Tarih; delilik ve zırdelilik arasında gidip gelen, tımarhaneye tıkanması gereken lider veya lider görünümlü bunakların, sonu hüsranla biten kararlarıyla doludur. Bu bile, başlı başına bazı millet – devlet ve medeniyetlerin; sonunu hazırlayan önemli göstergelerden biri olmuş, isimleri mezar taşından silinen ölüler gibi bunlar da tarih çöplüğünde gömülüp gitmişlerdir.
Güçlü devlet ve milletler; kurumsallaşmış sistemleri sayesinde ayakta kalmayı başarabilmiş, basiretli – ferasetli dış politika, sonuçları önceden kestirilebilen iç ve dış olayları yatıştırmada gösterdikleri tedbir ve temkin sayesinde de geleceklerini şekillendirebilmişlerdir. İşte bu noktada “devlet adamlığı” ve “liderlik” in önemi ortaya çıkmakta, kahvehane muhabbetleri – sokak ağızlarıyla devlet yönetmenin mümkün olmadığı / olmayacağı gerçeği de gün gibi kendini belli etmektedir.
“Devlet adamı – lider” demek, sinema – film ve dizilerde boy gösteren aktris / artist demek olmadığı gibi devlet idaresi de senaryo değildir. “Duruş”; başlı başına fizikî bir özellik ya da “karizma” olmamakla beraber aslında donanımın (bilgi – birikim – tecrübe ve kariyerin) en büyük göstergesi, “iç” in “dış” a yansımasıdır yoksa birçok hayvanda da boy – pos - endam vardır. Birçok devlet, kurum, kuruluş veya platform bu konuda ciddi sıkıntılar yaşamakta ve insanlar dış görünüşe göre yaftalanmaktadır. En büyük gaflet ve dalalet de budur!...
Anlık bir sinir veya önü kestirilemeyen deli cesaretiyle girişilen her türlü hamle, ortaya konulan zaaf – kırılan pot ve yapılan gaflar; hem temsil eden devlet adamı – liderlerin ve hem de devletlerin başına ciddi manada sıkıntılar açabileceği gibi bu tür davranışlar, kendi devlet – millet ve medeniyetlerinizin sonunu hazırlayabilir. “Akıllı düşünene kadar deli köprüyü kırk kere geçer!” misali, düşünmeden – tartmadan – basiret / feraset duygularıyla hareket etmeden atılacak her bir adım sıkıntı olabileceği gibi böyle hamlelerin sonu da hüsranla bitecektir.
Liderlik; doğuştan kazanılan Allah vergisi bir yetenek olmakla beraber eğer bu özelliğinizi tecrübe – bilgi – birikim – edep - adap – terbiye gibi özelliklerle donatmaz ve aynı zamanda da bildiklerinizi güncel gelişmelerle pekiştirmez ve “dediğim dedik, çaldığım düdük!” havasında olup dik başlılığınızı alışkanlık haline getirirseniz, günün sonunda; “lider” değil, “kibir abidesi” olduğunuz ortaya çıkar ve iki dünyanızı da berbat etmiş olursunuz.
Ülkemiz siyasetine lider ve parti genel başkanları yön vermektedir. Lider olanlar, partilerini iktidara taşıyıp buna süreklilik arz etme derdinde olurlarken parti genel başkanları da kemikleşmiş oylarının peşine düşer ve koltuklarını korumanın derdine girerler.
Derdi; din, devlet, vatan ve millet olmayanların hali ortada iken “sağ siyaset” in içerisinde bulunanlar da ne yazık ki iktidardaki sürelerini koruyamamanın veya en fazla iki dönem sonrasında muhalefete düşmenin sıkıntısını yaşıyorlar. Bunun en büyük sebebi, liderlerin; “lider yetiştirmeme” konusundaki anlamsız ısrarlarıdır. Halbuki bu konudaki açıklıklar kapanmış olsa ne bu kadar parti olur, ne sağ siyaset – partiler bu kadar parçalanmış ve ne de sürekli olarak seçim kazanamama endişesini taşımamış oluruz.
