Yapay Zekânın Görünmeyen EkonomisiYapay zekâ denildiğinde bugün akla doğal olarak birkaç büyük şirket geliyor. OpenAI, Nvidia, Google, Microsoft… Girişimciler yeni uygulamaların peşinde, yatırımcılar ise bu dalganın içinden çıkacak yeni büyük şirketleri arıyor.
Ancak ben yapay zekâ ekonomisine biraz daha geniş açıdan bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü yapay zekâ her ne kadar dijital bir teknoloji olsa da onu ayakta tutan ekonomi oldukça fiziksel. Bir modelin çalışması için yalnızca yazılım ve işlemci yeterli değil. Elektrik gerekiyor, veri merkezi gerekiyor, soğutma sistemi gerekiyor. Trafo, jeneratör, kablo, fiber altyapı, güvenlik, yangın sistemleri, çelik konstrüksiyon ve ciddi bir mühendislik kapasitesi gerekiyor.
Aslında bugün yapay zekânın etrafında oluşan büyük ekonomik hareketin önemli bir kısmı tam da bu alanlarda yaşanıyor.
Reuters’ın ABD’deki veri merkezi yatırımlarını ele alan yakın tarihli analizinde bu dönüşüm oldukça net görülüyor. Jeneratör üreticilerinden soğutma şirketlerine, kablo üreticilerinden çelik ve prefabrik yapı firmalarına kadar çok sayıda geleneksel sanayi şirketi veri merkezi yatırımlarından ciddi pay almaya başladı. Örneğin Generac’ın veri merkezlerine yönelik ticari jeneratör kapasitesini artırmak için 250 milyon dolarlık yatırım yaptığı ve bu alandaki sipariş birikiminin 1,6 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor.
Bu tablo bana teknoloji dünyasında sık kullanılan eski bir benzetmeyi hatırlatıyor. Altına hücum dönemlerinde herkes altının peşinden koşarken, bazıları kazma ve kürek satarak daha kalıcı işler kurdu.
Bugünün kazması ve küreği ise veri merkezi altyapısı olabilir.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın tahminleri de bunun nedenini açık biçimde gösteriyor. Veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2025’te yaklaşık 485 TWh seviyesinden 2030’da yaklaşık 950 TWh’ye çıkması bekleniyor. AI odaklı veri merkezlerinin elektrik tüketiminin ise aynı dönemde yaklaşık üç katına ulaşacağı öngörülüyor.
Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca yazılım sektörü üzerinden okumak bana eksik geliyor.
Yapay zekâ aynı zamanda enerji yatırımı demek. Şebeke yatırımı demek. Soğutma teknolojileri, inşaat, elektrik-elektronik ekipmanları ve yeni nesil veri merkezi mimarileri demek.
Burada yatırımcı açısından da önemli bir bakış farkı ortaya çıkıyor.
Herkes “Bir sonraki büyük yapay zekâ şirketi hangisi olacak?” sorusunu soruyor. Elbette bu önemli bir soru. Ama belki en az onun kadar değerli bir başka soru daha var:
Yapay zekâ büyüdükçe hangi ürün ve hizmetlere olan ihtiyaç kaçınılmaz biçimde artacak?
Bence asıl fırsat alanlarından biri burada.
Türkiye açısından baktığımızda konu daha da ilginç hale geliyor.
Küresel yapay zekâ yarışında ekonomik değer üretmenin tek yolu yeni bir OpenAI ya da Nvidia çıkarmak değil. Yapay zekânın büyüttüğü tedarik zincirinde güçlü bir oyuncu olmak da son derece değerli.
Türkiye’nin kablo, jeneratör, güç elektroniği, trafo, otomasyon, iklimlendirme, çelik konstrüksiyon ve EPC tarafında ciddi bir üretim kabiliyeti bulunuyor. Bunların her biri birkaç yıl önce birbirinden bağımsız sanayi alanları gibi görünüyordu. Bugün ise aynı değer zincirinin parçaları haline gelmeye başlıyor.
Avrupa’daki yeni veri merkezi yatırımlarının büyük şehirlerin dışına doğru kayması da bu dönüşümü destekliyor. Enerjiye, araziye ve şebeke bağlantısına erişimin daha kolay olduğu ikincil lokasyonlar giderek daha fazla önem kazanıyor. Reuters’ın aktardığı verilere göre 2026-2028 döneminde Avrupa’da kurulacak yeni hyperscale veri merkezlerinin büyük şehir merkezlerine ortalama uzaklığının 175 kilometreye ulaşması bekleniyor.
Bu da veri merkezi meselesini yalnızca teknoloji sektörünün değil, aynı zamanda sanayi ve bölgesel kalkınma politikasının konusu haline getiriyor.
Son dönemde şirketlerde ve girişimlerde sık gördüğüm bir refleks var: herkes iş modelinin bir yerine mutlaka “AI” eklemeye çalışıyor.
Oysa her şirketin yapay zekâ şirketi olması gerekmiyor.
Bazen daha doğru strateji, yapay zekâ şirketlerinin vazgeçemeyeceği şirket olmak.
Bir kablo üreticisinin yapması gereken yeni bir chatbot geliştirmek olmayabilir. Bir enerji şirketinin önceliği kendi büyük dil modelini oluşturmak da olmayabilir. Ama aynı şirketler, veri merkezlerinin enerji ihtiyacına, soğutma altyapısına veya kritik ekipman tedarikine çözüm üretiyorsa yapay zekâ ekonomisinin tam merkezinde yer alabilir.
Teknolojik dönüşümler sadece yeni sektörler yaratmaz. Mevcut sektörlerin değerini ve önem sırasını da değiştirir.
Yapay zekâda da bugün bunun başladığını görüyoruz.
Şimdilik herkes modeli, algoritmayı ve çipi konuşuyor.
Önümüzdeki dönemde elektriği, şebekeyi, soğutmayı, araziyi, veri merkezlerini ve bütün bunların arkasındaki üretim şirketlerini çok daha fazla konuşacağız.
Çünkü yapay zekâ ekonomisinin kazananlarının tamamı yapay zekâ şirketleri olmayacak.
Bazıları sadece yapay zekânın çalışabilmesi için gereken elektriği, kabloyu, binayı ve altyapıyı sağlayacak.
Ve bana kalırsa yatırım dünyasının önündeki en ilginç fırsatlardan bazıları tam olarak burada oluşacak.
Ahmet Kerim Nalbant/TİMETÜRK