$

Dolar

49,0139

€

Euro

56,1125

£

Sterlin

65,2519

₣

Frank

59,1884

₺

Gram Altın

6.740,8000

₿

Bitcoin

4.147.893

$

Dolar

49,0139

€

Euro

56,1125

£

Sterlin

65,2519

₣

Frank

59,1884

₺

Gram Altın

6.740,8000

₿

Bitcoin

4.147.893

Makale 28.09.2026 9 dk okuma

Yapay zekâ (AI) ve uluslararası ilişkilerin geleceği

Paylaş:

1. Dünya Savaşına doğru giden yıllarda temelleri atılan ancak bir bilim dalı olarak doğup gelişmesi daha çok 2. Dünya Savaşı sonrasına rastlayan “uluslararası ilişkiler”, geçmişten günümüze “siyaset bilimi” ya da “kamu yönetimi” gibi diğer sosyal bilim dallarının alt bir çalışma alanı olmaktan kurtulup rüştünü ispat edinceye kadar birçok aşamadan geçmiştir. Bu süreçte birçok bilim insanı, akademisyen ve yazar uluslararası ilişkiler disiplininin ayrı ve özerk bir bilim dalı olarak değerlendirilmesi açısından önemli eserlerle katkı sunmuşlardır.

İşte bu doğuş yıllarından itibaren birçok sosyal bilimcinin uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde görüş beyan ettiği önemli hususlardan biri de devletlerin dış politikalarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bu bilimsel uğraş alanı içerisinde belli başlı teorem, varsayım, yasa ve kurallar dizisini tespit ederek sistematik bir bütünselliğe ulaşmak için hangi dinamiklerin incelenmesi gerektiği konusuna yönelik olmuştur. Bu konu tartışmaya açıldığında birçok araştırmacı neticede bir sosyal bilim alanı olan uluslararası ilişkilerin toplumsal/sosyal, ekonomik, siyasal, sosyolojik ve hatta psikolojik değişkenlerin etkisi altında şekillendiğini iddia etmiştir. Sözgelimi; dış politikada karar verici durumunda bulunan liderin ya da diğer politik elitlerin kişisel özelliklerinin denkleme dahil edilmesi “politik psikoloji” çalışmalarını doğururken; meclis, bakanlık, bürokrasi vb. grupsal yapıların incelenmesi de sosyoloji eksenli analizleri zorunlu kılmıştır.

Küreselleşen ve dijitalleşen dünyada devletlerarası ilişkileri etkileyen politik, sosyolojik, ekonomik ve psikolojik öğelerin yanında listeye yeni unsurlar da eklenmeye başlamış, “teknolojik yenilik/gelişmeler”, “siber güvenlik”, “yapay zekâ” gibi yeni nesil kavramlar öne çıkmıştır. Bu yeni dönemde artık “veri” petrolden daha değerli olarak telâffuz edilirken “veri altyapısı”, “çip üretimi”, “siber güvenlik”, “siber terörizm”, “bulut teknolojileri”, “istihbarat savaşları” gibi kavramlar uluslararası siyasetin temel gündem maddesi olmuştur. Bahse konu kavramlarla dönüşen uluslararası ilişkilerin; “diplomasi”, “savaş”, “barış”, “çatışma”, “ekonomi-politik”, “uluslararası hukuk” gibi bütün dalları yeni bir forma bürünerek kendisini güncelleme mecburiyetinde kalmıştır.

Konuyu enformasyon ve savaş teknolojisindeki gelişmeler ekseninde somut ve sahadan örneklerle açmak gerekirse sözgelimi; 2022-Ukrayna müdahalesiyle uluslararası toplumun tepkisini üzerine çeken Rusya Federasyonu’nun (RF) Doğu Ukrayna’ya olan desteği NATO uydu sistemleri aracılığıyla takip ve tespit edilerek “çevrim-içi (on-line)” olarak yayınlanmıştır. Yine İsrail; fiziki saldırılar, bilim insanlarına olan suikastlar ve diğer istihbarat savaşları yanında İran’ın çeşitli kentlerdeki nükleer enerji kapasitesini hedef alarak Tahran’ın bahse konu nükleer sistemlerine elektronik ortamda birçok kez solucan bulaştırarak önemli zararlar vermiştir. Aynı şekilde birçok Avrupa ülkesi seçimlerine Moskova’nın çeşitli bilgi teknolojisi yöntemleriyle müdahale ettiğini ileri sürmüş, bu durum üzerine Avrupa Parlamentosu (AP) bu Avrupa Birliği’nin (AB) demokratik kurumlarını yabancı müdahale ve dezenformasyona karşı korumak amacıyla teknolojik altyapıya sahip ve bağımsız bir “Avrupa Demokratik Direnç Merkezi” kurulmasını gündemine alınmıştır.

Özellikle Yapay Zekâ (AI) odaklı gelişmeler son yıllarda devlet ve toplum hayatının tamamına nüfuz ederek küresel ölçekte çeşitli tartışmaları ve felâket senaryolarını dolaşıma sokmuş, yapay zekâ teknolojilerine izin verilmesi ya da bir yerde bu teknolojik sıçramanın durdurulması seçenekleri arasında dönen tartışmalar bütün dünyayı resmen ikiye ayırmıştır. Bu bağlamda dünyanın önde gelen AI firmalarının yetkilileri ve CEO’larının yaptıkları açıklamalar nasıl bir kıyamet senaryosu ile karşı karşıya kaldığımızı gözler önüne sererken insanlığın geleceği hakkında da derin endişelerin oluşmasına yol açmıştır.

Yapay Zekâ teknolojisinin uluslararası ilişkilere etkisi bu teknoloji seviyesinin kullanım alanları ile bu alandaki otoritelerin yönlendirici, manipülatif ve subjektif davranışlarıyla yakından ilgilidir. Özellikle mevcut kriz ve çatışma bölgelerinde etkin bir şekilde kullanılan yapay zekâ teknolojileri savaş alanlarında daha yoğun, etkin ve sofistike uygulamalarla gündeme gelmektedir. İsrail ordusunun (IDF) Gazze Soykırımı bağlamında yapay zekâ teknolojilerini kullandığı bu teknolojilerin (Gospel) ise söz konusu bölgede (Gazze Şeridi) hedef alınan binalardaki nüfusun yaşı, cinsiyeti, kişisel özellikleri, bireylerin ve grupların hareketleri ile davranış kalıpları hakkında çeşitli bilgiler sunarak raporlama ve takip yaptığı hatta bu bilgiler üzerinden hedef tespiti yaptığı bilinmektedir. Yine güncel bir çatışma bölgesi olan Yemen’de İran vekil gücü/aktörü olarak konumlanan “Husilerin” envanterindeki birtakım füze ve silahlarda “Claud” yapay zekâ yazılımının kullanıldığı tespit edilmiştir.

Günümüzde eğitim, öğretim alanında, bilimsel ve akademik etkinliklerde; proje, tez, ödev, çalışma vb. gibi materyallerin üretiminde çok yaygın kullanılan ve bilişim teknolojilerinde adını sıkça duymaya başladığımız yapay zekânın devletlerin tarihi, kurumları, hukuksal ve askeri yapıları hakkında dezenformasyon içeren bilgiler üreten ve sunan bir mecraya dönüşmeye başlaması birçok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Bu bahse konu teknolojinin güvenilirliği tartışması yanında modern ulus devletin egemenliğine yönelik yeni ve başka bir meydan okumayı daha gündeme getirmiştir. Devletler dönüşen ve “post-Vestfalyan” bir görünüme bürünen mevcut uluslararası sistemde devlet-dışı aktörlerin ve hibrit güvenlik tehditlerinin sayısındaki artışa bağlı olarak aşınan egemenliklerini bilindiği gibi devlet-altı ve devlet-üstü seviyelerde diğer aktörlerle paylaşmak durumunda kalmışlardır.

Uluslararası sistem ABD ve Çin’in başını çektiği bir “tekno-kutuplaşma” çağına girerken devletlerin ulusal egemenlikleri açısından birçok risk de belirginleşmeye başlamıştır. Yapay zekâ modellerini geliştiren aktörlerin sınırlı sayıda olması ve bu sınırlı sayıdaki aktörlerin mevcut teknolojilere yön veren tekel konumunda bulunması mevcut uluslararası sistemi dijital asimetrinin ve algoritmik tahakkümün arttığı bir “tekno-kutup” düzene sürüklemektedir. Halihazırda egemenliğinin kullanımına ortak olan birçok devlet-dışı aktörle ilişki kurmak zorunda kalan modern ulus-devlet, post-modern dönemde egemenliğine yönelik siber güvenlik tehditleriyle de karşı karşıya kalmıştır. Bu tehditler, üzerinde herhangi bir denetimin olmadığı yapay zekâ tarafından üretilmiş manipülatif bilgilerin çok hızlı dolaşıma sokulmasıyla ortaya çıkmakta ve “uluslararası ilişkiler”, “diplomasi”, “strateji”, “egemenlik”, “hukuk” ve “iletişim” kavramlarının tam merkezine hücum etmektedir.

Nitekim geçtiğimiz günlerde OpenAI’ın geliştirdiği bir yapay zekâ ajanının Avustralya hükümetinin sağlık verileri portalına siber saldırı düzenleyip yetkisiz olarak dosyalara erişmesi ülkedeki idari ve siyasi sistem açısından kısa sürede büyük bir paniğe yol açarken devletlerin nasıl bir teknolojik güvenlik riski altında olduğunu göstermiştir. Adı geçen yapay zekâ ajanına sağlık ve tıbbi istatistikleri araştırma yönünde zararsız bir görev verilmesi ile başlayan olay, ajanın; diğer üç web sitesinde normal bir kullanıcı gibi hareket etmesiyle gelişmiş, Medicare portalından bilgi talebine yanıt alamayınca sisteme sızarak verilere ulaşması neticesinde ise kontrolden çıkarak kriz ile sonuçlanmıştır. Hollanda’da ise 7 güvenlik kurumu, yapay zekanın siber tehditleri hızlandırdığı ve kötü niyetli daha geniş kesimin saldırı düzenlemesine imkân tanıdığı uyarısında bulunması, durumun uluslararası sistemdeki siyasal sistemler/devletler açısından tehlikenin boyutunu açık hale getirmiştir.

Tek tek devletler açısından giderek büyük bir güvenlik endişesine dönülen bu durum haliyle devletlerden meydana gelen uluslararası sistemi de yakından ilgilendirmekte, kısa vadede BM çatısı altında veya diğer küresel girişim ve platformlarda acil bir eylem planının ve yapay zekâya yönelik tedbirlerin uygulamaya koyulmasını gerektirmektedir. Mevcut AI teknolojilerinde küresel tahakküme sahip küresel aktörler olan ABD ve Çin’in politikaları büyük önem taşımaktadır. Özellikle son 1 yılda 2 kez gerçekleşen Trump-Xi Jinping görüşmesinde de dosya konusu olarak gündeme geldiği bilinmektedir.

Dijital çağda yapay zekâyı geliştiren aktörlerle bu teknolojiye bağımlı olan aktörler şeklinde bir ayırımın ortaya çıkması “algoritmik tahakküm” olarak adlandırılan olguyu gündeme getirirken küresel siyaset ABD ve Çin menşeli büyük teknoloji şirketlerinin başını çektiği bir kutuplaşmaya şahit olmaktadır. Kendi yapay zekâ teknolojisini geliştiremeyen aktörler ise bu iki kutuptan birisine dahil olarak global majör aktörlerin ürettiği bilgi sistemine bağımlı olarak başkaları tarafından tanımlanan bir bilgi düzeni içerisinde yaşamak zorunda kalmaktadır. Fiziksel (sınır) egemenliğin yanında yeni dönemde “dijital özerklik” ve “teknolojik bağımsızlık” gibi kavramları öne çıkaran, onlara yaşamsal bir önem atfeden “tekno-kutup” dünyada yerel ve ulusal girişimler/hamleler giderek stratejik bir değer taşımaya başlamaktadır. Bu nedenle aralarında Türkiye’yi de sayabileceğimiz birçok ülke bugün bütün ulusal kaynaklarını, dikkatini ve enerjisini yerli ve milli teknolojileri geliştirmeye ayırmaktadır.

Kısacası bugün geldiğimiz noktada yerelden toplumsala, oradan da ulusala ve nihayetinde küresel olana kadar birçok kategorilere ayırarak inceleyebileceğimiz insan ilişkilerinin en kapsamlısı olan uluslararası ilişkiler, yapay zekâ teknolojilerinin de etkisiyle tarihte görülmemiş ölçüde bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu dönüşüm uluslararası ilişkilerdeki güç dağılımı, bağımlılık ilişkileri ve devletlerin egemenliği tartışmalarını kendi perspektifi ile gündeme getiren oldukça stratejik bir konuma erişmiş bulunmaktadır.                     

Dr. Mehmet Babacan/TİMETÜRK

Etiketler:
Dr. Mehmet Babacan
Dr. Mehmet Babacan

Köşe Yazarı