Kadın girişimciliği konuşulurken çoğu zaman ilk akla gelen soru şu oluyor:
“Kadınlara ne kadar destek veriliyor?”
Oysa bence artık bunun yanına daha önemli bir soru eklemeliyiz:
“Verilen destek, kadının kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlayabiliyor mu?”
Son yıllarda kadın girişimcilere ve kadın kooperatiflerine yönelik desteklerin artmasını önemli ve değerli buluyorum. Çünkü bir girişimin ilk adımını atabilmesi için bazen finansmana, bazen ekipmana, bazen bilgiye ve rehberliğe ihtiyaç var.
Fakat bir girişimin kurulması ile sürdürülebilir hâle gelmesi aynı şey değil.
Bir proje başlar, destek alınır, gerekli ekipman temin edilir, eğitimler verilir ve hedefler gerçekleştirilir.
Peki sonra?
İşte asıl sınav burada başlıyor.
Çünkü girişimcilik yalnızca bir projenin başarıyla tamamlanmasından ibaret değil. Asıl başarı, proje tamamlandıktan sonra da üretmeye, gelir oluşturmaya ve büyümeye devam edebilmektir.
Bu nedenle kadın girişimciliğinde destek anlayışımızı yalnızca “başlangıç sermayesi” üzerinden değerlendirmememiz gerektiğine inanıyorum.
Kadına destek vermek elbette önemlidir. Ancak verilen desteğin, kadının zaman içinde kendi ekonomik gücünü oluşturmasına hizmet etmesi daha da önemlidir.
Bir makine verilebilir.
Bir eğitim düzenlenebilir.
Bir hibe sağlanabilir.
Ama kadın girişimcinin bunları kullanarak kendi iş modelini kurabilmesi ve zamanla desteğe ihtiyaç duymadan yoluna devam edebilmesi gerekir.
İşte burada kooperatifçilik açısından da önemli bir noktaya geliyoruz.
Kooperatifler yalnızca insanların bir araya geldiği yapılar değildir. Aynı zamanda ekonomik bir işletme mantığıyla hareket edebilmeleri gereken yapılardır.
Bu nedenle kadın kooperatiflerinin güçlenmesi için proje yazmayı bilmek kadar; planlama yapmayı, maliyet hesabını, fiyatlandırmayı, iş geliştirmeyi, markalaşmayı ve kurumsal bir yapı oluşturmayı bilmek de önem taşıyor.
Çünkü sürdürülebilirlik biraz da bugün yaptığımız işin yarın da devam edebilmesini sağlayacak sistemi kurmaktır.
Karbeyaz Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi olarak biz de bu yolculuğun henüz başındayız. Kendi imkânlarımızla ilerlerken şunu daha net görüyoruz:
Bir yapıyı kurmak başka, onu yaşatmak başka.
Bu nedenle destekleri yalnızca “Ne aldık?” üzerinden değil, “Aldığımız desteği nasıl kalıcı bir değere dönüştürebiliriz?” sorusuyla değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Belki de kadın girişimciliğinin başarısını ölçerken kullandığımız kriterleri de değiştirmeliyiz.
Kaç proje desteklendi?
Kaç makine verildi?
Kaç eğitim düzenlendi?
Bunlar elbette önemli.
Ama bunların yanında şunu da sormalıyız:
Kaç kadın girişimi üç yıl sonra hâlâ üretmeye devam ediyor?
Kaçı kendi gelirini oluşturuyor?
Kaçı yeni kadınlara istihdam sağlayabiliyor?
Kaçı aldığı desteği büyüyen bir işletmeye dönüştürebiliyor?
Bence gerçek başarı burada başlıyor.
Kadın girişimciliğini yalnızca desteklenen projelerin sayısıyla değil, ayakta kalan ve büyüyen girişimlerin sayısıyla konuştuğumuz gün çok daha güçlü bir noktaya gelmiş olacağız.
Çünkü bir kadına destek olmak, onun için bir kapı açmaktır.
Asıl mesele, o kapıdan geçtikten sonra kendi yolunu yürüyebilmesini sağlamaktır.
Kadın girişimciliğinde hedefimiz yalnızca daha fazla kadın girişimci oluşturmak değil; daha güçlü, daha bağımsız ve sürdürülebilir kadın girişimleri oluşturmak olmalı.
Çünkü sürdürülebilir olan bir girişim yalnızca kendisini değil, çevresindeki kadınları, aileleri ve bulunduğu bölgenin ekonomisini de güçlendirir.
Ve belki de en önemlisi şudur:
Destek bir başlangıç olabilir.
Ama sürdürülebilirlik, gerçek başarıdır.
İsmihan Yılmaz/TİMETÜRK