Liderlikle ve bilhassa sağ siyasetle ilgili sıkıntılarımızdan biri de hiç şüphesiz ki ölene kadar koltuklarda oturmadaki ısrarlardır. Seçme yaşına sınırın konulup seçilme yaşının ucu açık bir şekilde açıkta bırakılması ve hatta mezara kadar sürdürülmesini de anlayabilmiş değilim. Sağlıklı karar verebilme ve tadında bırakabilmek için siyasetteki üst yaş (seçilme) sınırının 65 de sabit tutulması gerekir. (AK Parti’nin başlattığı ama sonrasında terk ettiği “üç dönem kuralı” bence çok iyi bir uygulamaydı.) Basit bir tapu ya da alım satım işlemlerinde 65 yaş ve üstündeyseniz akıl sağlığınızın yerinde olup olmadığıyla ilgili sizden “heyet raporu” isteniyorsa devlet yönetimine getirilen siyasiler için neden bu kural uygulanmaz yoksa devletimizin yönetimi tapu işlemlerinden daha mı değersizdir?!...
Ülkemiz zor bir süreçten geçiyor;
Savunma sanayiyle ilgili göz dolduran gelişme ve düşman çatlatırcasına yapılan ihracatlar, oyuncağı elinden alınan çocuklar gibi ağlayıp zırlayan silah lobilerinin etrafımızı çakallar – aç kurtlar gibi kuşatmaya çalışmaları,
Yukarıda bir türlü bitmek bilmeyen ve bitirilmesi de bilinçli bir şekilde istenmeyen Ukrayna – Rusya savaşı, aşağılarda zalim – vampir – terörist devlet İsrail’in Filistin – Suriye ve Lübnan’da yaptığı katliamlar ile ABD – İsrail ve İran Savaşı ve Türkiye’nin de bu savaşa dahil edilmek istenmesi,
Üçlü (Türkiye – Azerbaycan – Ermenistan) ilişkilerin dostane seviyeye getirilmek istenmesi ve bir türlü ispat edilemeyen Ermeni meselesi iddialarını tarih çöplüğüne gömüp “komşuluk” ilişkilerinin pekiştirilmesi - Karabağ’ın esas sahibi olan Azerbaycan’a iade edilmesi ve bunlar karşısında kuduran Ermeni diasporasının 2018’den bu yana ülkesini yöneten Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı (07 Haziran 2026’da yapılan son seçimler de yaklaşık % 50 oy alarak seçimleri tekrar kazanması) bir türlü düşürememesi ve başarısızlıkla sonuçlandırdıkları darbe girişimleri (Paşinyan düşmüş olursa tüm doğalgaz ve petrol boru hatlarının geçişi ile Turan Yolu (eski İpekyolu) Projesi rafa kaldırılmış olacak ve bu defter bir daha açılmamak üzere kapanmış olacaktır),
Yunanistan ve GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) topraklarının ABD ve İsrail tarafından “silah deposu” haline getirilmesi, Batı Trakya ve Adalar’ın silah – mühimmat ve askeri personellerle konuşlandırılması,
Mavi Vatan sınırları içerisinde petrol ve doğalgaz sondaj çalışmalarının sabote edilmeye çalışılması ve bu yolla ülkemizin köşeye sıkıştırılmak istenmesi,
Uzay, siber yazılım ve yapay zekâ teknolojileri üzerinden yapılan yatırımların sekteye uğratılmak istenmesi ve sürekli bir şekilde siber saldırıların – korsan yazılımcıların Türkiye’ye karşı akıl almaz hamleleri ve uluslararası şirketlerin ülkemizde “temsilcilik” açmayıp vergi vermemek ve yasal zorunlukları yerine getirmek istememeleri,
İç siyasetin, muhalefet ve bilhassa CHP içerisinde meydana gelen oyunlar üzerinden bu partinin dizayn edilmek istenmesi, suni gündemlerle Türkiye’nin erken seçime girmeye zorlanması,
vesaire, vesaire…
Gelecek yüzyılın devlet adamları nasıl yetişecek, alacakları terbiye devleti ne kadar temsil edecek ya da edebilecek mi, devletimizi zora düşürecek gaf – zaaf ve pot kırmalar gibi devlet adamlığına ve lidere yakışmayacak özellikler sergilenecek mi gibi hususlara dikkat edilmesi gerekir.
Hariciye, dahiliye, mülkiye, yargı, diplomat, teknokrat, bürokrat, siyaset alanlarında daha çok dikkat etmemiz ve bu alanlarda “adam gibi adam” yetiştirmemiz lazım yoksa gidişat pek de hayra alamet değildir, bilin istiyorum!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK