Demokrasi sınavından bir türlü geçemeyen, kendinden beklenilen başarıyı gösteremeyen Türk halkı artık seçim ve sandıklardan da bahsetmek istemiyor ve bir o kadar da partilere güvenmiyor. Kolay mı: Birine oy veriyorsunuz, o da; ya davulcuya kaçıyor ya da zurnacıya!...
07 Haziran 2026 tarihinde Tokat, Gümüşhane ve Nevşehir’deki 6 beldede yapılan belediye başkanlığı seçimlerine 41 parti katılmış ve bunlardan 4’ünü AK Parti, 1’ini MHP ve 1’ini de CHP kazanmıştı. Beldelerdeki seçimleri 3 parti kazanmış olsa bile bu sonuçları gelecekte yapılacak olan “yerel” ve “genel” seçimlerin bir provası olarak görmek ve seçimleri bunun üzerinden kurgulamak – değerlendirmek bizce çok büyük bir yanlış olur ve peşinen de kaybetmiş olursunuz.
Seçimlere 41 partiyle giriyor ve 3 parti kazanıyorsa, bu; binlerce taraftarın girdiği stadyumda 3 - 5 kişinin tezahüratına / bağırmasına benzer. Gerçekten de bu kadar parti neden var, bunlar ne işe yarar, Türkiye’nin parası bu kadar değersiz mi ya da çok mu, hazineden bu partilere yardım edilmese bunlar ayakta kalabilir mi veya varlıklarına devam ederler mi, vesaire, vesaire…
Devam edelim;
Çok partili hayata geçtiğimiz 1946 yılından bu yana 80 yıl geçti. Bu 80 yıllık süreç içerisinde; her önüne gelen parti kurdu – parti kapattı, vesayet ve darbe şakşakçıları hukuk bahanesiyle birçoğunu cezalandırarak bilinçli bir şekilde kapısına kilit vurdu ama her ne hikmetse parti kurma – yeni parti açma aşkı bir türlü bitmedi, bitirilmedi ve depreşerek devam etti. Bunlar sürüsüne bereket bir şekilde bugüne kadar geldiler.
Bizdeki siyaset;
Sağ, sol, merkeziyetçi ve bir de adlarına “dört eğilim” denilen bunların karışımı olan partiler üzerinden yapıldı, yapılıyor. Kimi Atatürkçü (CHP ve diğerleri), kimi faşist (ırkçılık üzerinden MHP ve diğerleri), kimi gerici (Millî Görüş çizgisinde olan ve son temsilciliğini yapan Saadet Partisi ve ona eklenen Yeniden Refah Partisi), kimi terörist (etnik siyaset (Kürtçülük) üzerinden son temsilcisi DEM Parti), kimi komünist (Vatan Partisi ve diğer fraksiyon – marjinal gruplar), kimi “batıcı” - “Amerikancı” ve kimi de değişik adlarla birbirlerini yaftalamış / suçlamış olsalar da aslında bunlar bir masa etrafında toplandıkları zaman birinin diğerine karşı hiçbir farkının olmadığını görür ve BBP Lideri rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU’nun “Meclis kürsüsüne çıkıp birbirine atıp tutan, hakaret eden vekillerin daha sonra Meclis lokantasında karşılıklı güle oynaya yemek yediğini görseydiniz; yakın dostlarınızla asla siyaset için tartışmalara girmez, kalplerinizi kırmazdınız.” demesi gibi şaşırırsınız. Bu çerçeveden baktığımız zaman “filler tepişir, karıncalar ezilir!” gerçeğine de şahitlik etmiş olursunuz.
Ülkemiz partiden geçilmiyor. Kuruluş macerası – geliş şekilleri - aşamaları, girdikleri seçimlerde aldıkları oy oranları ve kaybettirdikleri zamanlar, siyaseti “bölünmüş” hâle getirip herkesin amacının hazine pastası üzerinden bir dilim kopartabilmek ve partiler üzerinden kendilerine bir itibar – saygınlık kazandırmak gibi “ortak dertler” i (!) olan bu partiler de zamanla kaybolup gidiyor ve ait olacakları “siyasi partiler çöplüğü” ne gömülüyorlar. İlaç – kurtarıcı niyetleriyle gelip kendilerine bile bir faydası olmaması ve geçmişin de iyi bir şekilde tecrübe edilmesi parti kurmanın faydasızlığını ortaya koymaktadır.
Sayıları 160’ı bulan partiler ile “çözüm” bahanesiyle yeni kurulacak olan partilerin demokrasiye bir şey kazandırmayacağını görmek adına bir an önce bunları yapmamız gerekir;
1 – Aynı dava, görüş, ideoloji ve çizgide olanlar ile parti tüzük – yönetmelik ve programları birbirlerine yakın olanlar tek parti çatısı altında birleşmelidir. Parçalı siyaset, verim getirmez ve oyları bölmekten başka da bir işe yaramaz.
2 – “Ana gövde” den ayrılanlar parti kurdukları zaman girdikleri ilk iki seçimi kaybediyorsa parti kapatılarak bunların tüm varlıkları ya geldikleri siyasi partilere veyahut da hazineye aktarılmalıdır.
3 – Parti lider, genel başkan ve kurucuları gibi belirleyici aktörler hesap verebilir olmalı, parti harcamaları – bağışlar ve hazineden alınan yardımların nerelere harcandıkları konusu şeffaf bir şekilde hukukî ve malî olarak denetlenmeli, suç unsurları oluştuğu zaman yönetimdeki tüm etkili – yetkili kişilerin mal varlıklarına el konulmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde parti kasasını boşaltanlara mükafat verilmiş olur.
4 - Blok şeklinde tek çatı altında parti birleşmeleri olduktan sonra seçim barajı kademeli olarak %5’e kadar düşürülmeli hem genel ve hem de yerel oranlar belirlenmelidir. Belediye ile özel idare meclis üyeleri, belediye başkan ve milletvekili adayları “ön seçim” le belirlenmeli, genel merkez “yerel” e adaylar üzerinden baskı yapmamalıdır.
5 – Siyasi Partiler Kanunu (SPK); sil baştan değiştirilmeli, çağın ihtiyaçlarına ve “başkanlık sistemi” ne göre yeniden güncellenmelidir.
6 - Kendi şahsi ikbalini düşünüp farklı partilere geçenlere siyasi yasaklar getirilmeli, siyasetin kaygan zemininde ideolojik kaypaklık ve yavşaklıklara izin verilmemelidir. Hatta bu kadar ileriye götürülmeli ki fırıldaklık, kanun zoruyla yasaklanmalıdır.
7 – Seçimlere girdikleri partilerden kazanan meclis üyeleri, belediye başkanları ve milletvekilleri gibi “seçilmişler”, istifa ettikleri takdirde bunların bir sonraki seçime kadar başka partiye geçmeleri engellenmelidir. Her şeye rağmen istifa edenlerin “bağımsız” olarak kalmaları gerekir. Böylelikle onlara oy veren seçmenlerin de hem partilerine karşı cephe almamalarının önüne geçilmiş olur ve hem de verdikleri oylardan pişmanlık duymazlar. Bu durum, SPK’da yapılacak bir değişiklikle “garanti” altına alınmış olur.
8 – Para, bakanlık, komisyon üyelikleri ya da değişik aparatlarla kendi partisinden başka partiye geçenlerin kirli ilişki ağları deşifre edilmelidir. Partisini Meclis dışına bırakan parti yöneticilerinin farklı parti kurmalarının da önüne geçilmelidir.
9 – Seçim öncesi yapılan ittifaklarla birlikte seçim sonrasında yaşanılan başarısızlıklarla partide meydana gelecek olan maddi – manevi kayıpların önüne geçilebilmesi için buna sebep olanlar hesap vermeli ve partiden ihraç edilmelidir.
10 – Ana muhalefette olup sonraki seçimlerde de yine kazanamayan – iktidar olamayan partilerin hazineden alacakları yardımlar peyderpey düşürülmeli ve sonrasında da tamamen iptal edilmelidir.
Bir yerden başlamak gerekir, değil mi?!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK