıya dönüşmüştür. Bu örnek, ilişkinin doğrudan petrol–silah takası gibi anlatılamayacağını da gösterir: satışlar ve yatırımlar ayrı sözleşmelerle yürütülmektedir.

Bakü’nün enerji politikası İsrail’le sınırlı değildir. Nailia Bagirova’nın Reuters için hazırladığı 26 Eylül 2026 yatırım forumu haberinde Aliyev’in şu sözü yer alır: “Petrol ve doğal gaz ekonomimizde belirleyici olmaya ve yeniden yatırıma yönlendirilecek zenginlik üretmeye devam edecek.” İngilizceden çevrilen bu açıklama, enerji gelirlerinin devlet politikasındaki yerini gösterir. Aynı haber, Fransız TotalEnergies, Abu Dabili XRG ve ABD’li ExxonMobil ile projeleri kaydeder. Bu çeşitlilik, İsrail’in önemli bir ortak olduğunu, fakat tek ekonomik yönlendirici olmadığını ortaya koyar.

İsrail’in Azerbaycan’daki ekonomik varlığı da savunmanın ötesine uzanır. Azerbaycan Ekonomi Bakanlığının 26 Ocak 2026 tarihli “Strengthening economic partnership with Israel discussed” açıklamasına göre Bakü’deki iş forumuna iki ülkeden yüzü aşkın şirket temsilcisi katılmıştır. Su yönetimi, tarım, ilaç, teknoloji ve siber güvenlik öne çıkan alanlardır. Ancak toplantıya katılım yatırımın tamamlandığını göstermez. Kamuya açık proje açıklamalarından toplam İsrail yatırım stokunu hesaplamak da mümkün değildir. Sağlam değerlendirme, hangi projenin anlaşma, hangisinin uygulama aşamasında olduğunu ayırmalıdır.

İlişkinin hukuki dayanakları arasında tarım, standardizasyon, çifte vergilendirmenin önlenmesi ve ortak komisyon kurulmasına ilişkin 2016 belgeleri bulunmaktadır. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının 13 Aralık 2016 açıklaması bunları kaydeder. Ekonomi Bakanlığının 19 Nisan 2023 komisyon açıklamasında ise inovasyon bildirisi, Azersu–Mekorot su yönetimi mutabakatı ve SOCAR–Union Energy iş birliği yer alır. Bunlar ortaklığın kurumsallaştığını gösterir; fakat ticari sözleşme ve mutabakatlardan otomatik karşılıklı savunma yükümlülüğü çıkarılamaz.

İran’la komşuluk, ortaklığın en hassas tarafıdır. Alex Vatanka’nın Middle East Institute için yazdığı 2021 tarihli “Azerbaijan and Israel’s encirclement of Iran” analizi, Tahran’ın İsrail’in kuzey sınırına yaklaşmasını tehdit olarak gördüğünü anlatır. Kanishka Singh’in 16 Eylül 2026 tarihli Reuters haberi, Şubat 2026’da başlayan ABD–İsrail ve İran çatışmasının uzadığını bildirir. Böyle bir ortamda Bakü hem İsrail’le ilişkisini korumak hem de kendi topraklarının savaşa sürüklenmesini önlemek ister. Coğrafi yakınlık burada avantaj kadar risk de yaratır.

Haziran 2026’da İsrail birliklerinin Azerbaycan’da konuşlandığı ve İran’a karşı operasyon yürüttüğü iddiaları yeniden gündeme gelmiştir. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ayhan Hacızade, 5 Haziran 2026 açıklamasında bu iddiaları kesin biçimde reddetmiştir. Kamuya açık doğrulama bulunmadan bunları kesin bilgi olarak aktarmak doğru değildir. Öte yandan Federico Maccioni, Eman Abouhassira ve Timour Azhari’nin 24 Eylül 2026 Reuters haberi, İran kaynaklarına dayanarak Azerbaycan dahil bazı ülkelerde İran havayolu uçuşlarının ABD yaptırımları sonrasında durdurulduğunu bildirir. Bu örnek de Bakü’nün kararlarında İsrail’in yanında ABD baskısı ve uluslararası finansal ilişkilerin rol oynadığını gösterir.

Azerbaycan’ın Filistin tutumu da bağımsız tercih alanına işaret eder. Dışişleri Bakanlığının Ceyhun Bayramov’un 19 Ocak 2024 görüşmesine ilişkin açıklaması ve daha sonraki Gazze planı açıklaması, iki devletli çözüm desteğini yinelemektedir. Türkiye’yle yakın ilişkiler de Bakü’nün dikkate aldığı ayrı bir güvenlik ve diplomasi unsurudur. İsrail’le iş birliğinin sürmesi, Azerbaycan’ın İsrail’in bütün bölgesel tutumlarını benimsediği anlamına gelmez.

Azerbaycan–İsrail yakınlığının arkasında karşılıklı ihtiyaç ve çıkar vardır. İsrail Bakü’ye askerî teknoloji ve ekonomik fırsat sunarken Azerbaycan enerji, pazar ve diplomatik ilişki sağlar. Karabağ sonrasında barış ilerlerse ortaklık su, tarım ve yeniden inşa projelerine daha fazla yönelebilir. İran savaşı ve bölgesel gerilimler sürerse güvenlik boyutu ağır basabilir. Bakü açısından temel mesele, ortaklıktan yararlanırken tedarik bağımlılığını sınırlamak ve kendi karar alanını korumaktır.

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Etiketler: