Bir ürün satın alırken çoğu zaman önce fiyatına, markasına ve görüntüsüne bakıyoruz.
Peki o ürünün arkasında nasıl bir üretim hikâyesi olduğunu hiç düşünüyor muyuz?
Kim üretti? Nerede üretildi? Üretici emeğinin karşılığını alabildi mi? O üretim kültürü yarın da devam edecek mi?
Ben bu soruları, kooperatifçilik sürecinin içine girdikten sonra daha fazla düşünmeye başladım.
Çünkü sahada şunu gördüm:
Üretmek zor. Pazara ulaşmak zor. Güven oluşturmak ise daha da zor.
Yerel üretim sadece bir ürün değildir
Hatay’da üretilen her ürünün arkasında ayrı bir hikâye var. Salçasından zeytinyağına, zahterinden nar ekşisine kadar her ürünün arkasında yılların birikimi, emeği ve aileden aileye aktarılan bir üretim kültürü bulunuyor.
Hatay’ın geleneksel ürünleri aynı zamanda bu toprakların güçlü gastronomi kültürünün bir parçası.
Fakat bir ürünün geleneksel olması, tek başına geleceğini garanti etmiyor.
Üreticisinin emeğinin karşılığını alması, ürününü pazara ulaştırabilmesi ve tüketicinin güvenini kazanabilmesi gerekiyor.
İşte kooperatifleşme bu noktada önem kazanıyor.
Üretmek kadar pazara ulaşmak da önemli
Üretimin sürdürülebilir olması için ürünün tüketiciyle buluşması gerekiyor.
Bunun için kalite, mevzuata uygunluk, doğru fiyatlandırma, markalaşma, pazarlama ve satış kanallarının birlikte düşünülmesi gerekiyor.
Kooperatif kurmak da bütün sorunların kendiliğinden çözüldüğü anlamına gelmiyor.
İyi yönetim, planlı üretim ve sürdürülebilir bir satış sistemi gerekiyor.
Çünkü üretimin olması kadar, üretilenin tüketiciyle buluşması da önemli.
Güven neden önemli?
Tüketici, kooperatif ürününü alırken doğal olarak sorular soruyor:
“İçinde ne var?”
“Nasıl üretildi?”
“Güvenebilir miyim?”
“Denetleniyor mu?”
Bunu sahada ben de görüyorum.
İnsanlar bazen marketten aldıkları bir ürünün içeriğini bu kadar sorgulamazken, kooperatif ürününde daha fazla soru sorabiliyor.
Bence bu sorgulama kötü bir şey değil.
Tam tersine, üreticiyi daha şeffaf ve daha dikkatli olmaya teşvik ediyor.
Çünkü bir ürünün yalnızca köyde, evde veya geleneksel yöntemlerle üretilmiş olması tek başına güvenilirlik anlamına gelmez.
Güven; kayıt, şeffaflık, mevzuata uygunluk ve denetim mekanizmalarının oluşturduğu zeminde gelişiyor.
Gıda işletmelerinde zorunlu olan işletme karekodu uygulaması da tüketicinin işletme ve denetim bilgilerine ulaşabilmesini sağlıyor.
Kooperatifler açısından da yasal denetim mekanizmaları bulunuyor.
Yani güveni yalnızca “bize güvenin” diyerek oluşturamayız.
Güven, işimizi doğru yapmakla ve bunu şeffaf biçimde gösterebilmekle oluşuyor.
Yerel üretim, güçlü bir iç piyasanın parçasıdır
Bir yerel üreticiden ürün aldığımızda yalnızca bir gıda ürünü satın almıyoruz.
Üreticinin yeniden üretmesine, yerel ekonominin hareketlenmesine ve emeğin ekonomik değere dönüşmesine katkıda bulunuyoruz.
Kadınların üretime katılması ise bu sürece istihdam boyutunu da ekliyor.
Bu nedenle kooperatif ürünlerini desteklemek yalnızca “kadınlara destek olmak” şeklinde değerlendirilmemeli.
Mesele daha büyük:
Yerel üretimin devam etmesi, üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi ve ülke içinde oluşan ekonomik değerin güçlenmesi.
Hatay’dan somut bir örnek
Hatay’da bunun somut örneklerinden biri, Hatay Valiliği öncülüğünde hayata geçirilen HayatHatay Projesi.
Belen’de hizmete açılan HayatHatay Kadın Emeği Yöresel Ürünler Pazarı, kadın kooperatiflerinin ürünlerini daha görünür ve ulaşılabilir hale getiren önemli çalışmalardan biri.
Bu çalışma yalnızca ürünlerin satılacağı bir alan oluşturmakla sınırlı değil. Eğitimden ürün standardına, markalaşmadan pazarlama ve satışa kadar farklı alanlarda destek sağlanırken, ürünlerin depolanması ve sevkiyatı için oluşturulan lojistik merkez de üreticinin pazara ulaşmasını kolaylaştırıyor.
Bence burada önemli olan nokta şu:
Üreticiyi desteklemek yalnızca ürününü satın almak değil; üretimden pazara kadar uzanan zinciri güçlendirmek anlamına geliyor.
Geleneksel üretim geleceğe nasıl taşınacak?
Bugün annemizden, büyükannemizden öğrendiğimiz bir tarifin yarın da yaşamasını istiyorsak, o üretimin ekonomik olarak sürdürülebilir olması gerekiyor.
Üreten insan emeğinin karşılığını alabildiğinde üretmeye devam ediyor.
Üretim devam ettiğinde bilgi aktarılıyor.
Bilgi aktarıldığında gelenek yaşatılıyor.
Bu nedenle yerel üretimi desteklemek, aynı zamanda kültürel mirasın yaşamasına da katkı sağlıyor.
Tüketicinin temiz içerik ve helal gıda konusundaki hassasiyetleri de burada önem kazanıyor. Ancak bunların yalnızca söylem olarak kalmaması; şeffaf üretim ve mevzuata uygunlukla desteklenmesi gerekiyor.
Çünkü tüketici artık yalnızca “Geleneksel mi?” diye sormuyor.
“Güvenebilir miyim?” diye de soruyor.
Bir ürün satın alırken aslında neyi destekliyoruz?
Belki de kendimize bu soruyu daha sık sormalıyız.
Bir ürün satın aldığımızda sadece soframıza koyacağımız gıdayı seçmiyoruz.
Aynı zamanda bir üretim biçimine de katkıda bulunuyoruz.
Yerel üretime mi?
Kadın emeğine mi?
Geleneksel üretimin devamına mı?
Ülke içinde oluşan ekonomik değerin büyümesine mi?
İmkânımız olduğunda ürünün üreticisine, içeriğine ve üretim koşullarına bakmak da bilinçli tüketimin bir parçası olabilir.
Ben bugün kooperatif başkanı olarak şunu daha iyi görüyorum:
Üretmek yetmiyor. Pazara ulaşmak da yetmiyor. Güven kazanmak gerekiyor.
Çünkü yerel üretimin geleceği yalnızca üreticinin elinde değil; üretici, kooperatif ve tüketici arasında kurulacak güven ilişkisinde şekilleniyor.
Belki de güçlü bir iç piyasanın yolu, önce kendi üreticimizin emeğine sahip çıkmaktan geçiyor.
İsmihan Yılmaz/TİMETÜRK