Yaklaşık iki yıldır yapay zekâ denildiğinde aklımıza ilk olarak NVIDIA geliyor. Ardından GPU’lar, büyük dil modelleri ve milyarlarca dolarlık yatırımlar…
Fakat bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinin gündeminde bambaşka bir konu var.
Elektrik.
Çünkü artık yapay zekânın önündeki en büyük engel daha güçlü algoritmalar geliştirmek değil, o algoritmaları çalıştırabilecek enerjiyi bulabilmek.
Dünyanın en büyük teknoloji şirketleri milyarlarca doları artık yalnızca yapay zekâ modellerine değil; veri merkezlerine, enerji altyapısına, elektrik iletim hatlarına ve soğutma sistemlerine yatırıyor. Bunun nedeni oldukça basit: Yapay zekâ geliştikçe hesaplama ihtiyacı katlanarak artıyor ve bu ihtiyacı karşılayacak enerji altyapısı birçok bölgede sınırlarına dayanıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) verilerine göre veri merkezleri bugün dünyadaki toplam elektrik tüketiminin yaklaşık 415 teravatsaatini (TWh)kullanıyor. Bu, küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ine karşılık geliyor. Daha dikkat çekici olan ise son beş yılda bu tüketimin yıllık ortalama %12 büyümesi.
Gartner ise yalnızca 2026 yılında veri merkezlerinin güç talebinin %27 artarak 104 GW seviyesinden 132 GW’a çıkacağını, 2030’a gelindiğinde ise 290 GW seviyesine ulaşacağını öngörüyor. Bu artışın temel nedeni üretken yapay zekâ uygulamaları.
Bir başka ifadeyle…
Sorun artık çip üretmek değil.
O çipleri gece gündüz çalıştıracak elektriği üretebilmek.
Bu nedenle bugün ABD’nin bazı eyaletlerinde veri merkezleri yeni elektrik santralleri kadar stratejik yatırımlar olarak değerlendiriliyor. Virginia’da düzenleyici kurumlar, yapay zekâ veri merkezlerinin ihtiyaç duyduğu elektrik altyapısının maliyetini doğrudan bu şirketlerin üstlenmesine karar verdi. Çünkü artan enerji talebinin vatandaşın elektrik faturasına yansıması istenmiyor.
Benzer tartışmalar yalnızca Virginia ile sınırlı değil.
New York, büyük ölçekli yeni veri merkezlerine geçici moratoryum uygularken; Teksas’ta elektrik şebekesi üzerindeki baskı nedeniyle yeni bağlantılar yeniden değerlendiriliyor. Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, enerji bakanlıklarının ve şebeke işletmecilerinin de gündeminde.
Bu gelişmeler bize önemli bir gerçeği gösteriyor.
Yapay zekâ yarışı aslında sessizce bir enerji yarışına dönüşüyor.
Önümüzdeki dönemde ülkeler yalnızca daha iyi mühendis yetiştirmek için değil; daha fazla elektrik üretmek, daha güçlü iletim altyapısı kurmak, daha verimli soğutma teknolojileri geliştirmek ve yeni nesil veri merkezleri inşa etmek için de rekabet edecek.
Peki Türkiye bu tablonun neresinde?
Biz hâlâ ağırlıklı olarak “hangi yapay zekâ modelini geliştireceğiz?” sorusunu tartışıyoruz.
Oysa artık şu soruları da sormamız gerekiyor:
- Veri merkezi yatırımlarında bölgesel bir üs olabilir miyiz?
- Yenilenebilir enerji kapasitemiz bu büyümeyi destekleyebilir mi?
- Enerji depolama teknolojilerine yeterince yatırım yapıyor muyuz?
- Elektrik şebekemiz yüksek yoğunluklu yapay zekâ altyapılarını taşıyabilecek şekilde planlanıyor mu?
Çünkü geleceğin dijital ekonomisinde rekabet yalnızca yazılım ihracatıyla kazanılmayacak.
Enerjisini yöneten, verisini işleyen ve hesaplama altyapısını kurabilen ülkeler öne çıkacak.
Dün dijital ekonominin en stratejik varlığı veriydi.
Bugün ise o veriyi işleyebilecek elektrik.
Yapay zekâ çağında artık yalnızca teknoloji politikaları değil, enerji politikaları da rekabet avantajının belirleyicisi hâline geliyor.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda yapay zekâ yarışının kazananlarını sadece yazılımcılar değil; enerji mühendisleri, şebeke planlamacıları ve altyapı yatırımcıları da belirleyecek.
Ahmet Kerim Nalbant/TİMETÜRK