$

Dolar

46,8265

Euro

53,6186

£

Sterlin

62,6094

Frank

58,2828

Gram Altın

6.302,2800

Bitcoin

2.974.900

$

Dolar

46,8265

Euro

53,6186

£

Sterlin

62,6094

Frank

58,2828

Gram Altın

6.302,2800

Bitcoin

2.974.900

Makale 06.07.2026 7 dk okuma

Yalan ve yalancı

Paylaş:

İnsanlar arası iletişimin başlangıcı ile yalanın icadı muhtemelen aynı döneme denk gelir; yani yalan söylemek, kendini ifade etme ihtiyacımız kadar eski bir olgudur. Belki de ilk atalarımız; vahşi hayvanlardan korunmak, kısıtlı yiyecek ve su kaynaklarını güvenceye almak ve hayatta kalma mücadelesinde rakiplerine karşı üstünlük kurabilmek adına aldatıcı bir dil kullanmaya mecbur kalmışlardı. Yaşamsal ihtiyaçlar ve zorunluluklar ilk yalanların harcını karmış; işin içine bilinçli aldatma ve kandırma da eklenince, insanoğlunun yalanla olan o karmaşık dostluk ve düşmanlık hikâyesi başlamıştır.

Bu noktada, düşünce tarihinin en ünlü paradokslarından birini hatırlamak gerekir: Bir yalancı çıkıp da "Ben yalan söylüyorum" derse, bu ifade teknik olarak yalan mıdır? Eğer kişi gerçekten yalan söylüyorsa, kurduğu bu cümleyle aslında doğruyu dile getirmiş olur. Peki, o zaman bu kişiye hâlâ yalancı diyebilir miyiz?

Zaman ilerledikçe yalanı ayırt etmek zorlaşmış ve insanlar genel geçer kalıplara sığınmıştır; örneğin MÖ 600 yıllarında yaşayan Yunan kâhin Epimenides, "Bütün Giritliler yalancıdır" diyerek insanın bu paradoksal yapısına çok erken bir dönemde dikkat çekmiştir.

Yalanı yakalanır mı?

Buna karşın, toplumsal düzende yalanı ayırt etmek için uzun süre dini ritüellere ve fiziksel testlere güvenilmiştir. Eski Hint tıp metni Sushruta Samhita yalan söyleyen birinin vücut dilindeki ve fizyolojisindeki değişimleri listelerken; eski Avrupa ve Çin geleneklerinde ise yalanla suçlanan kişilerin kutsal bir ekmeği veya kuru pirinci boğulmadan yutup yutamadıkları test edilirdi.

Yalan tespitinde bilimsel yöntemlere geçiş, 1897'de kan basıncı ve cilt iletkenliği gibi temel fiziksel ölçümleri kullanan İtalyan doktor Cesare Lombroso ve araştırmacı Georg Stick ile anılır.

Nihayet 1921 yılında Amerikalı psikolog John Augustus Larson modern yalan makinesini (poligraf) icat ederek nabız ve solunum gibi değerleri ölçmüş, yalanı kanıtlamayı modern adli tıbbın bir parçası haline getirmiştir. Sonraki yıllarda yapılan araştırmalar aldatma psikolojisinin derinlerine inerken, günümüzde FBI gibi kurumlar yalanı yakalamak için duygusal değişimler ile zihinsel ipuçlarını harmanlayan analiz yöntemleri kullanmaktadır. Fakat kullanılan araçlar veya bilimsel bulgular ne olursa olsun, insanı yalan söylemeye iten temel motivasyonlar tarih boyunca hep aynı kalmıştır.

Usta yalancılar!

Mitolojide Cassandra’ya, tanrı Apollo tarafından geleceği görme yeteneği verilmişti. Ancak genç kadın Apollo’nun aşkını reddedince, tanrı onu "kehanetlerine hiç kimsenin inanmaması" için lanetledi ve Cassandra’nın Truva Savaşı’na dair hayati uyarıları trajik bir şekilde boşa gitti.

Yalanı bir retorik sanatı gibi kullanarak kitleleri peşinden sürükleyenlerin başında ise "kehanet tacirleri" gelir. Bunun en somut örneği, 19. yüzyılda yaşamış İskoç bir asker olan Gregor MacGregor’dur; kendisi Orta Amerika’da "Poyais" adında tamamen hayali bir ülke uydurmuştur. İnsanlara bu tropikal cennet vaadiyle sahte arsa tapuları satmış ve yüzlerce kişiyi dolandırmıştır.

Kutsal metinlerde (Yeremya Kitabı) adı geçen sahte peygamber Hananiah da Babil esaretinin iki yıl içinde biteceğini müjdeleyerek, halkı 70 yıllık uzun bir sürgüne hazırlamaya çalışan gerçek peygamber Yeremya’yı yalanlamıştır. Tabii ki Hananiah’ın bu kehaneti hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.

