$

Dolar

46,4454

Euro

53,2802

£

Sterlin

61,3998

Frank

57,7464

Gram Altın

6.276,8800

Bitcoin

2.914.693

$

Dolar

46,4454

Euro

53,2802

£

Sterlin

61,3998

Frank

57,7464

Gram Altın

6.276,8800

Bitcoin

2.914.693

Makale 19.06.2026 6 dk okuma

Yapısal değişimden önce zihniyet değişimi

Paylaş:

Allah’ın yarattığı nizam ve intizama ayar – şekil vereceği ve değiştireceğini zanneden bazı aklı evveller günün sonunda beyhude bir çabanın içerisinde olduklarını anlarlar.

Neden mi;

Dünya; tüm canlı ve cansız varlıklar için yaratılmış ve insanların istifadesine sunulmuştur. Ancak düzgün ve güzel yaratıldığı halde hem açgözlü bir yaratık ve hem de yaşadığı yeri bozmak için kendinden başkasını tanımayan bir mahlukat haline gelen insanoğlu kendini “dünyanın efendisi” yerine koymaktan da vazgeçmemiştir. Oturduğu dalı kesmekten ve yere düştükten sonra oyuncağı elinden alınan çocuk gibi ağlamaktan vazgeçmeyen bu canlı türü dünyayı yaşanılmaz bir hâle getirmiştir.

Yaratıldığı günden bu güne mağara – çadır – baraka – kerpiç - kargır – betonarme yapı ve zaman geçtikçe “barınma” tipleri değişse de sonrasında mezra – mahalle - köy – belde – ilçe – il ve akabinde de ülke şeklinde idari yapıya doğru giden “yönetimler”, altyapı – doğalgaz – su – enerji – yakacak – eğitim – sağlık – dinî tesis alanları inşa etmek, kültürel alanlar – pazar yerleri - alışveriş merkezleri – sanatsal yapılar ve insanın ihtiyacı olan ne varsa bunların hemen hemen hepsi hem varlık ve hem de yok oluş yapılarıdır.

Kendi ihtiyacı için her yapıya imzasını atan insanoğlu, içindeki nefsi şeytanlığa dönüştürüp işi teknikten ziyade ticarete döker ve daha çok kazanma hırsı gözünü bürüyünce sonunda kendi ektiğini biçiyor ve deprem – sel – yangın – erozyon gibi doğa ama doğal olmayan sonuçlarla yüzleşmiş oluyor. Hani demiştik ya; Düzgün ve güzel yaratıldığın halde fabrika ayarlarını neden bozuyorsun?!...

Din – kültür gibi manevi değerler, insanı; ahlâken olgunlaştıran ve kalabalıklar içerisinde belirgin hâle gelmesini sağlayan, insanı “insan” yapan “olmazsa olmaz değerler” dir. Bunlar yoksa meslek – diploma – koltuk – makam - mevki ve geçinmeye endeksli somut aparatlar sizi sadece maddi anlamda rahatlatır, yaşamanızı kolaylaştırır. Bunların yanı sıra manevi değerlerden yoksunsanız içinizde sürekli bir şüphe – huzursuzluk – mutsuzluk duyguları yeşermeye ve bunlar da bir müddet sonra kronikleşmeye başlar. İşte zihniyetlerin bozuk olması ve tamir edilmemesinin nedeni; manevi değerlerin ya eksik ya da hiç yaşanmamasından kaynaklanıyor.  

Ülkemizde ticaret, siyaset, yargı, din ve toplumsal bozulmaların – yozlaşmaların ana nedeni; ahlâk ve zihniyet alanlarında meydana gelen ve yapanın yanına kâr bırakılan, herkesin ve her kesimin rahatsız olduğu manevi çözülmelerdir.

Şöhret (son zamanlardaki moda tabirle “fenomen” liğin), para, lüks yaşantının ağır bastığı ve taraftar bulduğu maddiyatın açtığı yaralar, hayatımızın her alanında meydana gelen ve her gün sosyal – sanal ve görsel medyanın tamamında gördüklerimiz “nereye doğru gidiyoruz?” sorusunu tekrarlamaktan başka bir şeye yaramaz, yaramıyor. Bu soruyu sürekli tekrarlamak ve içten içe şikâyet halini korumak, ne bir çözüm sağlar ve ne de yapanın umurunda olur. “Gelecek” adına endişe duymaz ve çözüm bulmazsak, gidişat hayra alamet değildir.

“Adaletin bir gün herkese lazım olacağı” nın dillendirildiği günümüzde aslında adaletten önce ahlâk lazım ve ekmek – su gibi de gereklidir, ihtiyaçtır. Eğer ahlâk yoksa adalet de – maneviyat da olmaz, olmayacaktır. Dinimizin “ahlâk – adalet dini” olduğunu ama bu dinin kullarında ahlâk olmadığı zaman hayatın ve geleceğimizin temeli bozuk olur ve dolayısıyla yapı da yıkılır. Yıkılan yapıları seyretmemizin sebebi de budur, kabahati başkalarında aramayın!...

Yapısal değişime “aile” den başlamanın gerekliliğini defalarca yazdık, söyledik ama bir arpa boyu yol da alınmadı. Bu saatten sonra yapılacak olanlar;

Kuşak farkını kuşak çatışmasına çevirmemek adına cep telefonu – laptop – Ipad – Ipod adları neyse elektronik ve internet erişimli cihazları bir sepete toplayıp evin en ücra köşesine bırakarak      çoluk – çocuk, genç – yaşlı tüm ebeveynler eskiden olduğu gibi sohbet – muhabbet ortamlarında toplanmalıdır,

Hasta – yaşlı ve uzakta olanlar ziyaret edilmeli, “baba – dede dostları” yâd edilmeli, mezarlarımız sadece bayram ya da dini günlerde değil her zaman ziyaret edilmelidir,

Dinimizin kitabı Kur’an – ı Kerim’den ayetler ile peygamberimizin hayatını anlatan kitaplar ve hadis – i şerifler okunarak bunlar güncel yaşamla kıyaslanmalı, her gün bir gazete – dergi ve kitap da okunmalı ve bunlar üzerinden sohbetler edilmelidir,

Sığ – basit ve zaman harcamaya değmeyen konularla ilgili tartışmalar yapılmamalı, bunların yerine daha faydalı ve daha kalıcı konular seçilerek farklı görüşler de dinlenilmeli, “sen çocuksun, sen anlamazsın!” gibi üstten bakan sözler ve ayrıştırıcı cümleler telaffuz edilmemelidir,

“Gelecek” adına seçilecek mesleklerden ziyade manevi değerlerin daha önemli ve el üstünde tutulmasının gerekli olduğu diğer bir taraftan da en az bir yabancı dil ile teknolojik imkanların (bilhassa yazılım programları ile yapay zekayı) rahat bir şekilde kullanılmasının anlatılması,

Beyni bulandıran, zihinleri esaret altına alan – neslimizi robota çeviren sanal bahis – kumar ve oyunları “otokontrol” altına alarak çocuk ve gençleri ekranlardan – cep telefonlarından ve internetten uzak tutmalı,

Bunlara benzer tüm tedbirlerin alınması, değerlerin öğretilmesi ve zihniyet çürüten etkenlerin ortadan kaldırılması gerekir. Aksi takdirde geleceğimiz “gelecek” olmaktan çıkacaktır, vesselam!...

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Etiketler: