Girişimcilik ekosistemlerinde büyümeyi anlatırken genellikle aynı rakamlara bakıyoruz: kaç yatırım turu gerçekleşti, toplam yatırım hacmi ne kadar oldu, kaç yeni fon kuruldu, kaç girişim yurt dışına açıldı? Bu göstergeler elbette önemli. Ancak son dönemde sahada daha farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Yatırım haberi artıyor, yatırımcı sayısı artıyor, fonların görünürlüğü artıyor; buna rağmen erken aşamadaki girişimcinin sermayeye erişimi kolaylaşmıyor. Hatta birçok girişimci için tam tersine daha zor hale geliyor.
Buradaki temel mesele toplam para miktarından çok, bu paranın nasıl dağıldığı. Ekosistemde sermaye giderek daha seçici, daha temkinli ve daha yoğunlaşmış şekilde hareket ediyor. Yatırımcılar artık yalnızca iyi bir fikir, güçlü bir sunum ya da yüksek büyüme vaadi görmek istemiyor. Ölçülebilir gelir, sağlam ekip, tekrar eden müşteri davranışı, belirgin bir pazar ve mümkünse uluslararası ölçeklenme sinyali arıyor. Bu da girişimcinin yatırım yolculuğunu daha uzun ve daha maliyetli bir sürece dönüştürüyor.
Aslında sorun yatırımcının seçici olması değil. Seçici sermaye, sağlıklı bir ekosistemin doğal sonucudur. Sorun, erken aşama ile kurumsal yatırım sermayesi arasındaki geçiş katmanlarının yeterince güçlü olmaması. Bir girişim fikrini ürüne dönüştürdükten sonra ilk müşterisine ulaşmak, küçük ama düzenli gelir yaratmak, finansal kayıtlarını düzenlemek, değerleme mantığını kurmak ve yatırımcıya hazır hale gelmek zorunda. Fakat tam da bu noktada çoğu girişimin hem nakdi hem de zamanı tükeniyor.
Türkiye'nin girişimcilik ekosisteminde bundan sonraki tartışmayı yalnızca 'daha fazla fon kuralım' başlığına sıkıştırmamak gerekiyor. Daha kritik soru şu: Mevcut sermayeyi yatırım yapılabilir girişimlerle nasıl daha verimli buluşturacağız? Çünkü sermaye ile girişim arasında çoğu zaman doğrudan bir para problemi değil, bir hazırlık problemi bulunuyor. Yatırımcı yatırım yapılabilir şirket arıyor; girişimci ise yatırımcı arıyor. İki tarafın birbirini bulamadığı yerde ekosistem etkin çalışmıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin en değerli aktörleri sadece para koyanlar olmayacak. Girişimi yatırım sürecine hazırlayan, finansal yapısını düzenleyen, değerlemesini gerçekçi zemine oturtan, kurumsal müşteriye erişimini kolaylaştıran ve doğru yatırımcı profiliyle eşleştiren yapılar daha fazla önem kazanacak. Bir başka ifadeyle girişimciliğin yeni darboğazı fikir üretmek değil; sermayeye hazır şirket üretmek olacak.
Burada kurumsal şirketlere de önemli bir rol düşüyor. Büyük kurumların girişimcilik ekosistemine yalnızca sponsorluk, etkinlik veya ödül programı üzerinden bakması yeterli değil. Girişimin gerçek ürününü satın alan, pilot uygulama yapan, referans oluşturan ve ticari ilişki kuran kurumlar, o girişime çoğu zaman yatırımcıdan önce değer kazandırıyor. Bir kurumsal sipariş, girişimin hem gelir modelini kanıtlıyor hem de yatırımcı nezdindeki risk algısını azaltıyor.
Kamunun ve düzenleyici yapıların da odak noktasını yalnızca hibe mekanizmalarından daha geniş bir çerçeveye taşıması gerekiyor. Hibe, girişimin belirli bir aşamayı geçmesine yardımcı olabilir; ancak sürdürülebilir şirket yaratmanın yolu satıştan, finansal disiplinden ve sermaye piyasasına hazırlıktan geçiyor. Destek programlarının da girişimin yatırım alınabilirliğini ve ticarileşmesini merkeze alan bir yapıya evrilmesi önemli.
Bugün Türkiye'de güçlü teknik ekipler, iyi ürünler ve cesur girişimciler var. Aynı şekilde yatırım yapmak isteyen fonlar, melek yatırımcılar ve kurumsal yatırımcılar da var. Buna rağmen sermayeye erişim sorunu devam ediyorsa, mesele yalnızca para miktarı değildir. Asıl mesele, bu iki taraf arasındaki köprünün yeterince güçlü kurulamamasıdır.
Türkiye'nin daha fazla yatırım haberine ihtiyacı var mı? Elbette. Ama bundan daha önemlisi, daha fazla yatırım yapılabilir şirkete ihtiyacı var. Çünkü sürdürülebilir bir girişimcilik ekosistemi, yalnızca paranın büyüklüğüyle değil; sermayenin ne kadar doğru şirkete, ne kadar doğru zamanda ve ne kadar doğru hazırlıkla ulaştığıyla ölçülür.
Ahmet Kerim Nalbant/TİMETÜRK