Amerika’da "Millerci" hareketini başlatan Baptist vaiz William Miller ise İsa'nın yeryüzüne ikinci gelişini önce 1843, ardından 22 Ekim 1844 olarak duyurmuş, bu tahminin boşa çıkması tarihe "Büyük Hayal Kırıklığı" olarak geçmiştir.

Ünlü kâhin Nostradamus 16. yüzyılda gerçekten gizemli dörtlükler yazmış olsa da, onun bu mirası günümüzün modern kehanet yalancıları tarafından suistimal edilmektedir. Örneğin 11 Eylül saldırılarından hemen sonra, Nostradamus'un bu felaketi önceden bildiğini iddia eden uydurma bir şiir internette hızla yayılmış ve doğrulama platformları devreye girmek zorunda kalmıştır.

Bir de kendilerine ilahi bir kutsallık veya kurtarıcılık (mesihlik) rolü biçen sahte peygamberler vardır. Bu tanım, 17. yüzyılda Yahudi dünyasında büyük yankı uyandıran Sabatay Sevi veya yakın tarihteki David Koresh gibi isimler için kullanılır.

Osmanlı İmparatorluğu'nda kendisini Yahudi Mesih ilan eden karizmatik Sabatay Sevi (1626–1676), padişahın kendisine sunduğu "ölüm ya da din değiştirme" ültimatomu karşısında hayatta kalmayı seçerek İslam'a geçmiştir. Hindistan'da Ahmediye hareketinin kurucusu olan Mirza Gulam Ahmed (1835–1908) ise kendisinin vaat edilen Mesih ve İsa’nın ruhani dönüşü olduğunu iddia etmiştir. Rusya'da ise 1991 yılında "Son Vasiyet Kilisesi"ni kuran Sergey Torop adındaki eski bir Sibirya trafik polisi, kendisinin İsa Mesih'in reenkarnasyonu olduğunu öne sürmüştür.

 

Sıradan yalanlar!

Gündelik hayatta insan en çok cezalandırılmaktan korktuğu için yalan söyler; bu hem çocuklarda hem de yetişkinlerde en sık rastlanan savunma refleksidir. Buradaki tek amaç, yapılan bir hatanın doğuracağı olumsuz sonuçlardan kaçmaktır; örneğin bir iş başvurusunda adayın, seçilme şansını artırmak için özgeçmişine yalan yanlış deneyimler eklemesi gibi. Benzer şekilde, elde edilmesi zor bir kazanç veya ödül olduğunda da insan yalan yola sapabilir. Eğer ortada bir şiddet riski ya da fiziksel zarar tehdidi varsa, yalan bir nevi koruyucu kalkan vazifesi görür. Evde tek başına olan birinin kapıyı çalan yabancıya yalan söylemesi buna örnektir. Kendini güvenceye almak adına annesinin veya babasının o an meşgul olduğunu söyleyerek tehlikeyi uzaklaştırmaya çalışır.

Bazı insanlar ise sadece çevresindekilerin hayranlığını kazanmak ve popüler olmak için yalan söyleyerek kendilerine sahte bir kimlik yaratırlar. Keyifsiz ya da sıkıcı bulduğumuz ortamlardan kibarca sıyrılmak için de yalanlara başvururuz. Katıldığımız bir davette ortam kasvetli veya sıkıcıysa, oradan ayrılmak için acil bir işimiz olduğu bahanesini uydurabiliriz. Bazen de insan, kendisini küçük düşürecek veya utandıracak durumlardan kurtulmak ister. Toplum içinde mahcup olmamak adına gerçeği çarpıtarak durumu mantıklı göstermeye çalışır. Örneğin altına kaçıran bir çocuğun, pantolonundaki ıslaklığın koltuktan ya da kaza ile dökülen bir sudan kaynaklandığını iddia etmesi tamamen bu utancı örtbas etme çabasıdır.

Yalan haram mı?

Bizim kültürümüzde yalan ahlaki olarak "haram" kabul edilse de, çok sınırlı durumlarda tolere edilmiştir. Bir insanın hayatını kurtarmak, yıkılmak üzere olan bir yuvayı kurtarmak veya büyük bir zararı engellemek gibi toplumsal yarar ve kişisel güvenlik durumlarında yalana istisnai olarak izin verilmiştir.

Ancak İslam inancında yalan özünde en büyük günahlardan biridir; ikiyüzlülüğün (münafıklığın) en net işareti sayılmış ve kesin bir dille yasaklanmıştır.

Bugün Türkiye'de yaşayan insanların %99'unun Müslüman olduğunu biliyoruz; peki bu istatistiğe bakarak "Toplumun neredeyse tamamı Müslümandır, dolayısıyla kimse yalan söylemez" demek ne kadar gerçekçidir?

Oysa Hz. Peygamberin ifadesi ile:

“Bir kişinin kalbinde aynı anda iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz.”

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Etiketler: