“Türk demokrasisi büyük bir sınavdan geçiyor!” dedikçe milletimiz hep sınavdan kalıyor, ders ve sınıfı geçmemiz için çalışılmıyor, tembel tembel oturuluyor, aylak aylak geziliyor. Olmuyor beyler, böyle olmuyor!...
Rüşvet, irtikap, yolsuzluk, gasp, kara para aklama, casusluk ve “Kent Uzlaşısı” üzerinden PKK’ya destek olmak suçlamalarıyla 19 Mart 2025 tarihinde göz altına alınıp tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İMAMOĞLU ve ardından gelen diğer tutuklu muhbir, itirafçı, kaçak ve kendisiyle iltisak – irtibatlı tüm “suç örgütleri” ne operasyonlar yapıldı. Emniyet – jandarma ve yargı eliyle yapılan bu operasyonlardan sonra bazı belediyelere kayyumların atanması ve bazılarına da belediye meclislerindeki üyelerden seçilen yeni başkan vekilleriyle birlikte devam ettirilen süreç aslında basit bir şekilde “yasal müdahale” ve mutlak butlan kararından sonra muhalefet partisine getirilen eski yönetimin parti içerisinde yapmaya çalıştığı “arınma” yla da açıklanmaz, açıklanmaması da gerekir.
Yaşanılanlar; muhalefete göre “iktidar ve elinde bulunan yargı vasıtasıyla hem demokrasiye bir müdahale, hem sandık sonuçlarına saygı duymama, hem gelecek seçimleri şimdiden dizayn etmeye çalışma ve hem de İMAMOĞLU ve etrafındaki kadroyu sindirme – yıldırma operasyonu” olarak görülse de iktidar kanadı bunun tam tersini düşünmekte ve “bu; ne bir parti içerisine müdahale, ne seçimleri dizayn etmeye çalışma, ne ana muhalefet partisine ayar verip gelecek seçimlerde CHP’nin alacağı oy oranına müdahale etme” düşüncesinde olmadıklarını ifade etmişlerdi. Kim ne derse desin aslında yargı ve diğer devlet erkleri sadece görevlerini yapmaktadır, “devlet olma” nın da olmazsa olmaz kurallarından biri de bu değil midir?!...
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN olmak üzere herkesin / her kesimin hem fikir olduğu konu; “Şikâyet /ihbar eden – ettiren - edilen, muhbir ve şahitler, tutuklanan – tutuklattıranların tamamı CHP’lilerdir.” gerçeğidir. Operasyon, görevden alma, görevden uzaklaştırma, kayyum atama ve sonunda mutlak butlan kararının çıkmasıyla birlikte aslında CHP kendi içerisindeki pislikleri – ifrazatı temizliyor, onların da deyimiyle “arınıyorlar”. Bu süreçte hem belediyeler, hem TBMM’de ve hem de demokrasimiz genelinde yaşanılanlardan yola çıkarak Cumhurbaşkanı ERDOĞAN ile Meclis Başkanı Numan KURTULMUŞ’tan beklenen destek – çaba veya çareler onlar adına “tükenmişliğe çözüm bulmak” olsa da bu bile yeterli gelmeyecektir. Başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere Meclis içi ve dışında olan tüm partiler kendilerine bir çeki düzen verseler de aslında demokrasi de sağlam zemine oturacak, bu tarz tartışma ve suni gündemlerden uzaklaşılacaktır, sadece biraz basiret – feraset – edep ve terbiye olsa!...
Gerçekten de öyle mi, bakalım;
Müteakip kereler yazdığımız yazılarda “dava ve ideolojileri temsil eden siyasi partilerin çizgilerinden sapmamasının gerekli, temsil ettikleri partili ve seçmenlerin üzdürülmemesinin elzem ve bu çerçevede kırgın – kızgın – küskünlerin gönüllerinin alınmasının farz olduğu” bunlar yapıldığı takdirde en kısa sürede beklenilen amaca / zafere ulaşılacağı idi. Bunu doğru kabul etmeyip “seçimi kazanalım da her türlü yolu meşru – mübah görürüz. Biz; gidişata değil, aldığımız oy oranına bakarız!” diye düşünen Millet İttifakı ve “benzemezler” den oluşan bileşenleri son birkaç seçimdir sürekli hata yapıyor, kendilerinden olmayanları kendilerindenmiş gibi lanse etmeye çalışıyor ve seçimler bittikten sonra da yanlarına aldıklarının çil yavrusu gibi dağıldıklarının farkına varıyorlar. (Açık bıraktığınız kümesten kaçanları ya çakallar ya da tilkiler yer) Aslında yola çıktıklarınızı unutup bunları yolda bulduklarınızla değiştirirseniz olacağı da budur.
“Dört eğilimi temsil edeceğiz!” diye dizayn edilen CHP’den ayrılanlar, eskiden CHP’li değildi ve kazandıktan sonra da CHP’li olmadılar, “oldu” gibi gösterildiler. İşte günün sonunda bir “sağ” dan, bir “sol” dan ve bir “orta” dan alınan adaylarla belediyelerin kazanılması, milletvekillerinin sayısının arttırılması, sonuçta amip gibi bir parçalanmayla içinizden farklı partilerin çıkmasına sebep olursunuz. İYİ Parti’den CHP’ye giden ve oradan da AK Parti’ye geçenler ya da geçmişi sürekli “sağ” la anılanlar sırf bir makama gelecekler diye “sol” a kayanlar, günün sonunda “dere akar akar kırk yılda bir eski yerini bulur!” misali gene “sağ” a dönüş yaparlar, “sağ” da da yer bulamayınca AK Parti’ye geçerler. Bunda da gocunacak bir şey yok. Çünkü herkes kendine yakışanı yapar, yapıyor!...
Defalarca yazdık, söyledik; “Demokrasisi, siyasi kurumları, devlet yapısı kurumsallaşmayan – profesyonel hâle gelmeyen devletler; sürekli olarak bir değişime – dizayna ihtiyaç duyar. Kadrolarla birlikte bu değişimi kimi eline yüzüne bulaştırır, kimi de “gelecek” adına altyapı hazırladığını zanneder. Bakanlık isimlerinin değiştirilmesi – sayılarının düşürülmesi, kurumların vesayet altına bırakılması, siyasi parti sayılarının çok olması ancak ve ancak bölünmüşlük ekmeğine yağ sürer, demokrasiye bir katkı sağlamaz. Eğer hedefe ulaşacağınız her yolu mübah görür meşru sayarsanız bulaştığınız her türlü suçun karşılığı olarak cezayı çekecek, “kurtarıcı” olarak da sandıklardan aldığınız oyları görmeyeceksiniz.
Şimdi gelelim “yargının siyasallaşması” na;
Yargıya müdahale ve yargının siyasallaşmasını en iyi bilenler; “solcular” dır, CHP’lilerdir, eski SHP ve DSP’lilerdir. Geçmişte ATATÜRK kisvesi altında karar veren yargı mercileri demokrasiyi ve onun nimetlerini tanımaz, sandıklardan çıkan sonuçlara saygı duymaz iken ve “iktidar olmak muktedir olmak değildir!” derken sesiniz çıkmıyordu, ne oldu şimdi?!... Ne zaman ki çuvaldızı size batmaya başladı şimdi mi aklınız başınıza geldi. Devletimizin en önemli erklerinden biri olan “yargı” görevini yapmak - “hak – hukuk – adalet” ve mevcut kanunlarla yola devam etmek ve siz de “etme bulma dünyasının sonuçları” nı yaşamak zorundasınız.
Demokrasinin kuralları ayrı yargının kuralları ayrı değildir. Bunları birbirinden farklıymış gibi göstermek, birinin diğerine müdahale ettiğini anlatmaya çalışmak hedef tahtasına oturtmaktan başka bir şey değildir. Bir ülke demokrat değilse, demokrasinin kurallarına göre oyunlar oynanmıyor ve o çok tenkit edip hakaret ettiğiniz “yargı” da buna müdahale ediyorsa günün sonunda bir gün sizin de adalete ihtiyacınız olacak ve bugün eleştirdikleriniz yarın karşınıza çıkacaktır. Etme – bulma dünyasının sonuçlarını sürekli bir şekilde yaşamak zorunda değilsiniz. Vatandaşa ve beklentilerine rağmen kararlar alamaz, suç işleyemezsiniz. Suç ve suçlu varsa cezası da vardır.
Sandıklardan oy aldınız diye ya da seçimi kazandınız diye her türlü naneyi yiyeceğiniz anlamına gelmez. Eğer sizin içinizden 13 yıl genel başkanlık yapmış biri çıkıp “partiyi hırsızlardan temizleyeceğim, arınma sürecine gireceğimi gerekirse ihraç edilecek olanları ihraç edeceğim!” diyorsa bunun kabahatlisi yargı değildir, kendinizsiniz. İşinize geldiği gibi konuşamaz, aldığınız oylara güvenemez, eğer bir hak ve hakkaniyet olacaksa önünüze getirilecek olan sandıklarda çıkacak sonuçlar sizin lehinize olursa işte o zaman “hak yerini buldu!” deriz. Şu anda bir algı yönetmek, troller üzerinden toplum mühendisliği dizayn etmek – yapmak gibi aksiyonlar sadece gündeminizi kurtarır, size ve yarınlara bir fayda sağlamaz, sağlamayacaktır.
Sandık, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Yargı da devletin yüceliğini koruyan önemli güçlerden biridir. İkisini karşı karşıya getirtmek kimseye bir fayda sağlamaz. Devlet varsa hepsi vardır, devlet yoksa hiçbiri yoktur. Herkes üzerine düşen görev ve sorumluluğuna göre hareket etmek zorundadır. Bu devlet, bu millet kolay badireler atlatmadı. Üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yerine getirirsek emin olunuz ki habis bir ur gibi partilerin / kurumların içerisine yuva yapan meczup – hırsız- yolsuz ve düzenbazlar bir gün son bulacak ve herkes hak ettiğine kavuşmuş olacaktır. Bu karanlık günler geçecek aydınlık günlere kavuşacağız, bu o kadar da zor değil, şairin de dediği gibi “belki yarın, belki yarından da yakın!” dır!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK